Exekias Potery

Özel Röportaj: Yüzyılın projesi: Homeros’u Kürtçe konuşturmak

7 Şubat 2015 Tarihinde Tarafından Edebiyat, Genel, Kitap, Söyleşiler, Velev ki Kategorisinde Yayınlanmıştır.

Bir yanda yüzyıllar boyunca Anadolu’da hükmünü sürmüş, bugünkü Batı felsefesinin temellerini atan filozofların; halkları, kültürleri, acıları, sevinçleri birbirine bağlayan ozanların dili Grekçe; diğer yanda Ortadoğu’da hangi coğrafyaya gitseniz bir vicdan azabı gibi yok olmaya, yasaklara, zülme karşı stranlarıyla, dengbêjleriyle asırlardır direnen KürtçeKamuran Demir ve Fecri Polat bugünkü dünyada artık unutturulmaya çalışılan “yüreğini koyarak” iş yapmanın erdemini, oldukça ağır bir yükün altına ellerini sokarak bize tekrardan hatırlattı.
Kürtçe İlyada’nın çevirmenlerinden Fecri Polat ile “Özgür bir vatanda anadilini öğrenmek için sokaklarda öldürülen körpecik ana kuzularına armağanımız olsun. Silahlara veda Kürtçe İlyada’ya merhaba!” diyerek sundukları Homeros‘un İlyada’sının Kürtçe çevirisi hakkında konuştuk. sanatFilan olarak bu iki yürekli, pırıl pırıl genci sizler de tanıyın, bilin, kutlayın istedik!

Söyleşi: H.İbrahim Yılmaz

200’den fazla çevirisi bulunan, bilinen ilk basılı İngilizce çevirileri 1598 – 1611 yılları arasında bölüm bölüm George Chapman tarafından yayınlanmış olan Homeros’un İlyada’sı artık anavatanına ait dillerden birisi olan Kürtçe’ye de çevirildi. Eserin tamamının Kürtçe çevirisi, George Chapman’ın yaptığı gibi bölüm bölüm yayınlanarak tamamlanacak. İlyada’nın Kürtçe çevirmenlerden Fecri Polat ile Heyyamola Yayınları tarafından basılan ve ilk dört ve son bölümünün çevirisini içeren eserin Kürt edebiyatı, Kürt tarihi ve kültürü açısından önemini, akademik dünyadan, halktan gelen tepkileri ve fikrin gerçeğe dönüşme aşamalarını konuştuğumuz keyifli bir söyleşi gerkçekleştirdik. Siz sanatFilan dostlarının da keyif alması dileğiyle…

Fecri Polat ve Kamuran Demir

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Ben Fecri Polat,
İzin verirseniz kendimden önce diğer çevirmen arkadaşım Kamuran Demir’den daha çok söz etmem gerekir. Bu işi fikir olarak ortaya atan bendim. Fakat işin yükünü Kamuran üstlenmiştir. Kamuran genç ve pırıl pırıl bir beyin. Gelecekte büyük bir yazar ve şair olacağından hiç şüphem yok. Kendisi Kürtçe konusunda giderek etkin bir hale geliyor. 2014 yılında “Hep Sonbahar Gibidir” ismiyle Sokak Yayınları‘ndan bir de şiir kitabı çıktı. Zamanının çoğunu İlyada çevirisine vermesine rağmen ayrıca Türkçe-Kürtçe ve Kürtçe-Türkçe şiir ve kısa film senaryoları çevirmektedir. İlyada’nın bugün piyasaya sürülmesinde en büyük emek onundur. Kendisine benimle birlikte bu işe gönülden bağlandığı için teşekkür ediyorum.
Ben, Ağrılıyım, yaklaşık 11 yıldır Çanakkale’de oturuyorum. Arkeologum. Uzun yıllardır Troia Vakfı ve Troia Örenyeri Kazısı’nda çalışmaktayım. Evliyim, 7 aylık bir de kızım var. Yeri gelmişken, bütün çalışmalarım sırasında hiç bıkmadan bana çay demleyen ve çalışırken içmeyi unutup soğuttuğum çayımı tazeleyen sevgili eşim Yasemin Polat’a çok teşekkür ederim.

İlyada’yı Kürtçe’ye çevirme fikri nereden doğdu? Anadolu’nun kadim dillerinden biri olan Kürtçe’ye bugüne kadar çevrilmemiş olmasını neye bağlıyorsunuz?

Şimdiki Troia Kazı Başkanı olan hocam Prof. Dr. Rüstem Aslan ile tanışmamla başladı diyebilirim. Sanırım Troia kazılarında çalışmaya başlamamış olsam, konuya olan ilgim ve bilgim bu kadar artmayacaktı. Öğrencilik yıllarımdan itibaren Troia kazılarında çalışmaya başladım. Doğal olarak, İlyada Destanı’na bakış açım da değişmeye başladı. Özellikle hocamın okuduğu bir kitabı karıştırırken Yaşar Kemal’in Kürt dengbêjlik geleneğinin en büyük temsilcilerinden biri olan Evdalê Zeynikê hakkında “Kürtlerin Homerosu” dediğini öğrendiğimde iyiden iyiye bu konu üzerine eğilmeye başladım. Homeros araştırmaları konusunda söz sahibi olan hocamla birlikte sözel gelenek üzerine sohbetler etmeye başladık. Tabi Evdalê Zeynikê’nin Ağrı ve civarında yaşamış olması beni bu konuya yakınlaştıran diğer bir etken oldu. İşte bu noktada çocukluğum konusuna da değinebilirim. Ben Ağrı’lıyım ve çocukluğumun büyük bir kısmı dengbêj divanlarında “stran” dinleyerek geçti. Özellikle amcamın da dengbêjlik geleneğinin temsilcilerinden olması, beni dengbêjler konusunda araştırma yapmaya ve naçizane amatör olarak stran söylemeye itti. Kısacası dengbêjlerle tanışmam çocukken amcamla başladı ve şimdilerde de arkadaşım Kamuran Demir ile birlikte “dengbêjlerin şahı” olarak nitelediğimiz Homeros ile devam ediyor.
Şimdiye kadar neden çevrilmediği konusuna gelince; sanırım insanlar korktular. Korku derken, bu Kürtçe’ye çevirirsem başıma bir şey gelirden öte, yapamam korkusuydu. Çünkü biz bu işe başladığımızı ve ilerlediğimizi çevremizle paylaştığımızda, bu işte etkin olan insanlar dahi bunu başaramayacağımızı, İlyada gibi ağır bir dili olan bir destanı Kürtçe’ye çevirmenin imkansızlığından söz ettiler. Fakat bir işi yapmadan başarılı olup olmayacağını anlayamazsın. Hayat bir deney laboratuarı ve biz ancak deney yaparak yeni bir şeyler bulabiliriz. Biz yaptık oldu gibi bir tavır içerisinde de değiliz. Yapılmalıydı ve yaptık. Bunu geliştirecek olanlar ise bize açık bir şekilde eleştirilerini yöneltecek olan Kürtçe konusunda uzun yıllardır çalışmalar yapan ağabeylerimiz, hocalarımızdır.

Kürtçe İlyada Kapak

Antropolojik açıdan Kürt halkındaki dengbêjlik kültürü ile Antik Yunan’daki anlatıcılık kültürü arasındaki benzerlikler, farklılıklar nelerdir?

Her topluluk, değişik unsurlardan teşekkül ettiğinden maddî, manevî bütün kültür ürünleri, ait olduğu topluluğun kimliğini temsil eder. Kültür sahasında her ne varsa, onların hepsinin yansımalarını sözlü kültür ortamında bulmak mümkündür. Sözlü Kültür ise bir milletin hayatında, fertlerin sözlü ve yazılı geleneklerinde yer alan kabulleriyle, müştereklik gücüne erişen ve millî kimliği oluşturan maddî ve manevî faaliyetlerin bütünüdür şeklinde tanımlanmaktadır.
Sözlü kültür, toplumun ortak malı olan hazır kalıpların deneyimleri pekiştirecek şekilde biçimlendirilmesiyle oluşur ve metinden yoksun olduğu için de toplum belleğinde yüzyıllarca gelişerek varlığını halkın bilincine yerleştirerek sürdürür. Sözle biçimlenen düşünce zaman içinde geliştikçe hazır deyişlerin kullanımı da daha ince bir ustalık kazanır. Hafızada meydana gelen bu birikim ve birikimin yeni kuşaklara aktarımında kullanılan anlatım biçimleri zamanla daha da gelişir.
Milman Parry, Homeros şiirlerini konu edindiği doktora çalışmasını 1928 yılında tamamladığında, sözlü kültürün anlaşılması açısından önemli bir eser ortaya çıkmış oldu. Parry bu çalışmada İlyada ve Odysseia destanlarındaki şiirlerin bir uzun iki kısa heceden oluşan altı vuruşluk dizelerle ( Heksametrik dize ölçüsü), bu dize ölçüsünü tutturmak için uydurulmuş sıfat ve kalıplaşmış söz yapılarından meydana geldiğini söyler. Bu yazı biçimi Homeros’un sözlü geleneklerde sıkça görülen sıfat uydurma yeteneği ile birleştiğinde ortaya bol tekrarlı bir şiir biçimi ortaya çıkmıştır. İşte Kürt coğrafyasında bu dengbêjliktir.
Mezopotamya’da sözün hakim olduğu yıllar boyunca söz kişiden, ağızdan, anlatandan ve dinleyenden güçlüdür. Odur insana egemen olan. Ancak sözünüzü hangi araçlarla ve nasıl söylediğiniz önemlidir. Ve bu bir anlatı formu oluşturmanızı gerekli kılar.

Kürtlerin Homerosu olarak bilinen Evdalê Zeynikê

Kürtlerin Homerosu olarak bilinen Evdalê Zeynikê

Homeros İlyada’da insana nasıl bakıyor? Evdalê Zeynikê, Şakiro, Reso gibi Kürt kültüründe en önemli karakterler ile arasındaki farklılıklar yahut benzerlikler nelerdir?

Gerçekten de Homeros destanlarında tarihin ve kahramanlıkların yanı sıra insanmitsel figür ve tanrı ilişkisi çok ayrıcalıklı bir yer tutar. Bu konuya Azra Erhat ve A. Kadir de  değinmektedirler. “Homeros’un destan dünyası tanrı varlığıyla dolup taşar. Tanrılar insanların her işinde, her sözünde var oldukları gibi, yeryüzüne inmekten de hiç çekinmezler. (…) ve her zaman olup bitenin içindedirler. (…) İnsan dünyası ile tanrı dünyasının gerçekleri  belli bir efsane havası içinde rahatça birbirine karışıyor” İnsanlaşan tanrıların yanında tanrılaşan insanlar ile insanın varlık olarak tanrılara yakınlığı ve üstün bir canlı oluşu vurgulanmaktadır”.

İlyada’da on binlerce insana acı yaşatan, kentlerin yıkılmasına neden olan sadece Akhil’in  öfkesi değildir. En güçlü kahramanların kendi aralarındaki savaşı değildir. Soyluların kendi  aralarındaki keyfi tutumlarıdır da. Yapıtta soylular kendi çıkarlarını toplumun üzerinde  görürler. İlyada’da politik olarak öne çıkan en önemli bilgi şudur: Hem politik kararları hem de orduyu komuta eden soyluların kendi aralarındaki geçimsizlikleri ve savaşları toplumu, yaşamı tehlikeye düşürür. Örneğin İlyada’nın birinci bölümündeki sorun Agamemnon’un  tutsak olarak alıkoyduğu tanrı Apollon’un rahibinin kızı Khryseis’i geri vermek istemeyişidir. Tanrıların hükmü artık yetmemektedir. Belirleyici olan soylulardır ve bu tek belirleyicilik insanoğluna  mutsuzluk ve yıkıntı getirmektedir. Dünyasallaşmanın gerekliliğine vurgu yapılırken dünyasallaşmanın toplumsal eşitsizliğe dayandığının gösterilmesi Homeros destanlarının etik boyutudur. Yapıtın siyasal veya kültürel duruşunu, hatta kalıcılığını belirleyen, figürlerin ve anlatının  kutsal olandan değil, insandan yana olmasıdır. Bu duruş bir bakıma dünyasallığın, bugünkü  deyimle, laikliğin insanlar arasındaki serüvenine başlamasıdır. Çünkü insanın kaderi kutsal  olanın, tanrının elinden alınmak istenir. İnsanın yazgısı yine insanın eline verilir. Asıl olan  insandır. İnsanın zaaflarıdır ya da güçleridir. Aldatma, hırsızlık, sahtekarlık gibi dünyayla  ilgili kötülükler tanrılara da yakıştırılır. Çünkü Homeros açısından tek belirleyici artık  yeryüzünün tanrısı olan insandır. Homeros destan anlatısında insanı öne çıkarır. Bu insan “etik” insandır ve “akıl” ile  donatılmıştır. Bu donanımlardan uzaklaşıldığında sorunlar ve çözümsüzlükler başlar. Homeros aslında etik çaba içerisindedir. Çünkü olmuş olandan hareket ederek olanı, daha  doğrusu insanı eksiklikleriyle ve yetkinlikleriyle betimler. Akılcıdır, çünkü dünyasal düzende  insanın kaderi yine insanın kendisindedir. O nedenle de anlatıda, kurguda belirleyici olan tanrı  değil insandır. Homeros’ta tanrı artık yüce dağların doruklarında değildir. O insanla  yeryüzündedir. İnsan tanrıyı yeryüzüne indirmiştir. Homeros tanrıyı insanın düzeyine indirmiştir. Asıl eleştirilen de bu düşüncedir.

Homeros ile dengbêjler konusundaki önemli tespitleri ise Yaşar Kemal, Mehmet Uzun gibi son büyük dengbêjler yapmıştır. Hep verilen örnek ki çok doğrudur, Evdalê Zeynikê ile Homeros arasındaki anlatıcılıklarına dair benzerlikleridir. Hatta bu benzerlikler o kadar belirgindir ki Evdalê Zeynikê için “Kürtlerin Homeros’u” benzetmesi yapılmıştır. Kürtlerin Homeros’u ve Yunanların Evdalê Zeynikê’si arasındaki bu denli benzerlik şüphesiz ki bu iki gelenek için de dikkat çekicidir. Burada iki büyük anlatıcı-aktarıcı, iki âmâ(sonradan kör oldukları tahmin edilir), iki Anadolulu, (Homeros için kesinlikle denilemese de)ozan atışmalarına katılmış iki tarihi şahsiyet, geleneklerinin en büyük temsilcisi iki canlı toplum belleği söz konusu olan. Homeros’un:

“…
Çağır Makhaon’u buraya, Talthybios, haydi çabuk,
Çağır Asklepiosoğlu’nu, kusursuz hekimi,
Atreus’un cenkçi oğlu Menelaos’a gelsin baksın…”  (İlyada, 4. Bölüm 190-195 çev: Azra Erhat)

söyleyişi ile Evdal’ın;

Gel söyle ey hekim, oy, hekim kurban Allah aşkına naz eyleme bize
Sen bir merhem yapasın baba evimin yaralısının yarasına…

biçemi toplumu o kadar çok etkilemiştir ki yüzyıllar bunu eritmeye yetmemiştir. İşte dengbêjlik ile Yunan hikâyeciliğinin en çok hissedilen benzerliği budur. Tabii bir de sözlü geleneklerin devamlılığı da önemli bir husus. Mesela Reso, Evdalê Zeynikê’nin öğrencisi, son büyük dengbêjlerden Şakiro (Şakir Deniz) da Reso’nun öğrencisidir. Dengbêjlik böyle bir “usta-çırak ilişkisi”yle devam eder. İlyada Homeros’a ulaşmadan önce aynen dengbêjlik gibi bir aktarım ile beş yüz yıl gibi önemli bir zaman dilimi kadar yaşayabilmiştir; yani onu Evdaller, Resolar, Şakirolar yaşatmıştır bu kadar zaman boyunca…

 

Kamuran Demir

Kamuran Demir

 


Kürt çocuklarının kendi dillerinde Homeros’u okuması, Batı felsefesinin temel yapı taşlarından biri olan Antik Yunan kültürünü tanıyacak olması oldukça heyecan verici. İlyada’nın Kürtçe çevirisinin sizce Kürt edebiyatı açısından önemi, yeri nedir?

Yazılı ilk alfabenin bulunup kullanıldığı topraklar olmasına rağmen bugün Ortadoğu ve Mezopotamya, yazılı kültürün egemenliğini tam olarak ilan edemediği coğrafyalardır. Bu durumun başka birçok nedenle beraber sözlü kültürün uzun geçmişinden de kaynaklandığı bilinmelidir.
Dünyanın birçok yerinde Walter J. Ong’un ‘birincil sözlü kültür’ (okuma yazma hakkında en ufak bir bilgisi olmayan) dediği kültürler çoktan kaybolmuşken, yazının ilk defa kullanıldığı Ortadoğu coğrafyasında sözlü kültürün izleri halklar arasında hızla silinse de hala yaşamaktadır. Söz konusu coğrafyada arkasında çok az yazılı metin bırakan Kürt halkının kolektif sözlü belleği sayılabilecek dengbéjliğe biraz daha yakından bakılmasını sağlayacaktır. Diğer taraftan da Kürtçe İlyada okuyan herkesin Kürtçe’nin gücüne olan inancı artacak ve diline güvenmesi gerektiğini öğrenecek. Sanırım Kürtçe’nin gerçek bir edebiyat dili olduğunu gören özellikle genç yazarlarımız daha çok Kürtçe eser yazmaya başlayacaklardır. Kısacası bu çalışmanın önemi, Kürtçe edebiyat yapmanın önündeki korkuları kaldıracak olmasıdır. Yanlış yapılmadan doğruya ulaşılamaz. Korkmadan eserlerini Kürtçe yazsınlar.

Çeviri sırasında sizi zorlayan ya da çeviriyi kısmen de olsa rahatlatan noktalar oldu mu? Bunları sanatFilan okurları ile paylaşır mısınız?

Öncelikle çevirmen arkadaşım Kamuran ile ayrı şehirlerde yaşamamız bizi çok zorladı. Bazı günler 6-7 saati bulan telefon konuşmalarımız veya web cam bağlantılarımız oldu. Büyük dengbej Homeros’un her sözcüğü bizi zorladı diyebilirim. Dört yıllık bir süreçten söz ediyoruz. Tabi benim dengbêjlerin arasında büyümüş olmamın bize büyük katkısı oldu. Çünkü İlyada’da başka dillere çevrilirken karşılığı çok zor bulunan bazı tanımlamaları, betimlemeleri ve tamlamaları dengbêjlik geleneğinin özelliklerinden ve özel sözcüklerinden yararlanarak kolaylıkla çevirdik. İlyada’daki kalıpları birebir karşılayan dengbejlik kalıplarının olması bizi çok şaşırtmıştı ve ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bir kez daha anlamıştık.

Günümüz Türkiyesi’nde geçmişten bu yana gelen büyük oranda gerici, faşist akademik kadroların üstüne hükümet yanlısı bir kadrolaşmanın hızla sürdüğünü biliyoruz. Çeviri sırasında hem akademik hem de sosyal çevrenizden aldığınız tepkiler neler oldu?

Akademik çevremden Prof. Dr. Rüstem Aslan’dan büyük destek aldık. Zaten sözel gelenek ve Homeros konusundaki bilgisi bizim ne yapmak istediğimizi hemen kavradı. “Yüzyılın projesi” diyerek bize destek verdi. Kendisine buradan sizin aracılığınızla kendisine bir kez daha sonsuz sevgi, saygı ve selamlarımı yolluyorum. Onun dışında koca koca akademisyenlerin çocuklaştığını, dalga geçtiğini, “yapıyorsun da okuyacak kimse yok ki” dedikleri çok oldu. Konusu açıldığında dahi yüzlerinin aldığı şekli anlatamam. Sosyal çevremizde de aynı şekilde insanlar hep ikiye ayrıldılar. Düşünsenize bir edebi eser çevirisi yapıyorsun ama insanlar bunu siyasi olarak algılayıp ikiye bölünebiliyorlar. Bu çok korkunç ir şey ve beni çok üzüyor. Ama ben her zaman sözün silahtan daha etkili olduğuna olan inancımı koruyorum. O yüzden de İlyada’nın sunuş kısmında “Silahlara veda Kürtçe İlyada’ya merhaba” dedik.

Fecri Polat

Fecri Polat

Yıllarca yasaklı kalmış, yazılı eserleri yok edilmiş, üstüne üstlük başkalarının uygun gördüğü şekilde tanımlanmış olan Kürtçe’de böyle bir eseri ortaya çıkartmanız gerçekten büyük bir iş. Odysseia, İşler ve Günler, Karar Mahkemesi gibi diğer Antik Yunan klasiklerini de Kürtçe’ye çevirmek gibi bir düşünceniz var mı?

Şu an için odaklandığımız nokta sadece İlyada. Çünkü İlyada çevirisi halen devam ediyor. Biz şu an Manfred Osman Korfmann’dan aldığımız bir önsöz, İlyada’nın geniş bir özeti ve ilk dört bölüm ile 24. bölümü çevirdik ve bunları yayınladık. İlyada’nın tamamını Türkçe’ye çevirmek on yıl sürmüş. Sanırım bizim de bir o kadar sürecek. Diğer eserler için de; Odysseia’yı çevirmeyi düşünüyoruz. Diğer eserleri de başka genç arkadaşlarımız çevireceklerdir. Bundan eminim.

Eklemek istedikleriniz?

Sanırım sadece başarı odaklı bir yaşam düşünülseydi hayatın hiçbir alanında başarı sağlanamazdı. Her insan hata yapmayı ve başarısız olmayı göze alarak cesurca işler yapmalı. Kürtçe zengin bir dil ve korkmadan Kürtçe yazmalılar. Kürtçe yok diyenlere silahla değil bu tür çalışmalarla cevap vermemiz gerekir. Barış umudumuz, Kürtçe İlyada sadece dillerini öğrenmek derdiyle sokağa çıkan ve acımasızca öldürülen küçücük bedenlerin olsun.
Son olarak sanatFilan gibi özgün ve özgür platformlara ihtiyacımız olduğunu belirterek, size çalışmalarınızda başarılar diler ve ilginizden dolayı teşekkür ederim.

Biz de sanatFilan ekibi olarak çalışmalarınızdan ötürü sizi kutlar, başarılarınızın devamını dileriz.

Ahmet Kaya