Lisede okuduğum yıllarda, ‘Köşe yazarları bunca konuyu nasıl buluyorlar acaba?’ diye şaşardım. Şimdi anlıyorum Türkiye gibi bir ülkede, yazmak istedikten sonra, ne bol konu olduğunu…

Saatler 01:30’u gösteriyor.

Yatağıma uzanmış, günün yorgunluğunu atmaya çabalarken sosyal medyada okuduğun bir haber yumuşacık yastığıma sarılıp uyumak yerine, bilgisayarımın kapağını açıp yazmaya yönlendirdi beni.

Konudan, ilk olarak çeşitli televizyon kanallarında yapımcılık ve Hürriyet Gazetesi’nin Kelebek ekinde yazarlık yapan Cengiz Semercioğlu‘nun kaleme aldığı yazı sayesinde haberdar oldum. Sonrası çorap söküğü zaten…

 

Mehtap Doğan

Kentler insanların bir arada, güven içinde yaşadıkları yerler olmaktan çıkıp hızlı hızlı yemek yedikleri, koştura koştura alışveriş yaptıkları, itiş kakış vapura, metroya, minibüse binmek zorunda kaldıkları, gaspa-tacize uğradıkları, egzoz kokusuna, korna sesine katlandıkları ve koca binalar arasından zar zor denizi, güneşi, göğü gördükleri yerlere dönüştü. Bunca karmaşaya bir de bombalı saldırılar eklenince “gitmek” en popüler hayaller sıralamasında tahta oturdu. Sadece emekliler, emekliliği bekleyenler değil 20’li yaşları bir tık geçenler bile başka coğrafyalara gitmenin, bir balıkçı kasabasına yerleşmenin, müstakil bir ev almanın, bahçesinde domates-biber yetiştirmenin, Ege’nin bakir bir köyünde ucuz bir arsa bulmanın, karavanla, bisikletle yollara koyulmanın hayalini kurar oldular. Ancak “Gitmek lazım buralardan” cümlesi ağızlarımıza pelesenk olsa da, pek çoğumuz “kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.”

Kariyer, çoluk çocuk, aile, eğitim gibi bahanelerle gitme arzusunu bastırmayanlardan birisi Oğuz Tan. İstanbul’da sistem mühendisi olarak çalışırken hayatını değiştirmeye karar verip dünyayı keşfe çıkan fotoğrafçı ve bisiklet gezgini Tan, iki yılda 16.000 km yol kat etti; İran, Dubai, Pakistan, Hindistan, Nepal, Myanmar ve Tayland’ı kapsayan koca bir coğrafyayı gezdi. Yüksek rakımlı gölleri, çölleri, vadileri aştı. Bisikletiyle 4.000-5.000 metrelik dağ geçişleri yaptı. Üstelik de kısıtlı bir bütçeyle… Gezisini birbirinden renkli fotoğraflarla ölümsüzleştiren ve bu serüvenden arda kalan fotoğraflarını “Oğuz Gidiyor” adıyla Zapata Moda’da sergileyen Tan ile kalanlara umut veren macerasını konuştuk.

Röportaj: Mehtap Doğan

Medyada da kadın olmak zor!

21 Mart 2015 Tarafından Kategori : Emek, Kadın, Velev ki

Yeditepe Üniversitesi Radyo Televizyon Ve Sinema Bölümü tarafından düzenlenen “Medyada Güncel Konular” başlıklı seminerler dizisinin 12’incisinde “Medyada Kadın Olmak” konusu ele alındı. Seminere konuşmacı olarak katılan Sosyalist Feminist Kolektif üyesi Mehtap Doğan, medya ve PR sektörlerinde çalışan kadınların yaşadıkları mobingleri, kadına yönelik şiddet haberlerinin medyada işleniş biçimlerini ve feminist yayıncılığı anlattı.

Medyada kadın olmak

16 Mart 2015 Tarafından Kategori : Emek, Kadın

Kadınların toplumsal konumunun belirlenmesinde önemli bir role sahip olan medya, farklı kadınlık durumlarına yer vermeyerek, kadınların geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri içinde temsil edilmesini sağlayarak, cinsiyetçi bir dil kullanarak kadınların toplumsal değerler sistemi içindeki eşitsiz konumlarını yeniden üretiyor. 19 Mart Perşembe günü, Yeditepe Üniversitesi Radyo Televizyon Ve Sinema Bölümü tarafından düzenlenen “Medyada Güncel Konular” başlıklı seminerler dizisinin 12’incisinde “Medyada Kadın Olmak” konusu ele alınacak. Saat 16:00’da, Doç. Dr. Berrin Yanıkkaya yönetiminde düzenlenecek seminere genel yayın yönetmenimiz Mehtap Doğan, konuşmacı olarak katılacak.

Andrew Niccol tarafından yazılan ve Peter Weir‘ın yönettiği 1998 yapımı The Truman Show‘u bilmeyen yoktur. Kartpostallardakini aratmayacak türden bir adada yaşayan Truman Burbank‘ın bir işi, evi ve çok sevdiği karısı vardır. Ancak Truman dışındaki herkes bunun bir oyun olduğunu bilir. Gerçek sandığı bu stüdyolarda tam otuz yıl geçirir ve yaşamı 24 saat boyunca bir televizyon kanalında canlı olarak yayınlanır. Vizyona girdiğinde 138 milyon doların üzerinde hasılat kıran filmi izleyip de kahramanıyla empati kurmayan neredeyse yoktur. Şimdi siz de böyle bir filmin karakteri olduğunuzu hayal edin. Ancak senaryoyu çağımıza uyarlayalım ve tüm hareketleriniz, hayatınızı kaydeden kameralar yerine çipli nüfus kimlikleriyle izlensin. Ne hissedersiniz? Hatta parmak izi, damar izi, avuç alası gibi kişisel verileriniz zorunlu olarak alınsa, telefonlarınız 48 saat boyunca adli denetim olmadan dinlense, üstünüz, aracınız hakim kararı olmaksızın aransa…

Röportaj: Mehtap Doğan
Fotoğraf: Hamza Aktay
Mehtap Doğan

Kadınlara özel “en güzel” hediye seçeneklerinin sıralandığı, sevgi sözcüklerinin havada uçuştuğu, peluş ayıcıkların, kalpli yastıkların, tek taş pırlantaların, mutfak robotlarının vitrine çıktığı, Mickey Mouse’lu kolyelerin, pembe aksesuarların, kırmızı güllerin gırla satıldığı, çikolataların kalpli kutulara doluşturulduğu, janjanlı bir 14 Şubat daha geldi çattı.

Bugüne kadar başta caz olmak üzere; rock’n roll’dan Balkan müziğine kadar birbirinden farklı alanlarda çalışan pek çok müzisyene eşlik eden, Türkiye’nin önemli davulcularından Ediz Hafızoğlu geçtiğimiz günlerde Nazdrave adlı bir albüm çıkardı. Lin Records etiketiyle yayınlanan albümde şarkılara Ceylan Ertem, Elif Çağlar ve Eylem Aktaş sesleriyle eşlik ederken, Engin Recepoğulları saksafonları, Barış Doğukan Yazıcı trompetleri, Ercüment Orkut tuşlu çalgıları, Cenk Erdoğan ve Cem Tuncer gitarları, Orhan Deniz de bas gitarları çaldı.

Röportaj: Mehtap Doğan

“Bana neden evlenmiyorsun diyenlere şunu söylüyorum, öyle mantıklı bir sebep söyle ki tamam ya, hakikaten haklısın, evlenmem gerekiyor diyeyim. Bir şey bulamıyorlar. Ee, çocuk istersen, diyorlar bu defa. Evlenmeden çocuk yapılamaz mı? Aslında ilginç olan şu, çocuğumuz olduğu için kimse evli olmadığımızı düşünmüyor bile, sorgulamıyorlar çünkü.”

Söyleşi: Mehtap Doğan
İllüstrasyon: Şebnem Aydın Gündüz

“Ben hayallerime tutunmak için masallarımı suladım hep. Çocukluğumdan beri zaten sürekli masal uyduruyordum, önce kızkardeşime, sonra tanıdığım herkese anlatmak için… Fırsatını bulup bir kısmını yazmak çok mutlu etti beni. Bir yandan da edebiyatla küçük de olsa bağımı sürdürmemi sağladı. Bilimsel analiz dilinin havasız bıraktığı edebiyat aşkım bu sayede nefes alabildi biraz. Yol Geçen Hanı’nı bu yüzden pek çok insan büyüklere masal olarak okumuş. Hoşuma gitti…  Masal güzel şey.”

Mehtap Doğan

Kollarına “Canım Anam” yazısını nakşedenler, boyun köklerine kadar jiletlenmiş vücutlar, havuzun kimliği haline gelen “göğüsleme” atlayışları, kareli peştemallar… Diyarbakır’ın Suriçi semtinde bulunan ve kentsel dönüşüm belasına yıkılması planlanan Küpeli havuzunun hikayesini bundan iki yıl önce filme dönüştüren Çetin Baskın ve Metin Akdemir‘den dinledik.

Röportaj: Mehtap Doğan

“Kapı komşumuzun, ormandaki meşe ağacının, havadaki turnanın, denizdeki balığın ve tabii ki kendimizin yarın başına ne geleceği konusunda onlarca soru işaretiyle yüklüyüz. Gezi Direnişi bu karamsar ve karanlık durumun umut ışığıdır.”

Röportaj: Mehtap Doğan