Özel Röportaj: Zare’den bu yana Kürt Sineması’nda neler değişti?

15 Ocak 2015 Tarihinde Tarafından Genel, Sinema, Söyleşiler Kategorisinde Yayınlanmıştır.

İlk Kürt filmi Ermenistan’da çekilen, 1926 yapımı Zare olarak kabul edilse de, Kürt Sineması’nın tohumları 1990’lı yılların başında atılmaya başlandı. O yıllardan bu yana Kürt Sineması’nda çok şey değişti. Kürt yönetmen Caner Canerik‘e göre bu değişimde baskılara karşı verilen toplumsal mücadelenin büyük etkisi oldu.

Röportaj: Mehtap Doğan

Vodka Lemon

 

İlk Kürt filmi Ermenistan’da çekilen, 1926 yapımı Zare olarak kabul edilse de, Kürt Sineması’nın tohumları 1990’lı yılların başında atılmaya başlandı. Kürtçe dublajlı ilk film ‘Xecê û Siyabend’ 1991’de, ‘Kilamek ji bo Beko’ 1992’de çekildi. O günden bu yana Kürt Sineması’nda çok şey değişti.

 

Kilometre Zero

 

Kürt yönetmen Bahman Ghobadi’nin ‘Sarhoş Atlar Zamanı’ filmiyle Cannes’da Altın Kamera Ödülünü, Hiner Saleem’in ‘Vodka Lemon’ filmiyle Venedik Film Festivali’nde San Marco ödülünü alması, Saleem’in ‘Kilometre Zero’ filminin Cannes Film Festivali’ne resmi olarak kabul edilmesi kuşkusuz Kürt Sineması kadar Kürtlerin yaşadıkları sorunları da görünür kıldı.

 

Sürü - Yılmaz Güney

 

O coğrafyanın dilini, kültürünü, siyasetini, ulusal özlemlerini, gündelik gerçekliklerini, yoksulluklarını, ezilmişliklerini, feodalliklerini kısacası bütün gerçekliklerini Türkiye’de beyaz perdeye ilk kez taşıyan isimse Yılmaz Güney oldu. Günümüzde Kürt Sineması’nın hak ettiği değeri gördüğünü, kolaylıkla gösterim alanı bulduğunu söylemek pek mümkün değil. Ancak adından ve sinemasından övgüyle bahseden Kürt yönetmenlerin sayısı her geçen gün daha da çoğalıyor.

 

Caner Canerik

 

Filmlerini Cannes Film Festivali’nden Berlin Altın Ayı’ya, Altın Portakal’dan SİYAD’a kadar pek çok yerde seyirciyle buluşturan Dersimli yönetmen Caner Canerik ile Kürt Sineması’nı son yıllardaki atağını, dününü ve bugününü konuştuk.

sanatFilan: Son yıllarda Kürt sineması kendisine bir kimlik yarattı ve yükselişe geçti. Bu yükselişi neye bağlıyorsunuz?

Caner Canerik: Bu yükseliş özgürlük hareketinin yarattığı değerlerin olgunlaşması ve bu paralelde yetişen nesillerin ciddi üretimlerle ortaya çıkmasından kaynaklanıyor. Kürt sineması kavramının Türkiye’de yeni tartışılıyor olması Kürdistan’ın diğer parçalarında bu kavramın kullanılmadığı anlamına gelmiyor. Türkiye özelinde şunu söylemek mümkün: Kürt özgürlük hareketinin yönlendirmesi ve baskılara karşı verilen toplumsal mücadele kuşkusuz ki sinema alanında da ilk adımların güçlü atılmasına sebep oldu.

sanatFilan: Türkiye’de Kürt sinemasının dününü ve bugününü değerlendirir misiniz? O yıllardan bu yana neler değişti?

Caner Canerik: Sinema alanında yetiştirilen ya da var olmak isteyen gençlerin önemli bir bölümü aktivistlerden oluşuyor. Hayata bakış açıları, devrimci dinamiğin getirdiği üretim gücü, yeni bir dünya hayaliyle ortaya sunulan alternatif yaklaşımlar kuşkusuz ki önemli bir katalizör etkisi yarattı. Üretilen eserlerin önemli bir bölümünde kültürel olarak Kürtlerin rengi fazlaydı. Çünkü, ilk adımların atıldığı, iletişimin bu kadar güçlü olmadığı bir dönemden bahsediyoruz. Aradan 15 yıl geçmiş olsa da, özellikle internet gibi dünya sinemasının hemen tüm örneklerine masa başından ulaşma imkanının o dönemde olmaması, dışsal etmenlerden daha uzak, daha kendi bakış açıları ve kültürlerini yansıtmalarını zorunlu kılıyordu. İkinci nokta ise politik olarak dinamik bir ortamın, politik bir izleyici grubunun olması ve “sanatsal” kaygılardan öte tüm eleştirilerin politik bir perspektiften sunumu, üreticilere genel izleyici kitlesinin rengini, duruşunu ve kültürünü aktarmayı dayatıyordu. Sinemacılar kitlelerden çok kopuk olmadıkları için de bu eleştiriler ve yönlendirmeler karşılıklı bir anlayış çerçevesinde yürüyordu.

 

Kürt Sineması

 

sanatFilan: Peki bugünkü Kürt Sineması’nı kimler temsil ediyor?
Caner Canerik: Bu günlerde Kürt sineması diye tanımladığımız dünya içerisinde yer alan sinemacıların önemli bir bölümü akademi çıkışlı, dünya sinema tarihini ve sinema akımlarını iyi bilen ve bu gerçekten ayrı hareket etmeyen bir kuşaktan oluşuyor. Dijital teknolojinin gelişmesi ve yapım sürecinde kullanılan tüm alet edavatların ucuzlaması geniş bir kitlenin sinema ile kendini var etmesine olanak sağladı. Elbette ki katılımın güçlü olması, farklı renklerin de bu alanda var olması zenginliktir.

Gelinen süreçte Kürt sinema dünyasında iki büyük sıkıntıyla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Bunlardan en önemlisi, üretilen eserler içerisinde konu, hikaye, mekan gibi tüm etmenler Kürt tanımı içerisinde yer alırken, biraz önce bahsettiğim dünyadaki sinema akımlarından etkilenmeler Kürt Sineması’nın ortaya çıkışında önemli bir engel oluşturuyor. Kürtler kendi hikayelerini kendi görsel anlayışlarıyla aktarma yöntemindense, etkilendikleri sinema akımlarının renkleriyle var olmayı seçiyorlar. Akademik bilginin sinema dünyasına aktarımında var olan kalıpçı anlayış özellikle belgeselde kendini gösteriyor ve “iyi belgesel” ya da “iyi bir kurmaca film” akademide öğretilen kurallar çerçevesinde en iyi şekilde uygulanan olarak görülüyor.

 

Caner Canerik

 

sanatFilan: Sinemanın akademik kuralları olmamalı mı?

Caner Canerik: Elbette ki, sinema dilinin belirli asgari alt yapısı, kuralları var ancak bütünüyle kuralcı yaklaşımlar üretimleri sınırlıyor. Çok kötü taklit eserlerin ortaya çıkmasından öte bir işe de yaramıyor. Keza, izleyici ile aralarında büyük bir kopuşu da sağlıyor. Bir diğer sıkıntı yaratan olgu ise henüz Kürt Sineması kavramı tam anlamıyla yerine oturmamışken, maalesef Türkiye’de Kürt sinema dünyasında piyasacı bir anlayışın hakim olduğunu görüyoruz. Kapitalist sistemde eleştirdiğimiz star sisteminin bir benzeri ne yazık ki Kürt Sineması’nın oluşum aşamasında etrafını sarmış durumda. Mevcut kapitalist star sistemi kadar yoğunluklu / etkileyici olmamakla birlikte, kendi küçük dünyası içerisinde alternatiflerin, farklı renklerin öne çıkmasını engelliyor. Burada elbette ki sistemle, – sistemin sinema dünyasıyla- var olan kafa kol ilişkilerinin de önemli bir etkisi mevcut. Yapılan çok kötü bir eser parlak bir Kürt filmi olarak sunulabiliyor. Ya da gerçekten iyi üretilen ancak kendi rengiyle var olmaya çalışan bir yönetmen ve onun eseri ötekileştirilebiliyor.

Türkiye de var olan hakim sistem, siyasal yönetim hangi Kürt gruplarıyla ilişki içerisindeyse, o gruplara mensup veya yakın kişilerin üretimleri öne çıkartılabiliyor. Bu maalesef ki var olan kapitalist sistemin gerçeği. Hemen hemen tamamının kendisini “Sosyalist” diye tanımladığı Kürt sinemacıları da bu gerçeği yadsımadan kullanıyorlar. Sistemin beğenisini almak için yapılan filmler her ne kadar yönetmeni veya yapımcısı tarafından Kürt filmi olarak tanımlansa da, eklemlenmeye (Embedded sinemacı) çalışan Kürt filmi veya yönetmeni olarak tanımlamak daha doğru olur. Keza son yıllarda bunun çok örneklerini gördük.

sanatFilan: Bahman Ghobadi’nin ‘Sarhoş Atlar Zamanı’ filmi, Hiner Saleem’in ‘Votka Limon’ filmi ve Saleem’in ‘Kilometre Zero’ filmi Kürt Sineması tarihinde nasıl bir öneme sahip?

Caner Canerik: Kürtlerin siyasal yaşamdaki en önemli sıkıntısı meşruiyettir. Bu filmler sanatsal, sinemasal olarak siyasi ve toplumsal meşruiyeti sağlamada önemli bir rol oynadı.

Ben aramızdan erken ayrılan iki ismi çok önemsiyorum, yaşıyor olsalardı Kürt Sineması’na asıl rengini verecek olanlar onlardı. Halil Uysal ve Taha Karimi gerçek anlamda Kürt Sineması yapan iki insandı. Yine de piyasaya bulaşmamış ve Kürt illerinde kendi kimliğiyle var olmaya devam eden gençlerden umutluyum.

 

Caner Canerik

 

sanatFilan: Kürt kelimesini kullanmaya bile çekinenlerin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Öyle ki Kürt böreğine bile “kurt böreği” diyenler var. Henüz Kürt söylemine alışamamış bir toplumda Kürt Sineması yapmanın zorlukları neler?

Caner Canerik: Kürtler artık kendi kimlik ve kültürleriyle yaşamayı öğrendiler. Kendilerinin nasıl tanımlandıklarını artık çok fazla umursamıyorlar. Dolayısıyla herhangi ciddi bir zorluk da yaşamıyorlar. Eklemlenmek isteyen sinemacılar sadece kendi kimlikleriyle var olamadıkları için, kimlik bunalımı yaşıyorlar.

sanatFilan: Türkiye’de ilk kez Çek Çek belgeseli Türkçe altyazılı olarak televizyonda gösterildi, Shahram Alidi’nin ‘Whisper With The Wind’ (Sirta La Gal Ba) filmi Cannes başta olmak üzere pek çok festivalde seyirci karşısına çıktı, Min Dît filmi Antalya Film Festivali’nde yarışma bölümüne kabul edildi, Kürt yönetmen Bahman Ghobadi Antalya Film Festivali’nin uluslararası yarışmasında jüri başkanlığı yaptı, Londra’da Kürt film festivali düzenleniyor. Bütün bu gelişmelere bakarak artık Kürt Sineması gösterim alanı bulmakta zorlanmıyor demek mümkün mü?

Caner Canerik: Avrupa’nın hemen her ülkesinde Kürt film festivalleri yapılıyor, Kürt filmleri pek çok uluslararası festivallere davet ediliyor. Bunlardan daha da önemlisi, Kürt halkı kendi renginde, dilinde ve kendi yaşadıklarını aktaran çalışmalara her zaman için sahip çıkıyor. Ciddi bir izleyici kitlesi olduğundan bahsedebiliriz. Sinema salonlarındaki şirket hakimiyetleri ve piyasa filmleriyle aynı kulvarda yarışma imkanı maalesef bulamıyorlar.

 

Caner Canerik

 

DEVASA BİR DÜNYA BEKLİYOR

sanatFilan: Kürt Sineması’nda en çok hak arayışı ve özgürlük mücadelesi konu ediliyor. Bunun altında yatan en önemli nedenler neler? Sizce içerik açısından da bir değişim söz konusu mu?

Caner Canerik: Eğer ki bir toplum ve o toplum ile bağlantılı bir sanatçı kendi yaşadığı sorunları değil, olmadık meseleler üzerine yoğunlaşırsa zaten burada sıkıntı var demektir. Kürt sinemacıların hak arayışı ve özgürlük mücadelesini ele almaları kanımca yeterli seviyeye dahi ulaşmamıştır. 40 Yıllık bir dinamik toplum ve yaşanılan efsanevi hikayeler var. Bunların henüz 3-5 tanesi ancak ele alındı ve devasa bir dünya bekliyor. Bunlar işlenmeden, fantastik bir sinema anlayışına geçmek gerçekçi olmayacaktır. Bu bağlamda sanırım ki tek bir cümle daha eklenebilinir. O da, hak arayışı, özgürlük mücadelesini ele alan çalışmalar daha estetik bir sunumla aktarılabilir. Konu değil ama sunumda iyileştirmeye, yeniliğe ihtiyaç var. Estetik ve sinema konusunda biraz yol alınması gerekiyor.

sanatFilan: Bahman Ghobadi yaptığı filmlerle sinema tarihine “Kürt Sineması” tanımının girmesine sebep oldu. Türkiye’de ise Yılmaz Güney Kürt sinemasının öncü isimlerinden biri olarak gösteriliyor. Yılmaz Güney’i Yılmaz Güney yapan filmlerinde Kürt karakterler var ama onun sinemasına Kürt sineması demek doğru mu?

Caner Canerik: Bir sinema filmini tanımlarken, o tanımı hak edecek duyguyla yapılıp yapılmadığına bakmak gerekir. Güney sinemasını değerlendirmek haddimiz değil ama son dönem yaptığı filmlerin önemli bir bölümü Kürt Sineması kavramı içerisinde değerlendirilebilinir. Çünkü dil Türkçe olmasına rağmen, kendisi de bir Kürt olarak, Kürt halkının duygularını çok net bir şekilde aktarmayı başarmıştır. Bunlar haricinde zaten filmleri bir toplum ile özdeşleştirmek için gerekli başka şart yoktur.

sanatFilan: Yönetmen Müjde Arslan bir röportajında “Kürt illerinde her yıl film festivallerinin sayısı artmasına rağmen, halk hâlâ sinemaya son derece mesafeli ve tereddütlü. Çünkü kamera bugüne kadar hep iktidarın aracı olmuştur; bu aracın bir gün onlara dönüp, onların hikâyesini anlatacağının güveni ve sempatisi oluşmadı henüz” diyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Caner Canerik: Arslan’a katılmıyorum. Kürt bölgelerindeki sinema festivalleri genellikle çok elitist bir yaklaşımla gerçekleştiriliyor. Ciddi paralar harcanarak yapılan sunumlar halkın yabancılaşmasını beraberinde getiriyor. Bununla birlikte, festival yapmak için festivaller yapılınca ilginin de az olması kaçınılmaz. Elbette ki şunu da unutmamak gerekiyor uzun yıllardır Kürt bölgelerinde halkın kendini bulabileceği filmlerin gösterimine izin verilmedi ve sinema salonlarıyla yabancılaşma yaşandı. Bunlar aşılmadan izleyici sayısında artış olması zor. Arslan’ın bu tanımı oryantalist bir yaklaşımdan kaynaklı. Katılmıyorum.

sanatFilan: Sürü, Yol, Hakkari’de Bir Mevsim, Büyük Adam Küçük Aşk, İki Dil Bir Bavul gibi filmler Kürt Sineması’nın başarılı örnekleri arasında sıralanıyor. Sizce Türkiye’de Kürt Sineması tanımına uyan filmler hangileri?

Caner Canerik: Bahsettiğiniz filmlerin çoğu Kürtler ile ilgili olarak çekilmiş olmasına rağmen Kürt Sineması kavramının çok dışında olan filmler. Hakkari’de Bir Mevsim gibi bir film Türkiye solcularının Kürtleri aşağıladığı, onlara tepeden bakan gizli ırkçılığın had safhada olduğu filmlerden bir tanesidir. Dolayısıyla Türkiye’de Kürtleri Kürtlerin perspektifinden anlatan Türk yapımı filmden bahsetmek çok zor.

 

CANER CANERİK KİMDİR?

Caner Canerik

Dersim’de yaşayan Kürt Yönetmen Caner Canerik, bugüne kadar Muhtar (Muxtar), Ot (Was), Nava, Phepuğun Sesi (Die Stimme des Phepug), Bertij (Güneşle Gelenler), 73. Millet, Raa Hagi, Muya Şha, Bava (Düzgün), Pirde Sur, Dersimist, Pheti, Sayd, Sarının Üstü Düzgündür, Eyüp Sultan, Gül-i Zare, Alaman Küreği isimli belgesellerin yanı sıra İki Balık, Dört Kişi, Masal ve Savaş Oyunu isimli kısa filmleri de yönetti.

Antalya Altın Portakal Film Festivali belgesel dalı finalisti ve SİYAD En İyi Belgesel Ödülü Adayı olan 2013 yapımı Ot (Was) isimli filmi 2. Vangölü Film Festivali, İnci Kefali Sinema Ödülleri’nde En İyi Belgesel seçildi. Film yurtiçinde düzenlenen pek çok festivalin yanı sıra Londra, Cannes, Berlin ve Irak’ta da seyirciyle buluştu.