Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü‘nün danışmanı olarak tanınan LGBTİ+ aktivisti Boysan Yakar, LGBTİ+ aktivisti-feminist Zeliş Deniz ve Mert Serçe’nin aramızdan ayrılışının üzerinden tam tamına bir yıl geçti. 5 Eylül’de, Çanakkale’nin Gelibolu İlçesi Bolayır Mevkii’nde üç aracın karıştığı trafik kazasında hayatını kaybeden Boysan, 30 Mart 2014 Yerel Seçimlerinde CHP’nin Şişli Belediye Meclisi adayları arasında yer alıyordu, ancak seçilemedi. İlerleyen aylarda ise başkan danışmanı olarak çalışmaya başladı. Kamu kurumlarında en yüksek mercide çalışan ilk açık kimlikli erkek eşcinsel olması tesadüflerin değil, yıllarca süren ve uğruna bedeller ödediği mücadelesinin sonucuydu. Kimseyi incitmeyecek bir kalbe, hayran kalınacak bir dürüstlüğe ve birçok siyasetçiyi dize getirecek zekâya sahipti. Belediyede çalıştığı dönemde Toplumsal Eşitlik Birimi’nin kurulmasına öncülük etmekten LGBTİ+ bireylerin ücretsiz sağlık hizmeti almalarına kadar pek çok güzel işin altında onun imzası vardı.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Kentler insanların bir arada, güven içinde yaşadıkları yerler olmaktan çıkıp hızlı hızlı yemek yedikleri, koştura koştura alışveriş yaptıkları, itiş kakış vapura, metroya, minibüse binmek zorunda kaldıkları, gaspa-tacize uğradıkları, egzoz kokusuna, korna sesine katlandıkları ve koca binalar arasından zar zor denizi, güneşi, göğü gördükleri yerlere dönüştü. Bunca karmaşaya bir de bombalı saldırılar eklenince “gitmek” en popüler hayaller sıralamasında tahta oturdu. Sadece emekliler, emekliliği bekleyenler değil 20’li yaşları bir tık geçenler bile başka coğrafyalara gitmenin, bir balıkçı kasabasına yerleşmenin, müstakil bir ev almanın, bahçesinde domates-biber yetiştirmenin, Ege’nin bakir bir köyünde ucuz bir arsa bulmanın, karavanla, bisikletle yollara koyulmanın hayalini kurar oldular. Ancak “Gitmek lazım buralardan” cümlesi ağızlarımıza pelesenk olsa da, pek çoğumuz “kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.”

Kariyer, çoluk çocuk, aile, eğitim gibi bahanelerle gitme arzusunu bastırmayanlardan birisi Oğuz Tan. İstanbul’da sistem mühendisi olarak çalışırken hayatını değiştirmeye karar verip dünyayı keşfe çıkan fotoğrafçı ve bisiklet gezgini Tan, iki yılda 16.000 km yol kat etti; İran, Dubai, Pakistan, Hindistan, Nepal, Myanmar ve Tayland’ı kapsayan koca bir coğrafyayı gezdi. Yüksek rakımlı gölleri, çölleri, vadileri aştı. Bisikletiyle 4.000-5.000 metrelik dağ geçişleri yaptı. Üstelik de kısıtlı bir bütçeyle… Gezisini birbirinden renkli fotoğraflarla ölümsüzleştiren ve bu serüvenden arda kalan fotoğraflarını “Oğuz Gidiyor” adıyla Zapata Moda’da sergileyen Tan ile kalanlara umut veren macerasını konuştuk.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Gelin sizi buz kesen hayata rağmen içimizi ısıtacak çizimler yapan, kapkaranlık günlerde bile önündeki kağıda gülümseyen bir yüz, rengarenk çiçekler, sıcacık turuncu bir güneş illa da bir kuş konduran Özlem Çelik ile tanıştıralım. Politika yaparken sadece dilini değil kalemini de kullanan feminist çizer, uzun yıllar kendisine sakladığı çizimlerini birer birer gün yüzüne çıkarmaya başladı. Yayına hazırlanmasından dağıtımına kadar bütün süreçleri kadınlar tarafından yürütülen Feminist Politika Dergisi’ne düzenli olarak çizen Çelik, pek çok feminist yapının maddi gelir sağlamak için sattığı ürünleri de umut dolu, güleç kadınlarıyla süslüyor. Çünkü, gülmenin en güzel eylem olduğunu düşünüyor; ölüme, zulme, baskıya, korkuya karşı…

ODTÜ’de sosyoloji yüksek lisansını, İngiltere’de de kentsel siyaset doktorasını tamamlayan Çelik, ilerleyen yıllarda hem yazarı, hem de çizeri olacağı iki kitap çıkarmayı planlıyor.

Röportaj: Mehtap Doğan 
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Hayatım üzerinde çok fazla denetimi vardı. Onu vurmak için birçok sebebim var. Haklıydım! Pişman olacak bir şey yapmadım…” Bu cümleler feminist hareketin önemli isimlerinden, Erkekleri Doğrama Cemiyeti’nin yazarı Valerie Solanas’e ait. Ayrılıkçı feminist düşüncelere sahip olan Solanas, 1968’de, hakkını yediğini düşündüğü ABD’li yönetmen Andy Warhol’u tabancayla vurma suçundan hakim önüne çıkartıldı. Kendinden emin bir şekilde ve büyük bir ısrarla haklı olduğunu savunan Valerie, “makbul kadın” dayatmalarına direnirken “makbul erkek” diye bir tanımlamanın neden olmadığını sorgulattı. Seneler geçtikçe erkek şiddetine direnen kadınların hikayeleri Valerie’ninkiyle ortaklaştı.

2015 Yılının ilk altı ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 144. Kadınların büyük bir kısmı yakını bir erkek tarafından öldürülüyor. Dünyanın hemen her yerinde tacize, tecavüze, şiddete maruz kalan kadınlar ya susuyor ya da susmaya zorlanıyorlar. Ancak aralarında kendi canını korumak, hayatına sahip çıkmak için erkek şiddetine direnenler hatta öldürmek zorunda kalanlar bile oluyor. Tıpkı kendisine tecavüz eden, tehditle, silah zoruyla şiddetini sürdüren Nurettin Gider’i öldürüp, başını bir çuvala koyduktan sonra, “İşte namusuma uzananın kellesi” diyerek köy meydanına atan Nevin, ormanlık alanda, sokak ortasında, hamileyken, doğum yapmak üzereyken hatta hasta yatağında makineye bağlıyken şiddetine uğradığı kocasını öldürdükten sonra “Hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün” diyen Çilem, kendisini kemerle boğmaya kalkışan kocasını hem kendi canını hem de çocuğunu korumak için öldüren Yasemin ve daha nicesi gibi…

Artık daha fazla kadın erkek şiddetine, baskıya ve toplumdaki patriyarkal denetime karşı mücadele ediyor ve erkeklerin fiziksel, ekonomik, cinsel ya da psikolojik şiddetine karşı direniyor. Geçtiğimiz yıldan bu yana maruz kaldıkları erkek şiddetinden kurtulmak için şiddetin faili erkeği yaralamak, öldürmek zorunda kalan ya da bu şiddete bir biçimde direnen kadınların basına yansıyan hikayelerini toplayan İstanbul Feminist Kolektif (İFK), aylık periyotlarda yayınladıkları raporları bir kitapta topladı. Geçtiğimiz günlerde Güldünya Yayınları etiketiyle piyasaya çıkan “Kirpiğiniz yere düşmesin” Kadınlar Hayatlarına Sahip Çıkıyor isimli kitap 10 TL’den satılmaya başlandı.

Kadına yönelik erkek şiddetini önlemek ve bu şiddeti engellemek için uzun yıllardır mücadele eden İstanbul Feminist Kolektif’den Özlem Kaya, Ayşegül Taşıtman ve Begüm Acar ile kitabı, raporları, çoğunlukla tanıdıkları erkekleri öldürmek ya da yaralamak zorunda kalan kadınları konuştuk.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Denizleri balıksız tarlaları çiçeksiz kalan tüm coğrafyalara sözümüz olsun.”

15 Yaşında teyzesinin eşinden ağır tacize uğramış biri olarak yazımda empatiye değil gerçeklere yer verdiğimi en başından belirtmek isterim. Bu yüzden istatistiklere ve oranlara çok yer vermeyeceğim. Hepimizin sanal ortamda edinebileceği bilgilere değil de edinemeyeceği acılara biraz daha yakından bakalım istiyorum.

Asmin Raşa
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Srila Roy, Hindistan kökenli bir feminist araştırmacı, Güney Asya’daki farklı ülkelerde yer alan feminist hareketlerle ilgili derlemesi Yeni Güney Asya Feminizmleri, Çelişkiler ve İhtimaller, geçtiğimiz aylarda Güldünya Yayınları’dan çıktı. Kitap, bölgeden farklı mücadele deneyimlerini aktarmanın yanı sıra, Türkiye’de süren kimi teorik tartışmalarla ilgili farklı bakış açıları da sunuyor. Roy, kitabı ve feminizm üzerine sorularımızı cevapladı.

Röportaj: Ayşe Düzkan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Kendisini erkeğin gölgesinden, onun cinsel zorundan kurtarmaya çalışan ben ve benim gibi kadınlar gücümüzün yettiği kadar sokakta emzirmeye devam edeceğiz.

Suzan Y. Okar
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

ne maktul ne katil!

20 Temmuz 2015 Tarafından Kategori : Ayşe Düzkan, Emek, Kadın, Velev ki

valerie solanas, andy warhol’u öldürme amacıyla vurup, başarılı olamayıp yargılandığında onu mahkemede feminist bir avukat, florynce kennedy savunmuştu, solanas’ı destekleyenler arasında ti-grace atkinson gibi başka feministler de vardı.

ayşe düzkan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Beraber çalışmak, beraber yaşamak istediğim insanların konuştuğu dil Kürtçe. Bu dili öğrenmek çok basit bir saygı meselesi benim için. Bir kültürü, bir kenti, bir toplumu dilini bilmeden anlamak neredeyse imkansız.”

Almanya’da tarih ve siyaset bilimi okudu. Erasmus öğrencisi olarak geldiği Türkiye’de Osmanlı Tarihi üzerine master yaptı. Kentsel mekanın ideolojik boyutları konusunda saha araştırması için gittiği Van’da kadın dengbêjlerle tanıştı. Geleneksel sözlü Kürt edebiyatının bir parçası olan kadın dengbêjlerle, Vanlı kadınlarla ve depremzedelerle dayanışmak için bir yılı aşkın süre Van’da yaşadı. 2010 yılından bu yana Kadın sanatçıları güçlendirmek, karşılaştıkları sosyal, kültürel ve ekonomik zorlukları aşmalarına yardımcı olmak, dengbêj geleneğini sürdürmek üzerine çalışan Van Kadın Sanatçılar Derneği (Komela Jinên Dengbêj) ve Van Kadın Derneği‘nde gönüllü olarak çalıştı. Depremin ardından bölgeye gelen yardım örgütlerine tercümanlık yaptı, erzakların hazırlanmasından bulaşıkların yıkanmasına, dava takiplerinden konser organizasyonlarına kadar bir dolu işin ucundan tuttu. “Bir kültürü, bir toplumu dilini bilmeden anlamak neredeyse imkânsız” diyen Marlene Schäfers beraber yaşamak istediği Kürtlerle Türkleri daha iyi anlayabilmek için dillerini öğrendi. Şu sıralar Cambridge Üniversitesi’nde sosyal antropoloji üzerine doktora yapan Alman Araştırmacı Marlene’le Türkiye ile ilgili izlenimlerini ve deneyimlerini konuştuk.

 

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Bana indirim yapılmaz ablam, sonuçta ben bir erkeği öldürdüm ama o beni öldürmüş olsaydı iyi haliymiş, yok tahrikmiş ne kadar indirim varsa uygularlardı, bundan eminim.”

Bu satırlar kendisine tecavüz eden ve tehditle, silah zoruyla şiddeti sürdüren Nurettin Gider’i 29 Ağustos 2012’de öldürüp, başını bir çuvala koyup, “İşte namusuma uzananın kellesi” diyerek köy meydanına atan Nevin Yıldırım‘a ait. Nevin Nurettin’i vurduğunda 5 aylık hamileydi. “Bu çocuğu asla istemiyorum, ölmeye razıyım” demesine rağmen, devletin tecavüzü görünmez kılan “Sen doğur biz bakarız” şeklindeki yaklaşımı sonucu, 07 Kasım 2012’de doğum yapmak zorunda kaldı.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Bu pazar, homofobi ve transfobiye karşı mücadele etmek LGBTİ’ler hakkında toplumsal bilinci yükseltmek, hak ihlallerine, ayrımcılığa dikkat çekmek, seslerini duyurmak amacıyla başlatılan Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü‘nün 25. Yılı. 17 Mayıs, Dünya Sağlık Örgütü’nün, Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması’nın akıl hastalıkları listesinden eşcinselliği çıkardığı 1990 yılından bu yana LGBTİ’ler ve LGBTİ dostları tarafından kutlanıyor. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı bir eylem ve karşı durma günü olan Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü’nü, 10 yıldır Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma adı altında bir dizi etkinlik düzenleyen Kaos GL‘nin editörlerinden Yıldız Tar ve Hakan ile konuştuk.

 

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone
Mehtap Doğan

Mersin’in Tarsus ilçesinde 11 Şubat günü ortadan kaybolan, henüz 20’sindeki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan‘ın 13 Şubat’ta yakılmış cesedinin bulunmasının ardından başta kadınlar olmak üzere tüm Türkiye ayağa kalktı. Bu, Türkiye’de işlenen ilk kadın cinayeti değildi, ne yazık ki son da olmayacak.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Andrew Niccol tarafından yazılan ve Peter Weir‘ın yönettiği 1998 yapımı The Truman Show‘u bilmeyen yoktur. Kartpostallardakini aratmayacak türden bir adada yaşayan Truman Burbank‘ın bir işi, evi ve çok sevdiği karısı vardır. Ancak Truman dışındaki herkes bunun bir oyun olduğunu bilir. Gerçek sandığı bu stüdyolarda tam otuz yıl geçirir ve yaşamı 24 saat boyunca bir televizyon kanalında canlı olarak yayınlanır. Vizyona girdiğinde 138 milyon doların üzerinde hasılat kıran filmi izleyip de kahramanıyla empati kurmayan neredeyse yoktur. Şimdi siz de böyle bir filmin karakteri olduğunuzu hayal edin. Ancak senaryoyu çağımıza uyarlayalım ve tüm hareketleriniz, hayatınızı kaydeden kameralar yerine çipli nüfus kimlikleriyle izlensin. Ne hissedersiniz? Hatta parmak izi, damar izi, avuç alası gibi kişisel verileriniz zorunlu olarak alınsa, telefonlarınız 48 saat boyunca adli denetim olmadan dinlense, üstünüz, aracınız hakim kararı olmaksızın aransa…

Röportaj: Mehtap Doğan
Fotoğraf: Hamza Aktay
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone
Mehtap Doğan

Kadınlara özel “en güzel” hediye seçeneklerinin sıralandığı, sevgi sözcüklerinin havada uçuştuğu, peluş ayıcıkların, kalpli yastıkların, tek taş pırlantaların, mutfak robotlarının vitrine çıktığı, Mickey Mouse’lu kolyelerin, pembe aksesuarların, kırmızı güllerin gırla satıldığı, çikolataların kalpli kutulara doluşturulduğu, janjanlı bir 14 Şubat daha geldi çattı.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone
Bahar Öztop

“Oynadığımız bu oyunda, kazanmak söz konusu değil. Ama bazı yenilgiler ötekilerden daha iyidir… Belki de insan, sevilmekten çok, anlaşılmak istiyordu” diyen İngiliz yazar George Orwell‘ın ölüm yıl dönümü bugün. Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört romanlarıyla dünyayı sarsan Orwell’ın, bundan 65 yıl önce hayatına neyin mal olduğunu biliyor musunuz?

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone
Yazı: Yeşim Dinçer

Yeni yıla girerken art arda okuduğum üç kitap, bu yazının başlığında yer alan soruyu sormama neden oldu. İlki, Ayfer Tunç’un yazarlık kariyerinin 25. yılını taçlandıran “Dünya Ağrısı” (Can). Anadolu’nun küçük bir ilinde yaşayan bir otel işletmecisi ile sürekli müşterilerinden bir mühendisin, rakı sofrasında başlayıp sırdaşlığa uzanan ilişkilerini hikâye eden bu roman, özünde Türkiye’nin travmalarını anlatıyor. Taşra yoksulluğu da bu travmalardan bir tanesi.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone
Yazı: Mehtap Doğan

Türk Sineması’nda kadınlar, 1960’lı yıllara kadar “faziletli anne” ve “dokunulmamış sevgili” olarak idealize edilirken 1980’lerden sonra gerek televizyonun, gerekse toplumsal değişimin etkisiyle film yıldızları birer birer soyunmaya başladılar. Kimi güzel olduğu kadar küstahtı, kimi melek bir anne. Ya sevdikleri adamla ayrı dünyaların insanlarıydılar, ayrıldılar ya da evlenip pembe panjurlu evlerinde bahtiyar bir hayat kurdular. Parayla satın alındılar, tertemiz hislerle oynadılar, şerefleri için yaşayıp, namusları için öldüler, saadet dolu yuvalara kara gölge düşürdüler…

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone