Özel Röportaj: Truman Show değil gerçek!

14 Şubat 2015 Tarihinde Tarafından Emek, Göçmen, Kadın, Mehtap Doğan, Söyleşiler, Velev ki Kategorisinde Yayınlanmıştır.

Andrew Niccol tarafından yazılan ve Peter Weir‘ın yönettiği 1998 yapımı The Truman Show‘u bilmeyen yoktur. Kartpostallardakini aratmayacak türden bir adada yaşayan Truman Burbank‘ın bir işi, evi ve çok sevdiği karısı vardır. Ancak Truman dışındaki herkes bunun bir oyun olduğunu bilir. Gerçek sandığı bu stüdyolarda tam otuz yıl geçirir ve yaşamı 24 saat boyunca bir televizyon kanalında canlı olarak yayınlanır. Vizyona girdiğinde 138 milyon doların üzerinde hasılat kıran filmi izleyip de kahramanıyla empati kurmayan neredeyse yoktur. Şimdi siz de böyle bir filmin karakteri olduğunuzu hayal edin. Ancak senaryoyu çağımıza uyarlayalım ve tüm hareketleriniz, hayatınızı kaydeden kameralar yerine çipli nüfus kimlikleriyle izlensin. Ne hissedersiniz? Hatta parmak izi, damar izi, avuç alası gibi kişisel verileriniz zorunlu olarak alınsa, telefonlarınız 48 saat boyunca adli denetim olmadan dinlense, üstünüz, aracınız hakim kararı olmaksızın aransa…

Röportaj: Mehtap Doğan
Fotoğraf: Hamza Aktay

Hadi biraz da aksiyon katalım işin içine… Polisin silah kullanma yetkisinin daha da genişletildiğini hayal edelim hep birlikte. Ama bunu hayal ederken polis kurşunuyla ya da şiddetiyle ölen 14 yaşındaki Ümit Kurt‘u, Berkin Elvan‘ı, Ethem Sarısülük’ü, Hakan Buksur’u, Abdullah Cömert‘i, Ali İsmail Korkmaz‘ı, Ahmet Atakan‘ı ve daha nicesini de düşünelim… İşte bu korkunç senaryo 24 ayrı yasada değişiklik yapan, 134 maddelik “Güvenlik Yasa Tasarısı” yürürlüğe girerse gerçek olacak ve hepimizin yaşamı Truman Burbank’inkine, yaşadığımız ülke de açık cezaevine dönüşecek.

 

Truman Show

 

Toplantı gösteri hakkından özel yaşama kadar bir çok temel hak ve özgürlüğü kaldıran düzenlemeyi içeren Güvenlik Yasa Tasarısı yasalaştığında başta kadınlar olmak üzere iktidara muhalif olan herkesi mağdur edecek. Yasanın en çok vurduğu kesimse yine kadınlar olacak. Yaptıkları eylemlerle konuyu gündeme taşıyan Özgürlükçü Demokrat Avukatlar (ÖDAV) grubundan Ümit Altaş‘a Güvenlik Yasa Tasarısı’nı sorduk. Bakın bize neler neler anlattı.

Polisin silah kullanma yetkisinin genişletilmesi, savcı yetkilerini doğrudan kullanabilmesi, istediği kişiyi ve aracı hakim kararı olmaksızın araması gibi pek çok maddeyi içeren Güvenlik Yasa Tasarısı tam olarak neleri kapsıyor?

Tasarı, toplantı gösteri hakkından özel yaşama kadar bir çok temel hak ve özgürlüğü kaldıran düzenlemeyi içeriyor. Değişikliler içerisinde en dikkat çekenlerden birisi polisin silah kullanma yetkisinin genişletilmesi. Ancak değişiklikler bununla sınırlı kalmayacak, savcı yetkilerini doğrudan kullanabilmesi, istediği kişiyi ve aracı hakim kararı olmaksızın durdurması ve araması, aldığı tedbirlere uymayanlar hakkında itiraza imkan olmayan müdahalelerde bulunabilmesi, telefonları 48 saat boyunca adli denetim olmadan dinlemesi, valinin doğrudan gözaltı kararı verebilmesi, toplumsal olaylarda belediye araç gereçlerine el koyabilmesi ve personeline doğrudan polis zoruyla emir verebilmesi, savcı yetkilerini kullanabilecek polisleri ataması, toplumsal gösterilerde polisin katılanların üzerinde üç gün çıkmayacak biçimde boyalı su kullanabilmesi, kiralık araçların kayıt bilgilerinin anlık olarak emniyet sistemine entegre edilmesi, çipli nüfus kimlikleri ile tüm hareketlerimizin izlenebilmesi, hem jandarmanın hem de emniyetin üzerinde İçişleri Bakanlığı’nın hikmetinden sual olmaz yetkilere kavuşması, herkesten zorunlu olarak parmak izi, damar izi, avuç alası gibi kişisel verilerin alınması değişiklikler arasında en dikkat çekenleri.. Bu saydıklarım taslağın en çok tartışılan başlıkları. Fakat bunlar dışında kamuoyundaki tartışmalara pek yansımayan vatandaşlığa kabul de “genel ahlak” diye soyut bir kavramın şart olarak getirilmesi ve polisin “fuhuş” diye nitelendireceği tüm olaylara doğrudan gözaltı yapma yetkisinin verilmesi de yeni ve tehlikeli düzenlemeler.

 

B8nNUWVCcAAj_Qv

 

O zaman bu tasarı aslında sadece eylem yapanları, eylemlere katılanları değil kadınları da ilgilendiriyor. Tasarı kabul edilirse kadınları hangi tehlikeler bekliyor?

Kadınlar son yıllarda taciz, şiddet ve ölüm olayları nedeniyle sokaklara en fazla çıkan kesimlerin başında geliyor. Dolayısıyla bu taslağın toplantı ve gösteri hakkına ilişkin düzenlemelerinden etkilenecek grupların ilk sırasında kadınlar var. Yine taslak içerisinde geçen “genel ahlak” kriterleri her zaman olduğu gibi en çok kadınları olumsuz yönde etkileyecek. “Kızlı erkekli” bir arada yaşamanın mevcut iktidar tarafından nasıl bir eleştiri konusu olduğunu hatırlarsak, evlilik bağı olmadan yaşayan arkadaşlarımızın polis tarafından “fuhuş” adı altında gözaltına alınabilmesi mümkün olacak. Yine ayrıca, muhtarların nikah kıyabilme yetkisine kavuşabilmesinin mahallelerde nasıl bir sosyal baskı aracı olabileceğini de düşünmek gerekiyor.

 

Diren Özgürlük

 

Yasa sadece kadınları zorda bırakmayacak o zaman, peki başka kimleri olumsuz etkileyecek?

İktidara muhalif olan herkes bu taslak yasalaştığında mağdur olacak. Hatta damar izi, el ayası alınması, kişisel verilerin devlet tarafından 3. kişilerle belirli şartlarla paylaşılabilmesi, kiralanan araçlar vasıtasıyla tüm hareketimizin emniyet tarafından izlenmesi ve çıkarılacak yeni kimlikler için herkesten bir bedel alınacak olması düşünüldüğünde iktidarı eleştirmeyenlerin, muhalif olmayanların bile mağdur olabileceğini söyleyebiliriz.

Bu tasarıyla gerçekten güvenlik sağlanmayacak, Türkiye aslında yarı açık bir cezaevine dönüşecek, öyle mi?

Bu tasarının, bizlerin güvenliğiyle hiçbir alakası yok. Herhangi bir toplumsal olayda yüzünü kısmen kapatmak, yürüyüşlerde hakaret içeren döviz taşımak güvenliğimizi ne kadar tehdit ediyordu da şimdi bunların hapis cezası ile cezalandırılması güvenliğin sağlanması oluyor? Ya da fuhuş var diye polisin insanların evini basması ve gözaltına alması, genel ahlaka aykırı davranıyorlar diye yabancıların vatandaşlığa kabul edilmemesi, polisin en ufak olayda evimize gelip ifademizi alması, cebinde bilye vardı diyerek polisin insanlara karşı silah kullanmasının güvenlikle nasıl bir alakası olabilir? Olsa olsa bu düzenlemeler tek bir güvenliğe işaret eder, o da iktidarın güvenliği. İktidarın kendi güvenliği için attığı her adım vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin daralması demektir.

 

Diren Özgürlük

Diren Özgürlük1 Diren Özgürlük2 Diren Özgürlük3

 

Tasarı ne zaman mecliste görüşülecek? Siz bu süreci nasıl değerlendireceksiniz?

Eğer yine son dakika ertelemesi olmazsa önümüzdeki salı günü mecliste görüşülecek. Bizler Özgürlükçü Demokrat Avukatlar (ÖDAV) olarak perşembe günü İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde önce tasarının meclise getirilmemesi için basın açıklaması yaptık, geçen salı günü de diğer avukat gruplarıyla birlikte 24 saatlik “özgürlük nöbeti” tuttuk. Pazartesi günü diğer illerdeki meslektaşlarımızla birlikte Ankara Adliyesi’nden Meclis’e yürüyeceğiz. Görüşmeler bitene kadar, sosyal medya aracılığıyla her gün, tüm milletvekillerine tasarıya kabul oyu vermemeleri için #direnözgürlük hasthagi ile çağrıda bulunacağız. Taslağın Meclis’ten geçmesi durumunda ise Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yürütmenin durdurulması ve taslağın iptali için başvuracağız.

 

polis_devletinden_once_son_cikis

 

Bir süre önce sosyal medyada #direnözgürlük hastagiyle bir kampanya başlattınız. Kamuoyunun dikkatini çekmek için ne tarz çalışmalar yapıyorsunuz?

Öncelikle karmaşık ve sevimsiz hukuk dilini herkesin anlayabileceği bir dile dönüştürmeye çalışıyoruz. Bunu Güvenlik Taslağı için yaptık. Hak ve özgürlükleri etkileyen diğer torba yasaları için de bunu yapmaya devam edeceğiz. Bu çalışma dışında da yine mağdur olan diğer gruplarla kolektif bir çalışma yürütmeye gayret ediyoruz. Kamuoyunun dikkatini çekmek için bu gruplarla hak ve özgürlüklerin kullanmasında beraber hareket ediyoruz. Ayrıca hukuk alanında yerleşik olan cinsiyetçi, güvenlikçi ve ayrımcı dili engellemek ve özgürlükçü bir dil geliştirmek için toplantılar ve paneller yapıyoruz.

“Cinsiyetçi, güvenlikçi ve ayrımcı dili engellemek ve özgürlükçü bir dil geliştirmek için” demişken Özgürlükçü ve Demokrat Avukatlar Grubu olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin herkesçe bilinen ama en çok ihmal edilen “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğar” maddesinden yola çıkarak “adalet ve özgür savunma için yan yana” mottosuyla bir araya geldiniz. Bu kapsamda programlarınızda yer verdiğiniz LGBTİ’lere yönelik neler yaptınız?

Temsiliyette eşitlik prensibi uyarınca tüm çalışmalarda LGBTİ bireyi arkadaşlarımız, yalnızca LGBTİ alanı ile ilgili değil, tüm çalışmalarda yer alıyor. Bu alanlarda hep beraber karar alıyoruz. Fakat LGBTİ alanında hak ve özgürlük ihlali olduğunda onların yönlendirmeleri ve tespitleri doğrultusunda hareket ediyoruz.

Bilmeyenler için Özgürlükçü Demokrat Avukatlar kimlerden oluşuyor ve bir araya geliş sürecinizden bahseder misin?

Özgürlükçü Demokrat Avukatlar (ÖDAV); ekoloji, LGBTİ, kadın, işçi gibi alanlarda hak ve özgürlük mücadelesi veren avukatlardan oluşuyor. ÖDAV adı altında yeni bir örgütlenme alanının oluşturulmasındaki en önemli neden kimi grupların “kadın, LGBTİ, Kürtler” söz konusu olduğunda mücadelelerinin tonunu düşürmeleri ve ne yazık ki bazı durumlarda da sessiz kalması oldu. Bu nedenle hiyerarşiye dayanmayan, katılım ve eşit temsil üzerine kurulu bir örgütlenmeyi hedefledik.

Kampanyayla ilgili bilgi için: https://sanatfilan.com/diren-ozgurluk/