Özgecan ilk değildi, son da olmayacak!

18 Şubat 2015 Tarihinde Tarafından Kadın, Mehtap Doğan, Velev ki, Yazarlar Kategorisinde Yayınlanmıştır.
Mehtap Doğan

Mersin’in Tarsus ilçesinde 11 Şubat günü ortadan kaybolan, henüz 20’sindeki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan‘ın 13 Şubat’ta yakılmış cesedinin bulunmasının ardından başta kadınlar olmak üzere tüm Türkiye ayağa kalktı. Bu, Türkiye’de işlenen ilk kadın cinayeti değildi, ne yazık ki son da olmayacak.

Uzağınızda değil hemen yanı başınızdaki kapı komşunuz şiddete uğradığında “aile işine karışmak olmaz” diyorsanız, tecavüze uğrayan kadınların davalarında kadının beyanı sorgulanırken “rıza” aranmasına sesinizi çıkarmıyorsanız, tacize uğrayan yakınınıza “ne giymiştin, sarhoş muydun, orada ne işin vardı” diye sorular yöneltiyorsanız, boşanmak isteyen arkadaşınıza evine dönüp, yuvasını kurtarmasını öneriyorsanız, kadınlara mahsus pembe otobüs isteyenlere, kadın katillerini televizyon programlarına çıkarıp aklayanlara gereken cevabı vermiyorsanız, tecavüz sonucu hamile kalan kadınların “devlet bakar” diye doğurmasına, küçücük kız çocuklarının yaşını almış adamlarla evlendirilmesine kayıtsız kalıyorsanız, cinsel saldırı ya da istismar sonucu hamile kalan genç kızlara yasal süreyi aştığı için “doğurabilir” kararı veriyorsanız, kürtaj fiilen yasaklandığında sokağa dökülmüyorsanız, şiddet gören kadınların ardından “kirlenmiş, kuyruk sallamış, namuslarını, aile şereflerini iki paralık etmiş” diye konuşuyorsanız, feministleri anlamak yerine erkek düşmanı olarak görüyorsanız, kadınları, eşcinselleri, seks işçilerini küfürlerinizin öznesi olarak kullanıyorsanız, kahkaha atan kadınlara “iffetsiz”, eşcinsellere “ucube” diyorsanız, oğlunuz ağladığında “erkek adam kız gibi ağlamaz” diye teselli ediyorsanız, kadınlara en az üç çocuk doğurmalarını dayatıp annelik dışında başka bir kariyeri layık görmüyorsanız kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık bu ülkede asla son bulmayacak demektir.

 

 

Özgecan’ın katledildiği haberi henüz gündeme düşmeden, 14 Şubat niyetine kaleme aldığım “Tek taş pırlanta senin, hayat benim olsun!” başlıklı yazıda “14 Şubat Sevgililer Gününde de gazetelerin üçüncü sayfalarında tuzluğu uzatmadığı, dilediği kıyafeti giydiği, sosyal medya hesabı açtığı, izinsiz sokağa çıktığı, ayrılmak istediği için dövülen, bıçaklanan, öldürülen, şiddete uğrayan kadınların hikayelerini okuyacaksınız” demiştim. Ne yazık ki yanılmadım. Çok değil yazı yayınlandıktan bir gün sonra 20 yaşındaki Özgecan’ın , önce bıçaklandığı sonra da cesedinin yakıldığı ortaya çıktı. Çağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisinin katil zanlısı Suphi Altındöken ifadesinde, Özgecan’a tecavüz etmek istediğini, bunu yapamayınca bıçaklayıp, kafasına levye ile vurarak öldürdüğünü itiraf etti. Katil, “Cesedi ortadan kaldırmak için üzerine benzin döküp çakmağı çakıp yaktım. Çünkü gömmeye zamanımız yoktu” dedi.

20 yaşındaki Özgecan için başta İstanbul olmak üzere, Bolu, Bursa, Çanakkale, Edirne, Erzincan, Kayseri, Tokat, Trabzon, Marmaris gibi Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar sokağa döküldü. Polisin, jandarmanın, savcıların, hâkimlerin, daha doğrusu devletin koruyamadığı kadınlar için daha önce defalarca döküldükleri gibi…

 

kadin katliamı var

 

Şimdi biraz hafızamızı tazeleyelim

Akrabası tarafından tecavüze uğrayıp hamile kaldığı için aile kararıyla öldürülen ve kadın cinayetlerinin sembollerinden biri olan Güldünya‘yı hatırlamayan yoktur. Öldüreceklerinden korktuğu için iki günlük oğlu Umut’unu bir arkadaşına evlatlık veren Güldünya, polis tarafından “öldürmeyeceği” sözü verilerek yakınlarına teslim edilmişti. Kardeşi Ferit Tören tarafından sokak ortasında vurulan Güldünya’nın “namusu” kaldırıldığı hastane odasında, kardeşi tarafından, başına iki el ateş edilerek temizlenmişti.

 

Güldünya

 

Güldünya, İnsan Hakları 2007 raporuna, pek çok teze ve araştırmaya konu olmakla kalmadı, hakkında şarkılar yazıldı, albümler hazırlandı, konserler verildi. Hatta şiddet gören kadınlarla ilgili bir diziye, Ankara Yenimahalle’de bir parka, Bitlis’te bir kadın derneğine Güldünya’nın adı verildi. Sezen Aksu, sözü ve bestesi Aylin Aslım’a ait olan şarkıyla hepimizin tüylerini diken diken etti.

“Canım abim vurma beni
Bu dünyadan alma beni.
Dökülür mü kardeş kanı?
Bir karında yatmadık mı?
Bir anada doğmadık mı?
Bir memeden doymadık mı?”

 

Türkiye’de aile içi şiddet, tecavüz ve kadın cinayetlerinin en önemli örneklerinden biri olan Güldünya, 2004 yılında öldürüldüğünde de en az Özgecan’a yandığımız kadar yandık. Peki ama bu neyi değiştirdi?

 

Katiller hanemizde

Resmi rakamlara göre kadın cinayetleri 7 yılda yüzde 1.400 artış gösterdi. Türkiye’de son beş yılda öldürülen kadın sayısı ise bin 134’ü aştı. Ölümüne seven çılgın aşıklar, gözü dönmüş kocalar, babalar, abiler, kardeşler için tuzluğu uzatmamasından sosyal medya hesabı açmasına, izinsiz sokağa çıkmaktan ayrılmak istemesine kadar pek çok şey öldürme gerekçesi sayıldı. Örneğin 6 aylık hamile Derya Demiral kendisine yeni bir elbise aldığı için dövülerek, Mersin’in Tarsus İlçesi’nde yaşayan Edibe Göçer çalışmak istediği için kurşun yağmuruna tutularak, koca dayağından kaçıp devlete sığınan dört çocuk annesi Seher Haşimoğlu ise Diyarbakır Kadın Sığınmaevi’nden ayrıldıktan birkaç gün sonra boşanmak istediği için göğsüne iki el kurşun sıkılarak katledildi.

 

 

2013’te 214 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 167 kadına ve kız çocuğuna tecavüz edildi. 241 kadın ve kız çocuğu şiddete uğradı, 161 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulunuldu. Tecavüzcülerin yüzde 52’si kadınların tanıdıkları erkeklerdi ve tecavüz vakalarının yüzde 36’sı kadınların evlerinde gerçekleşti.

 

ayşe_paşalı

 

Yüzü gözü morartılmış halde adliye koridorunda otururken çekilmiş ve insanın içine işleyen bakışıyla basına yansıyan Ayşe Paşalı, öldüresiye dövüldükten hemen sonra, kanlar içindeyken kocasının tecavüzüne uğradı. Üç çocuk annesi, 2006’da eşinden boşanmak için dava açmış, araya aile büyükleri girince pek çok kadın gibi o da boşanmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştı. Kocası cinsel saldırı suçuyla çıktığı mahkemede “eşimi çok seviyorum’’ deyince tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Haziran 2010’da boşanmaya boşandılar ama tehditler bitmedi. “Hayatımız tehlikede’’ diye savcılığa başvuran ve koruma talep eden Ayşe, 10 yerinden bıçaklanarak katledildi.

 

ayşe paşalı

 

Öldürülmeden önce savcılığa başvuran tek kadın Ayşe değildi. Dini nikâhlı eşi Mustafa Metin Çilingir tarafından sokak ortasında 8 kurşunla katledildiğinde iki çocuk annesi Arzu Yıldırım‘ın da çantasından savcılığa verdiği ‘öldürüleceğim’ dilekçesi çıkmıştı. Üç yıldır devam eden boşanma davası sonuçlanmadan kocası tarafından sokak ortasında 6 el ateş edilerek öldürülen dört çocuk annesi Arzu Odabaşı da 23 yıllık kocası Mustafa Odabaşı’ndan ‘silahla tehdit, hakaret ve şiddet’ nedeniyle şikâyetçi olmuştu.

“Beni koruyun’’ diye başvuruda bulunan bir başka kadın da Zübeyde Yıldız‘dı. Eski eşi Zeki Kahraman tarafından şiddete maruz kalan ve Şişli karakoluna gidip korunmak isteyen dört çocuk annesinin, defalarca kapısını çaldığı savcılık takipsizlik kararı vermiş, Zübeyde çocuklarına bakabilmek için çalıştığı konfeksiyon atölyesinde eski eşi tarafından boğazı kesilerek öldürülmüştü.

 

erkek şiddeti

 

Kadınlar yuvası bozulmasın diye evine gönderildiğinde, son bir şans daha verdiğinde, koruma altındayken, savcılığa başvurmuşken, hukuki mücadelesini sürdürürken can vermeye devam etti. “Son kez konuşalım” sözünün ölüm getirdiği isimlerden birisi gördüğü şiddet canına tak edince ana evine sığınan Sakine Akkuş‘tu. Daha çocuk yaşta evlendirilen 25 yaşındaki Sakine’yi, bir gece yarısı “çocuklarını getirdim, gel gör’’ diyerek kapıya çağıran kocası Erdal Akkuş başına ve göğsüne sıktığı kurşunlarla katletti. Muğla’nın Milas İlçesi’nde tarlaya gitmek için evinden çıkan Gülayşe Bilgi‘nin cesedi ise bir yolun kenarında dört kurşun sıkılmış halde bulundu. Katilinin cenazesinde “evliliğimiz boyunca beni hiç üzmedi” diye gözyaşı döken kocası Yakup Bilgi olduğu anlaşıldı.

Kadına yönelik şiddette hayatını kaybedenler için oluşturulan anıt sayaçta,  2015’te ölen kadınların sayısı yılın ikinci ayında 39’a yükseldi. 2014 yılında neredeyse her gün bir kadın cinayeti işlendi. Kadına yönelik şiddetin önlenebilmesi için 8 Mart 2012’de çıkarılan “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa” da cinayetleri engelleyemedi. Hatta 2008’de 80 olan kadın cinayeti sayısı 2009’da 109, 2010’da 180, 2011’de 121, 2012’de 210, 2014 yılında ise 294 oldu. Öldürülen kadınların yüzde 25’i ise 25 yaşın altındaydı.

#KadinKatliamiVar

Artık yasta değil, isyandayız. Erkek şiddeti ile aileyi koruyarak değil, kadını güçlendirerek mücadele edilebilir. Bu ülkede kadın katliamı var. Özgecan için gösterilen hassasiyetin bütün kadın katliamlarında gösterilmesi, kadın ve trans cinayetlerinin önlenmesi için her alanda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, her tür haksız tahrik ve iyi hal indiriminin kaldırılması, Kadın Bakanlığının kurulması, tüm kamu kurumları tarafından cinsiyet eşitsizliğini giderici politikaların hayata geçirilmesi, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri ile ilgili verilerin düzenli olarak toplanması ve yayınlanması, kadına yönelik şiddeti, cinayetleri meşru gösteren, özendiren haberlerin, filmlerin, dizilerin cezalandırılması gerekiyor. Daha fazla kadın ölümüne tahammülümüz yok. Yasta değil isyandayız.