İstanbul’da ikâmet ederken, kolektif hayatı araştırmaya başladığım bir süreçte İmece Evi’ne rastladım. Acemi ama içeriği güçlü web sitesi, İmece’nin samimiyetini yansıtıyordu. Kaz Dağları’nda kurdukları kolektif evin derma çatmalığı, tulumlarda dip dibe uyuyanlar ve etraftaki el değmemiş doğa, dayanışmacı bir amaç ile yola çıkan bu insanların yalın bir tanımıydı adeta ya da ben fotoğraflardan bunu okumuştum. Nasıl bir parçası olabileceğimize dair detaylı açıklamanın bulunduğu sekmeden iletişim adreslerine ulaşıp hemen mail attım. Yanlış hatırlamıyorsam aynı gün içinde dönmüşlerdi. O tarihte aralarına katılma şansım olmamıştı.

Aradan bir kaç yıl geçti ve İzmir’e taşındım. Burada edindiğim dayanışmacı çevreden bir arkadaş, bir gün kırsalda bulunan kolektif bir çiftlik evine gideceğini, katılmayı isteyip istemediğimi sordu. Hemen kabul ettim tabi. Yola çıktıktan sonra laf lafı açarken İmece Evi’nin Menemen’e taşındığını ve ona doğru yolda olduğumuzu öğrendim. Hayatın büyüleyici süprizlerinden biri işte…

 

Röportaj: Özlem G.
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü‘nün danışmanı olarak tanınan LGBTİ+ aktivisti Boysan Yakar, LGBTİ+ aktivisti-feminist Zeliş Deniz ve Mert Serçe’nin aramızdan ayrılışının üzerinden tam tamına bir yıl geçti. 5 Eylül’de, Çanakkale’nin Gelibolu İlçesi Bolayır Mevkii’nde üç aracın karıştığı trafik kazasında hayatını kaybeden Boysan, 30 Mart 2014 Yerel Seçimlerinde CHP’nin Şişli Belediye Meclisi adayları arasında yer alıyordu, ancak seçilemedi. İlerleyen aylarda ise başkan danışmanı olarak çalışmaya başladı. Kamu kurumlarında en yüksek mercide çalışan ilk açık kimlikli erkek eşcinsel olması tesadüflerin değil, yıllarca süren ve uğruna bedeller ödediği mücadelesinin sonucuydu. Kimseyi incitmeyecek bir kalbe, hayran kalınacak bir dürüstlüğe ve birçok siyasetçiyi dize getirecek zekâya sahipti. Belediyede çalıştığı dönemde Toplumsal Eşitlik Birimi’nin kurulmasına öncülük etmekten LGBTİ+ bireylerin ücretsiz sağlık hizmeti almalarına kadar pek çok güzel işin altında onun imzası vardı.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Kentler insanların bir arada, güven içinde yaşadıkları yerler olmaktan çıkıp hızlı hızlı yemek yedikleri, koştura koştura alışveriş yaptıkları, itiş kakış vapura, metroya, minibüse binmek zorunda kaldıkları, gaspa-tacize uğradıkları, egzoz kokusuna, korna sesine katlandıkları ve koca binalar arasından zar zor denizi, güneşi, göğü gördükleri yerlere dönüştü. Bunca karmaşaya bir de bombalı saldırılar eklenince “gitmek” en popüler hayaller sıralamasında tahta oturdu. Sadece emekliler, emekliliği bekleyenler değil 20’li yaşları bir tık geçenler bile başka coğrafyalara gitmenin, bir balıkçı kasabasına yerleşmenin, müstakil bir ev almanın, bahçesinde domates-biber yetiştirmenin, Ege’nin bakir bir köyünde ucuz bir arsa bulmanın, karavanla, bisikletle yollara koyulmanın hayalini kurar oldular. Ancak “Gitmek lazım buralardan” cümlesi ağızlarımıza pelesenk olsa da, pek çoğumuz “kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.”

Kariyer, çoluk çocuk, aile, eğitim gibi bahanelerle gitme arzusunu bastırmayanlardan birisi Oğuz Tan. İstanbul’da sistem mühendisi olarak çalışırken hayatını değiştirmeye karar verip dünyayı keşfe çıkan fotoğrafçı ve bisiklet gezgini Tan, iki yılda 16.000 km yol kat etti; İran, Dubai, Pakistan, Hindistan, Nepal, Myanmar ve Tayland’ı kapsayan koca bir coğrafyayı gezdi. Yüksek rakımlı gölleri, çölleri, vadileri aştı. Bisikletiyle 4.000-5.000 metrelik dağ geçişleri yaptı. Üstelik de kısıtlı bir bütçeyle… Gezisini birbirinden renkli fotoğraflarla ölümsüzleştiren ve bu serüvenden arda kalan fotoğraflarını “Oğuz Gidiyor” adıyla Zapata Moda’da sergileyen Tan ile kalanlara umut veren macerasını konuştuk.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Gelin sizi buz kesen hayata rağmen içimizi ısıtacak çizimler yapan, kapkaranlık günlerde bile önündeki kağıda gülümseyen bir yüz, rengarenk çiçekler, sıcacık turuncu bir güneş illa da bir kuş konduran Özlem Çelik ile tanıştıralım. Politika yaparken sadece dilini değil kalemini de kullanan feminist çizer, uzun yıllar kendisine sakladığı çizimlerini birer birer gün yüzüne çıkarmaya başladı. Yayına hazırlanmasından dağıtımına kadar bütün süreçleri kadınlar tarafından yürütülen Feminist Politika Dergisi’ne düzenli olarak çizen Çelik, pek çok feminist yapının maddi gelir sağlamak için sattığı ürünleri de umut dolu, güleç kadınlarıyla süslüyor. Çünkü, gülmenin en güzel eylem olduğunu düşünüyor; ölüme, zulme, baskıya, korkuya karşı…

ODTÜ’de sosyoloji yüksek lisansını, İngiltere’de de kentsel siyaset doktorasını tamamlayan Çelik, ilerleyen yıllarda hem yazarı, hem de çizeri olacağı iki kitap çıkarmayı planlıyor.

Röportaj: Mehtap Doğan 
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Hayatım üzerinde çok fazla denetimi vardı. Onu vurmak için birçok sebebim var. Haklıydım! Pişman olacak bir şey yapmadım…” Bu cümleler feminist hareketin önemli isimlerinden, Erkekleri Doğrama Cemiyeti’nin yazarı Valerie Solanas’e ait. Ayrılıkçı feminist düşüncelere sahip olan Solanas, 1968’de, hakkını yediğini düşündüğü ABD’li yönetmen Andy Warhol’u tabancayla vurma suçundan hakim önüne çıkartıldı. Kendinden emin bir şekilde ve büyük bir ısrarla haklı olduğunu savunan Valerie, “makbul kadın” dayatmalarına direnirken “makbul erkek” diye bir tanımlamanın neden olmadığını sorgulattı. Seneler geçtikçe erkek şiddetine direnen kadınların hikayeleri Valerie’ninkiyle ortaklaştı.

2015 Yılının ilk altı ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 144. Kadınların büyük bir kısmı yakını bir erkek tarafından öldürülüyor. Dünyanın hemen her yerinde tacize, tecavüze, şiddete maruz kalan kadınlar ya susuyor ya da susmaya zorlanıyorlar. Ancak aralarında kendi canını korumak, hayatına sahip çıkmak için erkek şiddetine direnenler hatta öldürmek zorunda kalanlar bile oluyor. Tıpkı kendisine tecavüz eden, tehditle, silah zoruyla şiddetini sürdüren Nurettin Gider’i öldürüp, başını bir çuvala koyduktan sonra, “İşte namusuma uzananın kellesi” diyerek köy meydanına atan Nevin, ormanlık alanda, sokak ortasında, hamileyken, doğum yapmak üzereyken hatta hasta yatağında makineye bağlıyken şiddetine uğradığı kocasını öldürdükten sonra “Hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün” diyen Çilem, kendisini kemerle boğmaya kalkışan kocasını hem kendi canını hem de çocuğunu korumak için öldüren Yasemin ve daha nicesi gibi…

Artık daha fazla kadın erkek şiddetine, baskıya ve toplumdaki patriyarkal denetime karşı mücadele ediyor ve erkeklerin fiziksel, ekonomik, cinsel ya da psikolojik şiddetine karşı direniyor. Geçtiğimiz yıldan bu yana maruz kaldıkları erkek şiddetinden kurtulmak için şiddetin faili erkeği yaralamak, öldürmek zorunda kalan ya da bu şiddete bir biçimde direnen kadınların basına yansıyan hikayelerini toplayan İstanbul Feminist Kolektif (İFK), aylık periyotlarda yayınladıkları raporları bir kitapta topladı. Geçtiğimiz günlerde Güldünya Yayınları etiketiyle piyasaya çıkan “Kirpiğiniz yere düşmesin” Kadınlar Hayatlarına Sahip Çıkıyor isimli kitap 10 TL’den satılmaya başlandı.

Kadına yönelik erkek şiddetini önlemek ve bu şiddeti engellemek için uzun yıllardır mücadele eden İstanbul Feminist Kolektif’den Özlem Kaya, Ayşegül Taşıtman ve Begüm Acar ile kitabı, raporları, çoğunlukla tanıdıkları erkekleri öldürmek ya da yaralamak zorunda kalan kadınları konuştuk.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Türkiye’nin iki ucundaki 10 şehirden ve farklı kültürlerden gençlerin katılımıyla hayata geçirilen “Hatırlamak ve Anlatmak için Şehre BAK” projesinin İstanbul sergisi 4 Mart Cuma günü İstanbul DEPO’da açıldı. 6 video ve 5 fotoğraf çalışmasından oluşan sergi 10 Nisan’a kadar görülebilecek. Sergi daha sonra Diyarbakırlı ve İzmirli izleyicilerle de buluşacak.

Röportaj: Mehtap Doğan

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Srila Roy, Hindistan kökenli bir feminist araştırmacı, Güney Asya’daki farklı ülkelerde yer alan feminist hareketlerle ilgili derlemesi Yeni Güney Asya Feminizmleri, Çelişkiler ve İhtimaller, geçtiğimiz aylarda Güldünya Yayınları’dan çıktı. Kitap, bölgeden farklı mücadele deneyimlerini aktarmanın yanı sıra, Türkiye’de süren kimi teorik tartışmalarla ilgili farklı bakış açıları da sunuyor. Roy, kitabı ve feminizm üzerine sorularımızı cevapladı.

Röportaj: Ayşe Düzkan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Beraber çalışmak, beraber yaşamak istediğim insanların konuştuğu dil Kürtçe. Bu dili öğrenmek çok basit bir saygı meselesi benim için. Bir kültürü, bir kenti, bir toplumu dilini bilmeden anlamak neredeyse imkansız.”

Almanya’da tarih ve siyaset bilimi okudu. Erasmus öğrencisi olarak geldiği Türkiye’de Osmanlı Tarihi üzerine master yaptı. Kentsel mekanın ideolojik boyutları konusunda saha araştırması için gittiği Van’da kadın dengbêjlerle tanıştı. Geleneksel sözlü Kürt edebiyatının bir parçası olan kadın dengbêjlerle, Vanlı kadınlarla ve depremzedelerle dayanışmak için bir yılı aşkın süre Van’da yaşadı. 2010 yılından bu yana Kadın sanatçıları güçlendirmek, karşılaştıkları sosyal, kültürel ve ekonomik zorlukları aşmalarına yardımcı olmak, dengbêj geleneğini sürdürmek üzerine çalışan Van Kadın Sanatçılar Derneği (Komela Jinên Dengbêj) ve Van Kadın Derneği‘nde gönüllü olarak çalıştı. Depremin ardından bölgeye gelen yardım örgütlerine tercümanlık yaptı, erzakların hazırlanmasından bulaşıkların yıkanmasına, dava takiplerinden konser organizasyonlarına kadar bir dolu işin ucundan tuttu. “Bir kültürü, bir toplumu dilini bilmeden anlamak neredeyse imkânsız” diyen Marlene Schäfers beraber yaşamak istediği Kürtlerle Türkleri daha iyi anlayabilmek için dillerini öğrendi. Şu sıralar Cambridge Üniversitesi’nde sosyal antropoloji üzerine doktora yapan Alman Araştırmacı Marlene’le Türkiye ile ilgili izlenimlerini ve deneyimlerini konuştuk.

 

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Bana indirim yapılmaz ablam, sonuçta ben bir erkeği öldürdüm ama o beni öldürmüş olsaydı iyi haliymiş, yok tahrikmiş ne kadar indirim varsa uygularlardı, bundan eminim.”

Bu satırlar kendisine tecavüz eden ve tehditle, silah zoruyla şiddeti sürdüren Nurettin Gider’i 29 Ağustos 2012’de öldürüp, başını bir çuvala koyup, “İşte namusuma uzananın kellesi” diyerek köy meydanına atan Nevin Yıldırım‘a ait. Nevin Nurettin’i vurduğunda 5 aylık hamileydi. “Bu çocuğu asla istemiyorum, ölmeye razıyım” demesine rağmen, devletin tecavüzü görünmez kılan “Sen doğur biz bakarız” şeklindeki yaklaşımı sonucu, 07 Kasım 2012’de doğum yapmak zorunda kaldı.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Bu pazar, homofobi ve transfobiye karşı mücadele etmek LGBTİ’ler hakkında toplumsal bilinci yükseltmek, hak ihlallerine, ayrımcılığa dikkat çekmek, seslerini duyurmak amacıyla başlatılan Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü‘nün 25. Yılı. 17 Mayıs, Dünya Sağlık Örgütü’nün, Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması’nın akıl hastalıkları listesinden eşcinselliği çıkardığı 1990 yılından bu yana LGBTİ’ler ve LGBTİ dostları tarafından kutlanıyor. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı bir eylem ve karşı durma günü olan Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü’nü, 10 yıldır Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma adı altında bir dizi etkinlik düzenleyen Kaos GL‘nin editörlerinden Yıldız Tar ve Hakan ile konuştuk.

 

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Türkiye’nin ilk kadın filmleri festivali olan 18. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 8 Mayıs Cuma günü başlıyor. Sinema emekçisi kadınların üretimlerini görünür kılmak amacıyla düzenlenen festival kapsamında Tanzanya’dan Etiyopya’ya, Gürcistan’dan Kanada’ya, Mozambik’ten Yeni Zelanda’ya kadar dünyanın dört bir yanındaki 38 ülkeden 133 film izleyiciyle buluşacak. Filmler 17 farklı bölüm altında gösterime girecek. Festivalin bu yılki teması ise “18’in Halleri”.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Kurulduğundan bu yana, yani 13 yıllık süreçte Kürt kültürünü, sanatını ve tiyatrosunu görünür kılan Seyr-î Mesel Sanat Atölyesi, 23 Nisan’da, İspanya İç Savaşı’nda birlikte tiyatro yapan üç arkadaşın öyküsünü konu alan “Ay Carmela” ile sahnede olacak. Kürtçe, Türkçe, Farsça ve Arapça’da bir öykünün seyri anlamını taşıyan Seyr-i Mesel’i diğer tiyatro gruplarından ayıran en önemli özelliği oyunlarını Kürtçe sahneliyor olmaları. Savaşın yakıcılığını, yok edici yanını, hem güldürüp hem de bir burukluk bırakarak hissettiren Carmela ile 1936 İspanya’sında yaşananları anlatan Seyri Mesel Tiyatrosu’nun oyuncularından Güler İnce ile Seyr-i Mesel’in dününü ve bugününü konuştuk.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Umut Eğitimci, ilişkiler üzerine gösterisi “Umut’lu Vak’alar” ile bu ay da güldürmeye devam edecek. Küfürsüz, argosuz, farklı bir mizah anlayışına sahip olan Eğitimci, 11 Nisan Cumartesi akşamı, saat 20:00’de, Kadıköy Old City Comedy Club (Bahane Lounge) sahnesinde olacak. Ayaküstü gösterisi “Umut’lu Vakalar”ın ikinci versiyonunda yine ilişkilere değinecek olan Umut Eğitimci, bu kez evli bir kadın olarak seyircilerin karşısına çıkacak.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Journo… Henüz yayın hayatının başında bir dergi. “İnternet mecrasında, ya da basılı yayın olarak her gün bir yenisi hayatımıza giriyor zaten!” diyebilirsiniz. Journo’yu farklı yapan bir sendikanın, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın yayını olması. Üstelik klasik sendika yayınlarından da bir hayli farklı. Sanki gazetecilerin nefes almak için buluştuğu bir kafe gibi. Hem dertlerden konuşuluyor, hem de ‘ne üretsek’ diye…

Röportaj: İlden Dirini
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

LGBTİ’lerin hak mücadelesinin ve taleplerinin gündeme taşındığı LGBTİ Onur Haftası‘nın çalışmaları ufak ufak başladı. Çeşitli konularda panellerin, film gösterimlerinin, söyleşilerin düzenlendiği hafta çok önemli bir sergiye de ev sahipliği yapıyor. LGBTİ hareketinin geçen 23 yılda nasıl bir yol kat ettiğine, ‘nereden nereye’ geldiğine dair tartışma alanı yaratmak amacıyla başlatılan “Neredeen Nereye Sergisi” için başvuru tarihleri açıklandı.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Bir kalemde 49 URL engellendi. Birbirinden ayrı mecralardaki 49 URL tek bir torbaya doldurulup yasaklandı!

İlden Dirini
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Alex Kreger, 25 yaşında Winconsinli bir müzisyen. 9 yaşından beri piyano çalmasına rağmen, Viyana Saz Derneği‘nde Mansur Bildik ile tanışınca, müziğe bakışı değişmiş. Bildik’in ezgileriyle Alevi – Bektaşi müziğini dinleyince, kendi deyimiyle “aşık olmuş“. Alex şu sıralar, saz çalarken öğrendiği Alevi- Bektaşi kültürünü ve müziğini, akademik bir araştırmaya ve uzun metraj belgesele dönüştürüyor. “Alevi müziği ve Alevi inancının müzik aracılığıyla genç kuşağa aktarılışı üzerine araştırma yapıyorum” diyen Alex’i, bu araştırmayı uzun metraj bir belgesele dönüştürürken yine Anadolu köylerinde yakaladık. Yapımcılarla görüşmeleri süren “El ele el Hakk’a” adlı belgeselini çok yakında izleyici ile buluşturmayı hedefleyen Alex, bu ilginç serüvenini sanatFilan okuyucularına anlattı.

Röportaj: Bahar Öztop
Fotoğraflar: Aysun Uğurdan, Emre Özdemir
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Yönetmen, oyuncu, senarist Ahmet Haluk Ünal, Altın Portakal‘da ses getiren, Güneydoğu’da çocuk olmayı anlatan 5 yönetmenli film Küçük Kara Balıklar‘ın ardından, bu kez Rojavalı kadınların izini sürüyor. Rojava’nın Işıkları / Rojava’da Kadın Devrimi belgeselinin çekimlerini sürdüren Ünal, sanatFilan’a hem Güneydoğu’da hem de Rojava’da gördüklerini bir belgeselci gözüyle anlattı.

Röportaj: Bahar Öztop
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Andrew Niccol tarafından yazılan ve Peter Weir‘ın yönettiği 1998 yapımı The Truman Show‘u bilmeyen yoktur. Kartpostallardakini aratmayacak türden bir adada yaşayan Truman Burbank‘ın bir işi, evi ve çok sevdiği karısı vardır. Ancak Truman dışındaki herkes bunun bir oyun olduğunu bilir. Gerçek sandığı bu stüdyolarda tam otuz yıl geçirir ve yaşamı 24 saat boyunca bir televizyon kanalında canlı olarak yayınlanır. Vizyona girdiğinde 138 milyon doların üzerinde hasılat kıran filmi izleyip de kahramanıyla empati kurmayan neredeyse yoktur. Şimdi siz de böyle bir filmin karakteri olduğunuzu hayal edin. Ancak senaryoyu çağımıza uyarlayalım ve tüm hareketleriniz, hayatınızı kaydeden kameralar yerine çipli nüfus kimlikleriyle izlensin. Ne hissedersiniz? Hatta parmak izi, damar izi, avuç alası gibi kişisel verileriniz zorunlu olarak alınsa, telefonlarınız 48 saat boyunca adli denetim olmadan dinlense, üstünüz, aracınız hakim kararı olmaksızın aransa…

Röportaj: Mehtap Doğan
Fotoğraf: Hamza Aktay
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Bir yanda yüzyıllar boyunca Anadolu’da hükmünü sürmüş, bugünkü Batı felsefesinin temellerini atan filozofların; halkları, kültürleri, acıları, sevinçleri birbirine bağlayan ozanların dili Grekçe; diğer yanda Ortadoğu’da hangi coğrafyaya gitseniz bir vicdan azabı gibi yok olmaya, yasaklara, zülme karşı stranlarıyla, dengbêjleriyle asırlardır direnen KürtçeKamuran Demir ve Fecri Polat bugünkü dünyada artık unutturulmaya çalışılan “yüreğini koyarak” iş yapmanın erdemini, oldukça ağır bir yükün altına ellerini sokarak bize tekrardan hatırlattı. Kürtçe İlyada’nın çevirmenlerinden Fecri Polat ile “Özgür bir vatanda anadilini öğrenmek için sokaklarda öldürülen körpecik ana kuzularına armağanımız olsun. Silahlara veda Kürtçe İlyada’ya merhaba!” diyerek sundukları Homeros‘un İlyada’sının Kürtçe çevirisi hakkında konuştuk. sanatFilan olarak bu iki yürekli, pırıl pırıl genci sizler de tanıyın, bilin, kutlayın istedik!

Söyleşi: H.İbrahim Yılmaz
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği tarafından 7 yıldan bu yana düzenlenen Baki Koşar Kültür ve Sanat Festivali, 20 Şubat Cuma günü başlayacak. Bu yıl “Çokluk” temasıyla organize edilen festival, 28 Şubat’ta son bulacak. Tekliğe karşı çokluğu, mutlaklığa karşı muğlaklığı, birliğe karşı beraberliği, iç içe geçmiş çeşitlilikleri ve hareket halindeliği kucaklayan bir perspektifle düzenlenen etkinlikler, Danielle Levitt Fotoğraf Sergisi ve Ruşen Alkar konseri ile başlayacak. Etkinlikler 28 Şubat Cumartesi günü, Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi‘nde düzenlenecek Baki Koşar Kültür ve Sanat Festivali Ödül Töreni ile son bulacak.

Söyleşi: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Bana neden evlenmiyorsun diyenlere şunu söylüyorum, öyle mantıklı bir sebep söyle ki tamam ya, hakikaten haklısın, evlenmem gerekiyor diyeyim. Bir şey bulamıyorlar. Ee, çocuk istersen, diyorlar bu defa. Evlenmeden çocuk yapılamaz mı? Aslında ilginç olan şu, çocuğumuz olduğu için kimse evli olmadığımızı düşünmüyor bile, sorgulamıyorlar çünkü.”

Söyleşi: Mehtap Doğan
İllüstrasyon: Şebnem Aydın Gündüz
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

İki uç iş! Biri bilişim sektörü, diğeri dövmecilik… Türkiye profilinde, beyaz yakalı plaza insanlarının köye kaçış, mankenlikten şarkıcılığa geçiş öykülerini duymaya çok alışkınız. Ancak ilk kez, yazılımcı olup dövmeciliğe kaçan biriyle tanışıyoruz. Yıllarca emek verdiği bilişim sektörüne kendisini ait hissetmeyen ve Shade-ink Stüdyo‘yu kurarak ekmeğini dövmeden kazanan Sedat Tetik ile siz de tanışın istedik!

Bahar Öztop
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Ben hayallerime tutunmak için masallarımı suladım hep. Çocukluğumdan beri zaten sürekli masal uyduruyordum, önce kızkardeşime, sonra tanıdığım herkese anlatmak için… Fırsatını bulup bir kısmını yazmak çok mutlu etti beni. Bir yandan da edebiyatla küçük de olsa bağımı sürdürmemi sağladı. Bilimsel analiz dilinin havasız bıraktığı edebiyat aşkım bu sayede nefes alabildi biraz. Yol Geçen Hanı’nı bu yüzden pek çok insan büyüklere masal olarak okumuş. Hoşuma gitti…  Masal güzel şey.”

Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Kollarına “Canım Anam” yazısını nakşedenler, boyun köklerine kadar jiletlenmiş vücutlar, havuzun kimliği haline gelen “göğüsleme” atlayışları, kareli peştemallar… Diyarbakır’ın Suriçi semtinde bulunan ve kentsel dönüşüm belasına yıkılması planlanan Küpeli havuzunun hikayesini bundan iki yıl önce filme dönüştüren Çetin Baskın ve Metin Akdemir‘den dinledik.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

İlk Kürt filmi Ermenistan’da çekilen, 1926 yapımı Zare olarak kabul edilse de, Kürt Sineması’nın tohumları 1990’lı yılların başında atılmaya başlandı. O yıllardan bu yana Kürt Sineması’nda çok şey değişti. Kürt yönetmen Caner Canerik‘e göre bu değişimde baskılara karşı verilen toplumsal mücadelenin büyük etkisi oldu.

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

“Kapı komşumuzun, ormandaki meşe ağacının, havadaki turnanın, denizdeki balığın ve tabii ki kendimizin yarın başına ne geleceği konusunda onlarca soru işaretiyle yüklüyüz. Gezi Direnişi bu karamsar ve karanlık durumun umut ışığıdır.”

Röportaj: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Bu sanat harikası tesbihlere sahip olmak isteyenlerin sadece kesenin ağzını aralamaları yetmiyor, aynı zamanda emeğe ve sabra da saygı duymaları gerekiyor. Çünkü el emeği, göz nuru bu sanat eserlerinin yapımı ağır işçilik gerektiriyor. Özel bir düzenek yardımıyla, tamamen elde imal edilen tesbihlerin bir benzerini daha bulmanız mümkün değil. Hepsi kişiye özel üretiliyor.

Haber: Mehtap Doğan
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Share on LinkedInShare on RedditShare on TumblrPin on PinterestPrint this pageEmail this to someone