Yeşilçam’dan Hollywood’a uzanan kadın hikayeleri

28 Mart 2016 Tarihinde Tarafından Emek, Genel, Kadın, Sinema, Velev ki Kategorisinde Yayınlanmıştır.

Oyuncu Nurgül Yeşilçay geçtiğimiz günlerde, “Diziden ayrılış nedenini açıklarsam yer yerinden oynar” diye hakkında açıklamalarda bulunan rol arkadaşı Erkan Petekkaya’ya cevabını Ayşe Arman’ın köşesinden vermiş ve çok konuşulacak bir tartışmanın fitilini ateşlemişti. Petekkaya’nın cinsiyetçi tutumlarına dikkat çeken ve “Kendi erkekliğini benim kadınlığım üzerinden taçlandıramazsın; ben buna izin vermem” diyen Yeşilçay’a rol arkadaşı cevap vermekte gecikmedi. Açıklamalar daha önceki dizilerinde tecavüz etmeyi, adam öldürmeyi, çocuk dövmeyi meşrulaştıran oyuncuya yakışır nitelikteydi: “Nurgül’ün nesini taciz edeceğim, Beyonce mi o?”, “Biz, bir kadın olduğu ve evlat sahibi olduğu için onun 1 buçuk senedir yaptığı bütün ahlaksızlıklara göz yummuş ve sineye çekmiş insanlarız”, “’Ben bir kadınım’ dediği halde ne bir insana ne de bir kadına yakışmayacak hakaretler ve terbiyesizlikler etmiştir”, “Ne içtiği belli olmayan bir kadındır”, “Söylemediğimiz o kadar çok şey var ki kadın diye söylemiyoruz. Benim de annem bir kadın”…

Yeşilçay’ın çok konuşulan açıklamaları, dizi sektöründe yaşanan tacizleri, sözlü şiddeti, cinsiyetçiliği ifşa etmesi açısından önemliydi. Aslında bu Türkiye Sineması’na emek veren erkeklerin cinsiyetçi tavırlarıyla ilgili ilk tartışma değildi.

Mehtap Doğan

Benzer bir tartışma da 52. Uluslararası Antalya Film Festivali döneminde, Oyuncu Vildan Atasever ve Yazar Ali Can Sekmeç arasında geçmişti. ‘Kadının Dünya ve Türkiye Sinemasında Temsili‘ başlıklı panele katılan Sekmeç‘in Neriman Köksal’ı anlatırken kullandığı “Kafaların dönüp baktığı kadın” tanımlaması oyuncu Vildan Atasever‘i çileden çıkarmış ve tepkisini şu sözlerle ifade etmesine yol açmıştı: “Kadının bu şekilde anlatılmasından nefret ediyorum. Türkiye’de kadınlar ancak 1970’li yıllarda feminizmle birlikte belli bir alanda söz hakkına sahip olmaya başladılar. 50’li yıllarda sahneye çıkan kadınlara ne gözle bakılıyordu? Bir kadın kendini özgürce ifade edip, istediği sanatı yapma, kendi fikirlerini söyleyebilme özgürlüğüne sahip değildi. Bugün bile sahip değiliz. Kadınlar olarak büyük sorumluluklarımız var. Biz de sadece erkekler gibi işimizle uğraşabilsek çok daha başarılı olabiliriz. Biz çocuk doğurmak, ev geçindirmek, eşinle ilgilenmek, aile kurmak, toplumda yer edinmek, söz hakkı edinebilmek ve mahalle baskılarından kurtulmak gibi pek çok şeyle mücadele ederek üretmeye çalışıyoruz.”

 

vildan_atasever

 

Peki ya Hollywood?

İki yıl önce San Diego Devlet Üniversitesi’nde televizyonlarda ve filmlerde kadın çalışanlar üzerine yapılan bir araştırma 2014 yılında en çok kazandıran 100 filmin sadece yüzde 12’sinin başrolünde kadın oyuncuların rol aldığını, bu rakamın 2013 yılında yüzde 3’ün, 2012 yılında da yüzde 4’ün altında olduğunu ortaya koyuyor. Ancak dünya sinemasına yön veren Hollywood’un kadın yıldızlarının seksizm ile mücadelesi her geçen gün büyüyor ve ayrımcılığa karşı sesleri daha da yükseliyor.

 

Kristen Stewart

 

Harper’s Bazaar’a verdiği röportajda gelir ve emek adaletsizliğinden Hollywood’da bir kadın olarak varlığını sürdürmek için soyunmak zorunda kalmaya kadar pek çok konuya işaret eden ve “Hollywood fevkalade cinsiyetçi” diyen Kristen Stewart, The Wrap Dergisi’ne yaptığı açıklamalarda kadın oyunculara yapılan yaş ayrımcılığına dikkat çeken ve “Bir kadın oyuncuysanız Hollywood’ta sizi hayal kırıklığına uğratacak pek çok şey yaşayabilirsiniz. Ben 37 yaşındayım ve yakın bir zamanda 55 yaşındaki bir erkeğin aşık olduğu kadın rolü için çok yaşlı olduğum söylendi” diyen Altın Küre ödüllü Carey Mulligan aynı deneyimleri farklı kelimelerle aktaran kadınlardan sadece ikisiydi.

 

Carey Mulligan
Daha eskilere gidersek, 1900’lü yıllarda sinema sektöründeki erkek egemen bakışın ve kadınların görünmezliğinin farkına varılmasını da yine kadınlar sağladı. İlk kadın yönetmen Alice Guy, ilk uzun metrajlı filmi çeken Lois Weber ve sessiz sinemadan sesli sinemaya geçiş yıllarında adını duyuran ve, giydiği erkek elbiseleri ile hafızalarda yer eden Dorothy Arzner’in açtığı yoldan daha sonra pek çok kadın yürüdü. Kadınların dayanışması, örnek yaşamları, başarıları, taciz, tecavüz, şiddet, emek sömürüsü, cinsiyetçilik, militarizm karşısındaki hak arayışlarıyla ilgili beyaz perdeye pek çok film yansıdı. İşte onlardan sadece 30 tanesi..

 

KADIN MÜCADELESİNİ ANLATAN 30 FİLM

1. Kızarmış Yeşil Domatesler (Fried Green Tomatoes, 1991): Fannie Flagg’in romanından uyarlanan Kızarmış Yeşil Domatesler, feminizmin ilk adımlarına dair ipuçları verirken bir yandan da cinsiyetler arasında süregelen çatışmaları gözler önüne seriyor.

 

 

2. Antonia’nın Yazgısı (Antonia, 1995): 1996 Yılında yabancı film dalında Oscar ödülüne layık görülen Antonia’nın Yazgısı, kararlı ve boyun eğmeyen Hollandalı bir kadınla torunlarının fantastik ve büyülü hikayesini anlatıyor.

 

Antonia’nın Yazgısı

 

3. Mor Yıllar (The Color Purple, 1985): Alice Walker’ın Pulitzer ödüllü romanından Steven Spielberg tarafından uyarlanan Mor Yıllar, 11 dalda Oscar’a aday olan güçlü bir film.

 

 

 

4. Demir Çeneli Melekler (Iron Jawed Angels, 2004): Katja Von Garnier yönetmenliğini üstlendiği ve kadın mücadelesini konu alan Demir Çeneli Melekler’in, İMDB puanı 7.3. Gerçek bir hikayeden esinlenerek çekilen ABD yapımı filmde, Amerikan kadınlarına oy hakkı kazandırmak için hayatlarını riske atmaktan kaçınmayan cesur, başarılı ve genç eylemci Alice Paul ile Lucy Burns’un öyküsü anlatılıyor.

 

 

 

5. Kahire 678 (Cairo 678, 2010) Kahire 678 toplumun farklı kesimlerinden cinsel istismara maruz kalmış üç kadının verdikleri mücadeleyi anlatıyor.

 

 

 

6. Biri Şarkı Söyler, Diğeri Söylemez (One Sings, The Other Doesn’t, 1977): Fransız Yeni Dalga’nın en önemli yönetmenlerinden biri olan ve 1970’li yıllarda, Fransa’daki kadın hareketinden beslenen Agnes Varda, Biri Şarkı Söyler, Diğeri Söylemez filminde birbirinden farklı iki kadının dostluğunu anlatmakla kalmıyor, 70’lerde kürtaj hakkı için verilen mücadeleye de dikkat çekiyor.

 

 

7. Frida (2002, Biyografi, Julie Taymor): 18 Yaşındayken geçirdiği trafik kazası nedeniyle yatağa bağımlı olan ve o dönemde acılarını hafifletmek için resme başlayan Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun sanat ve yaşam mücadelesinin beyaz perdeye yansıtıldığı Frida filmi, 6 dalda Oscar’a aday olup ikisini kazandı.

 

 

8. Demir Leydi (The Iron Lady, 2012): 1982’de Arjantin’in Falkland ve Güney Georgia Adalarını işgal etmesi ile başlayan Falkland Savaşı’nda yaşanan krizi odak noktasına alan film, İngiltere’nin Demir Leydi lakaplı başbakanı Margaret Thatcher’in erkek hegemonyası altında, sınıf ve cinsiyet mücadelesi içinde verdiği güç savaşını anlatıyor.

 

 

9. Kaldırım Serçesi(La Môme, 2007): Marion Cotillard’ın performansıyla Oscar, Altın Küre ve Bafta ödüllerini kucakladığı, Fransa’nın en sevilen sanatçılarından Edith Piaf’ın yaşamının konu edildiği “Kaldırım Serçesi” Piaf’ın yaşamı kadar renkli, hüzünlü ve masum. İnanılmaz şarkıları ve sesiyle sadece Fransa’yı değil dünyayı kendisine hayran bıraktıran Kaldırım Serçesi’ni Cotillard hakkını vererek oynamış.

 

 

10. Saatler (The Hours, 2003): Feminist yazar Virginia Woolf’un hayatından ve başyapıtı Mrs.Dalloway’dan yola çıkılarak yazılmış kitabın, sinemaya nefis bir şekilde uyarlanmış hali “Saatler”, güçlü bir kadroya sahip. Başrolleri Nicole Kidman, Julianne Moore ve Merly Streep’in paylaştığı filmde, özellikle Nicole Kidman’ın performansı çok konuşuldu. Hatta film için büyük bir değişim yaşayan oyuncu en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görüldü.

 

 

11. Tehlikeli Güzellik (Dangerous Beauty, 1999): Kadınların çok az hakları olduğu ve onlara birer mal gibi davranıldığı zamanlarda, bir kadın hakkı olmayan her şeyi elde etmek ister. Aslında tek arzu ettiği aşktır fakat 16’ıncı yüzyılda kadınların buna bile hakkı yoktur. Özgür ve durdurulmaz ruhu erkeklerin hegomenyasını kendi lehine kullanmayı başaran çok az kadın gibi dize getirmeyi öğrenir. Adı Veronica Franco`dur.

 

 

12. Coco Chanel’den Önce (Coco Before Chanel, 2009): Madem her alanda mücadele vermiş emekçi kadınlardan bahsediyoruz, dişiyle tırnağıyla kendisine isim yapmış, kendisinden sonra bile dünya markası haline gelen adını koruyan modanın en önemli isimlerinden Coco Chanel’i unutmamak lazım. Chanel’i filmde Amelie filminden tanıdığınız Audrey Tautou canlandırıyor.

 

 

13. Amelia (Amelia, 2009): Baştan uyaralım Amelia’yı, Fransız yapımı, romantik komedi Amelie ile karıştırmayın. Atlas Okyanusu’nu uçakla tek başına geçen ilk kadın pilot Amelia Earhart’ı konu alan filmde, 1937 yılında uçakla çıktığı dünya turunda kaybolan Amelia’yı yetenekli oyuncu Hilary Swank canlandırıyor.

 

 

14. Papa Joan (Die Päpstin, 2009): 851 yılında 3 yıl papalık yaptığı rivayet edilen İngiliz Joan’ın erkek kılığına girerek nasıl Papalık makamına kadar yükseldiğini konu alıyor. Vatikan’ın büyük tepkisini çeken filmde Papa’yı Alman oyuncu Johanna Wokalek canlandırıyor.

 

 

15. Rosa Luxemburg (Rosa Luxemburg, 1986): Polonya doğumlu Alman marksist politika teorisyeni, filozof ve devrimci Rosa Luxemburg’un hayatını anlatan dram filmini Margarethe von Trotta yönetti. Daha küçük yaşlarda sosyalizmle tanışan ve bu uğurda mücadele eden, hayatını marksist devrime adayan bu eşsiz kadını ise Barbara Sukowa canlandırıyor.

 

 

16. Vecide (wadjda, 2014): Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad yakınlarında yaşayan, muhafazakar bir çevrede büyümesine rağmen eğlenmeyi seven, kendisine sunulan sınırları hep zorlayan 10 yaşındaki bir kız çocuğunun hikayesini konu alan film, 2014 yapımı.

 

 

17. Persepolis (Persepolis, 2007): Marjane Satrapi’nin aynı ismi taşıyan ve çizgi roman olarak yazılmış otobiyografisinin sinemaya uyarlanmasıyla yapılmış animasyon filmi. ABD’de Aralık 2007 yılında gösterime sunulan, 95 dakikalık film, 7 milyon 300 bin dolarlık bütçeyle, Fransa’da yapıldı.

 

 

18. Agora (Agora, 2009): O, tarihin gördüğü en etkileyici ve ilgi çekici kadınlardan biriydi. Hem belinden aşağıya kadar uzanan sarı saçlarıyla göz kamaştıracak, nefes kesecek kadar güzel, hem de adını matematikçi, filozof ve astronom olarak tarihe yazdıracak kadar zeki bir kadın. Ve ne trajiktir ki ölümüyle bile unutulmayacak bir kadın. Üzerine çullanan onlarca erkeğin darbeleriyle son nefesini veren, cesedi sokaklarda sürüklenen ama ne olursa olsun tarihin unutulmazları arasına giren bir kadın.

 

 

19. Kadının Fendi (Made in Dagenham, 2011): Calendar Girls ve A Lot Like Love filmleriyle tanıdığımız yönetmen Nigel Cole, yeni filminde Sally Hawkins’e tek kişilik bir şov sunma imkanı vermiş. Yan rollerde Bob Hoskins ve Andrea Riseborough gibi isimleri de izleyebileceğimiz film sosyal adaleti ele alan neşeli ve dokunaklı bir İngiliz komedisi…

 

 

20. Sanık (The Accused, 1988): Jodie Foster’ın Sarah Tobias rolüyle ödül aldığı, gerçek bir hikaye üzerine kurulu Sanık, etkileyici mahkeme sahnelerine sahip. Film bir barda üç kişinin tecavüzüne uğrayan Sarah’In , tecavüzcülerin aldıkları hafif cezaya karşı verdiği mücadelede geçmişinin problem olmasını konu alıyor.

 

 

21. Tek Başına (North Country, 2005): Akademi Ödülüne aday gösterilmiş olan ve gerçek hayattan uyarlanan film, bir madende çalışan kadının şehirdeki ilk cinsel taciz davasını açmasını konu alıyor. Niki Caron’un yönettiği filmin başrolünde bu filmdeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü’ne aday gösterilen Charlize Theron bulunuyor.

 

 

22. Annem Hakkında Her Şey Todo Sobre Mi Madre, 1999): Pedro Almodóvar tarafından yazılan ve yönetilen 1999, İspanya-Fransa ortak yapımı komedi-dram filminde, AIDS, eşcinsellik, inanç, varoluşculuk gibi pek çok konuya değiniliyor.

 

Annem Hakkında Her Şey

 

23. Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor (1987, Moskva Slezam Ne Verit): Hikayesi 20 yılı aşkın bir süreyi kapsayan filmde, üç kadının genç kızlıktan orta yaşlarına gelmeleri, hayatlarına yön veren önemli olayların eşliğinde anlatılıyor.

 

 

24. Alice Artık Burada Oturmuyor (Alice Doesn’t Live Here Anymore, 1974): Dul kaldıktan sonra oğlu ile yeni ve zorlu bir yaşama doğru yola çıkan Alice’in hayatını konu alan film pek çok ödüle layık görüldü. Kırsal kesimde geçen ve gerçek yaşamdan kesitler sunan film, Akademi Ödüllü 1974 yapımı filmde rol alan, Ellen Burstyn’e En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü’ne, Diane Ladd En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Akademi Ödülü’ne, Robert Getchell ise En İyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü’ne aday gösterildi. Film ayrıca BAFTA En İyi Film Ödülü’nü kazandı.

 

 

25. Peki Şimdi Nereye? (Where Do We Go Now?, 2011): 2007 yılında çektiği ilk filmi Karamel’in dünya çapındaki başarısından sonra oyuncu Nadine Labaki, yapımcılığını, senaryosunu, yönetmenliğini üstlendiği ayrıca rol aldığı ikinci filmi Where Do We Go Now?, 2011 Cannes Film Festivali’nde beğeniyle karşılandı, Toronto Film Festivali’nden de Halk Ödülü ile döndü. Ortadoğu’nun diken üstündeki coğrafyasında dinsel çatışmalara ve savaşın anlamsızlığına kadınların zeki ve pratik çözümleriyle cevap veren Labaki kamerasını Lübnan’da hiçliğin ortasında küçük bir köye çeviriyor.

 

 

26. 5’ten 7’ye Cleo ( Cléo de 5 à 7, 1962): Fransız Yeni Dalga sinema akımının yegane kadın yönetmeni Agnès Varda imzalı feminist klasik Beşten Yediye Cleo Modernist, Avrupa sinemasının en güçlü örneklerinden birini temsil ediyor. Kentli bir kadının ölüm ve hastalık korkusunu, özgün bir zaman ve mekan anlayışı ve sinema diliyle anlatan Varda, yeni dalga gibi sinemayı yenileştiren bir akım içinde kadınların sinemasına yepyeni bir pencere açıyor.

 

 

27. Cesaret (Difret, 2014): 87. Oscar ödüllerinde Etiyopya’nın resmi adayı olan film, Berlin ve Sundance’den ödüllerle dönerken, Locarno’ya da konuk oldu. Başrollerinde Meron Getnet, Tizita Hagere ve Rahel Teshome’u izlediğimiz bu çarpıcı hikayenin yönetmen koltuğunda ise, Zeresenay Mehari oturuyor.

 

 

28. Julia (Julia, 1977): Yönetmenliğini Fred Zinnemann’ın üstlendiği 1977 yapımı dram, üç ayrı dalda Oscar aldı. İki kadın arasındaki ömür boyu süren dostluğu konu alan julia, 1930’ların başında geçiyor.

 

 

29. Çığlıklar Ve Fısıltılar (Cries and Whispers, 1972): İsveç’in dünya sınamasına armağan ettiği efsanevi yönetmen Ingmar Bergman’ın imzasını taşıyan film, Bergman’ın tüm filmlerinde olduğu gibi ‘insan’ üzerine önemli çıkarımlarda bulunuyor.

 

 

30. Mavi En Sıcak Renktir (La vie d’Adèle, 2013): Yönetmenliğini Abdellatif Kechiche’in üstlendiği, romantik dram türündeki 2013 yapımı Fransız filmi, Julie Maroh’un Le bleu est une couleur chaude isimli çizgi romanından beyaz perdeye uyarlandı. Kızların erkeklerle çıkmasına cinsel ilgi yönünde kendini inandırmış bir genç kız olan Adèle’in, kendi eşcinselliğini Emma’da bulması ve devamında yaşadığı olayları konu edinen filmin ilk gösterimi 2013’te Cannes Film Festivali’nde yapıldı.