Özel Röportaj: ‘Totosansürcüler’in ülkesinde bir karikatürist

Canını sıktıklarında zaman zaman havlu atıyormuş gibi görünse de, üretmekten hiç vazgeçmeyen, Türkiye’nin en değerli çizerlerinden biri O. Yalın ve fakat bir o kadar vurucu çizgileriyle,  yıllardır Türkiye’nin röntgenini çeken Tan Oral‘dan bahsediyoruz. Usta karikatürist Tan Oral ile otosansürü, Can Dündarlı yeni kadrodan teklif gelirse Cumhuriyet‘e dönüp dönmeyeceğini, Charlie Hebdo‘yu, son sergisini, mizahı, ‘Dördüncü Dünya Savaşı‘ tezini, iyi bir karikatürcünün özelliklerini, özetle Türkiye’de bir karikatürist olmanın dayanılmaz hafifliğini ve ağırlığını sanatFilan okuyucuları için konuştuk. 

Röportaj: Bahar Öztop
Çizgiler: Tan Oral

Mimarlık eğitimi almasına rağmen, çok kısa bir süre sonra yolu çizgiye dönüşen Tan Oral, 1960’lı yıllardan bu yana karikatür çiziyor. Dönemin politik gidişatında, çizdiği karikatürlere sendika ve işçi dergilerinin ilgi duymasıyla birlikte, usta karikatüristliğin temeli de atılmış oluyor. O dönemde İşçi Partisi’ni destekleyen ve darbe sonrası kapatılan Ant dergisi, askeri dönemden sonra Bülent Ecevit’in çıkardığı Özgür İnsan dergisinin ardından Tan Oral, İsmail Cem’in başında olduğu Politika Gazetesi’nde de günlük karikatür çizmeye başlıyor. Gazete el değiştirince işten çıkarılıyor. Bir sonraki, oldukça uzun soluklu durağı ise Cumhuriyet Gazetesi oluyor. Dile kolay, tam 32 yıl! Ta ki, Yeni Şafak’a verdiği röportaja kadar…

Hikayenin gerisini biliyorsunuz. Sonra Taraf Gazetesi ve şimdi de, yine alternatif haber mecralarından biri olan T24 için çiziyor, arada da yazıyor Tan Oral. Gelin bugünün hikayesini ve daha ötesini  O’ndan dinleyelim.

 

tan 2014

 

Tan Oral, Türkiye’de bir karikatürist olarak bunca yılın tanıklığından sonra kendisini nasıl tanımlıyor? Nasıl hissediyor?

Ben de Tan Oral’a sordum, dedi ki; bunca yıl hangi işe el attıysam sonunu getiremedim. Ustamın adı Hıdır, elimden gelen budur, deyip çiziktirdiğim kağıtlara içimi döktüm. Bunları görenlerin, oradaki çizimlerin hoşlarına gittiğini söylemeleri, benim de hoşuma gitti. Kendimi iyi hissettim ve devam ettim.

 

Bugüne kadar kaç çizim yaptınız? Kaç sergiye imza attınız? 

Sayılarla aram hiç iyi değildir. Ama bir hesap yapalım. 1956 yılında ilk çalışmalardan bu yana günde bir şey çizmiş olsam, yirmibinden fazla yapar. Kaldı ki, gazete çalışmalarında bir güne on, on beş işin sığdığı da olurdu.  Sergileri yıllar önce otuza kadar kaydetmiş saymıştım, sonra ipin ucu kaçtı. O günden bu yana sanırım yüz filân olmuş mudur ki? Nicelik mi, nitelik miydi sorduğunuz?..

 

P1260233
Eğlencelik Çizgiler sergisinden…

 

Bize son serginizden söz edebilir misiniz? Karikatür sergilerine ilgi ne düzeyde oluyor? Bu ilgiden memnun musunuz?

Eğlencelik Çizgiler adlı sergiyi izleyiciler pek sevdi. Çünkü beğendiği çizimi sergi sonunu beklemeden panodan çekip alıyor ve gidiyordu. Sloganımız “Al-Git” idi, elbette ücretini ödeyerek. Bunu, neden bu güne kadar düşünmemişim acaba? Bu ilgiden memnun olmalıyım ki, açılış yetmedi, bir de kapanış kokteyli düzenledik, bu kez sloganımız “Gel-Al” idi.

 

Türkiye’de karikatürden iyi bir maddi gelir yaratmak mümkün mü? Hiç çizmekten vazgeçtiğiniz, “başka bir meslek yapsaydım” dediğiniz oldu mu?

Evet, evet karikatür iyi bir maddi gelir yaratır, ama bu çizene değil, yayımlayana nasip olur.  Masamdaki her çalışmayı bitirip de ayağa kalktığımda, çizmekten vazgeçerim. Taa ki yeniden masaya oturana kadar. Bu yaptığımı hiçbir zaman bir meslek olarak görmediğim gibi, başkasını da aklıma pek getirmedim.

4-
Bugüne kadar sizi en çok zorlayan hangi olayın/durumun çizimi oldu? Çizmek sizin için mutluluk mu, acı verici bir süreç mi?

Zaten hep zorlanarak çizdiğim için, eğer çiziyorsam zorlanıyorum demektir. Yazı yazmayı karın ağrısına benzetirim, çizgi çizmeyi ani girip çıkan sancıya. Ama sonuç benim için mutluluk vericidir, yeniden doğal hayata dönüş gibi.

 

“Ben bunu Dördüncü Dünya Savaş’ı tezimin cephelerinden biri olarak yorumladım. Cihan Harbi, İkinci Dünya Savaş’ı, Soğuk Savaş ve sözünü ettiğim her gün yaygınlaşmasını sürdüren Dördüncü büyük kapışma. Kimse görmek, kondurmak istemiyor, basın “korkmuyoruz” diye nâra atıyor, işte tam bir savaş nidası, demek ki korku var!..”

Fransa’da yeni bir milat sayılan Charlie Hebdo saldırısından sonra neler hissettiniz? Sizce Türkiye’de ve dünyada bir şeyler değişti mi, değişecek mi? Yoksa diğer olaylar gibi, bu elim olayın etkisi de bir süre sonra unutulacak mı?

Önce çok üzüldüm, Sevdiğim insanların kaybına ve olayın vahametine. Bu çok ciddi bir olay, öyle nedeni ve etkisi geçecek gibi değil. Geçmişten kaynaklanan Batı sömürgeciliğinin elde ettiği refahtan pay ve hak talep eden Doğu’nun nüfus hareketleri ve terör ile yarattığı müthiş rahatsızlık ve endişe, Danimarka’daki Hazreti Muhammed çizgileri olayı gibi, Charlie Hebdo sayfalarını da dolduruyordu. Ben bunu Dördüncü Dünya Savaş’ı tezimin cephelerinden biri olarak yorumladım. Cihan Harbi, İkinci Dünya Savaş’ı, Soğuk Savaş ve sözünü ettiğim her gün yaygınlaşmasını sürdüren Dördüncü büyük kapışma. Kimse görmek, kondurmak istemiyor, basın “korkmuyoruz” diye nâra atıyor, işte tam bir savaş nidası, demek ki korku var!.. “İslâmofobiya” diyerek bu saklanmıyor da, ama korku bence dinle ilgili değil. İslâm dini yüzyıllardır var ve tüm dinler gibi değişmezliğini sürdürüyor. O zaman ne oldu da, hak talebi ve ona tepkiler bu kadar şiddet kazandı. Sorun, hem iletişim olanaklarının müthiş bir hızla gelişme ve yaygınlık kazanması ile gündemde, hem de siyasal, ekonomik nedenler ve hak arama ile, adalet ile ilgili.

 

3-

“Otosansür, yani bildiğini söylememek ne kelime, medyada tam tersi vardır, Totosansür gibi, yani bilmediğini  ve olmayanı söylemek gibi, belki tutar da inanan çıkar diye.”

Türkiye’de medya alanında otosansür mekanizmasının işlediğini düşünüyor musunuz?

Otosansür, yani bildiğini söylememek ne kelime, medyada tam tersi vardır, Totosansür gibi, yani bilmediğini  ve olmayanı söylemek gibi, belki tutar da inanan çıkar diye.

 

Siz de çizim yaparken kendinizi bir baskı altında hissettiğiniz, çizdiğiniz yayına ya da size bir zarar gelir endişesiyle otosansür uyguladığınız oluyor mu?

Belki vardır. Ama çalışırken çoğunlukla, işime bakarım sonuca değil. Çizdiğim yayımlandıktan sonra gördüğümde heyecanlandığım çok olmuştur. Ama mizah çok kıvrak bir ifade biçimidir, endişe duyduğunuz durumu by-pass edip hedefine varabilir. Baskı konusu sorunuzdaki anlamda değil de genel olarak vardır ve o da işte benim çizme nedenimdir.

 

6-

 

Peki, çizdiğiniz süre boyunca kaç kez sansürle karşılaştınız? Çiziminizde revizyon istendiği oldu mu? 

Buna kesinlikle hayır diyeceğim. Bir kere oldu, ertesi gün o gazetedeki işim sona erdi. Çünkü yaptığım iş, olumlu ya da olumsuz anlamda küçük bir îmayı bile kaldırmaz. Olursa biter.

 

2008 yılında Yeni Şafak Gazetesi’ne verdiğiniz röportaj ve karikatürünüzün iki gazetede birden aynı gün basılmasından sonra, 32 yıl boyunca çizdiğiniz Cumhuriyet Gazetesi ile problemli bir süreç oldu. Yollarınız ayrıldı. O süreç, sizce ifade özgürlüğü sorunu muydu? Sizde nasıl bir etki bıraktı? 

Bu sorunun yanıtı, bir önceki cevabımda zaten var. O süreç ifade özgürlüğü sorunu değildi, gazeteye o günlerde hakim olan mantalite ile ilgiliydi. Siyasal görüşlerimiz zaman zaman farklılaşıyordu, bu doğal. Ama bana hiç karışan görüşen olmadı, tam serbestlik içinde çalıştım. Orada çalıştığım uzun yıllar içinde ben de özgürlüğümden hiç taviz vermedim. Aynı anda başka gazetelerden gelen istekleri her zaman yerine getirmekte bir sakınca görmedim, gazete yönetimi için de sorun olmadı. Sözünü ettiğiniz tatsız olay ise çok yankılandı, dolayısıyla benim için biraz yıpratıcı olduydu doğrusu.
Şimdi T24 için çiziyorsunuz. Cumhuriyet’in yeni Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, sizden tekrar ilk göz ağrınız Cumhuriyet için çizmenizi istese, gider misiniz? 

Böyle bir talebin olacağını sanmıyorum.
Mizah dergilerini sıklıkla okur musunuz? En beğendiğiniz yerli, yabancı çizerler kimler? Size ilham ve umut veren isimler var mı? 

Kapaklarına bakarım. Arada bir de tümünü incelediğimde, sanki eski sayılarıyla karşılaşmışım gibi bir etki alıyorum. İçlerinde elbet beğendiğim ve umut veren yerli, yabancı pek çok çizer var. Ad verip geçmek doğru olmaz, uzun yorum ve değerlendirme için de, burası yeri değil.

7-

 

“Mizah ve onun çizgilisi olan karikatür deyim yerindeyse ipe sapa gelmez, beklentiler önceden tarif edilebiliyorsa, orada mizah oluşamaz.”

Bir röportajınızda, “İyi bir karikatürist, “Karikatürcü olmamalıdır! Karikatürcülük bir meslek haline gelmişse bitmiştir zaten, on para etmez… (Meslek değilse) Bir tepki biçimidir” demiştiniz. Karikatürün doğası, aslında bir tepki değil midir? Burada kast ettiğiniz şey tam olarak neydi?

Meslek tarifi edilebilen işlerin genel adıdır. Meslek sahibi ne yapacağını bilir, ondan da zaten o beklenir. Grafikerlik, Türkçesiyle çizerlik, evet meslektir, kuralları vardır. O meslek sahibinden istikrar beklenir. Mizah ve onun çizgilisi olan karikatür deyim yerindeyse ipe sapa gelmez, beklentiler önceden tarif edilebiliyorsa, orada mizah oluşamaz. Mizah bir nedene bağlı olarak beliren sevecen ve acıtan bir tepki biçimiyse ki öyledir, beklenmedik anda, ummadık yerden vurur, etkisi ve önemi bence buradadır. Hatta bazen, eğer bir beklenti oluşmuşsa o konuyu es geçmekle, yok saymakla bile mizah gerçekleşebilir.
Genel olarak en çok neler okuyorsunuz ve izliyorsunuz? Sanat anlamında en çok hangi alanı ve yenilikleri takip ediyorsunuz?

İnceleme, araştırma, popüler bilim, biyografi, tarih, mimarlık, klasik edebiyat ve yeni yazarlar gibi değişgen bir ilgi alanı var. Çoğunlukla dört beş kitap aynı anda okunuyor, sanki aralarında yarışıyorlar ve bazıları kaybediyor, sonlanamadan başucu yığınında unutuluyor.

21

“Yalanlar, dolanlar zehir ise, mizah onun panzehiridir!”

Biraz nostalji yapalım. Sizin mesleğe ilk başladığınız koşullarla, bugün genç meslektaşlarınızın başladıkları koşulları kıyaslayınca, neler eksik, neler fazla? 

Sanırım fazla değişen bir şey yok. Her zamanki yakınmalar, umutlar, başarılar, hayal kırıklıkları, öfkeler, mıymıntılıklar, intihaller ve şaşırtıcı yaratıcılıklara dolu neşeli bir uğraş alanı. Belki bir tezimden söz edebilirdim, ama yaşam beni hep yanıltır. O da şu; ülkemizde de dünyada da iletişim ve muhalefet kanalları geliştikçe mizahın vurucu eleştirel gücüne duyulacak ihtiyaç azalır. Mizahın yerini komiklikler alır, derdim. Biraz öyle biraz değil, içinden geçtiğimiz konjonktür mizahı yine zorunlu kılıyor. Güçlüler ve enayiler at koşturmaya devam ettikleri sürece, mizah da kılık değiştirerek varlığını sürdürecek olmalı. Yalanlar, dolanlar zehir ise, mizah onun panzehiridir.

 

Çizimlerinizde teknoloji kullanıyor musunuz? Yoksa, halen çini mürekkebi ve kağıt kullanarak çizmeyi, pantone ile renklendirmeyi mi seviyorsunuz? 

Dediğiniz gibi oluyor. Kağıda kalemle çizerken, kişideki düşünce ve duygu evreninin titreşimlerini ve sinir sistemine olan etkisini birebir kayıt edersiniz, bu da izleyiciye aynen intikal eder. Bu açıklık mizahın nefes almasıdır. Pantone’leri sever kullanırdım, ne yazık ki çok pahalıydı ve artık bulunmuyor da. İşte tam o sıralarda, masalarımızı photoshop imkânı teşrif ettiler. Genelde gazete çizimlerinde renk kullanmazdım ama kullanır oldum.
Karikatüristler arasında resmi örgütlenme sizce yeterli düzeyde mi? 

Resmi örgütlenme yok, olamaz da. Sadece kırk beş yıllık eski bir dernek var.

 

5-
Anadolu ziyaretleriniz oluyor mu? Oluyorsa, tanıklıklarınızdan bahsedebilir misiniz? Sizi etkileyen durumlar neler?

İzmir, Ankara, Eskişehir ağırlıklı ilişkilerim var. Diğerleriyle zaman zaman oluyor. Pek çok yerde, karikatürcülerin grupları, temsilcilikleri var, sergi, yarışma, internet dergileri ve yayımcılığı gibi etkinlikleri sürüyor. Canlı bir çizgi ortamı var özetle.
Bugün Türkiye’nin durumunu politik anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz? Seçimlere dair bir öngörünüz var mı?

Ben size sorayım, cevaplamaya kalkarsam, sizin sabrınız var mı? Gelin bunu günlerin ve çizgilerin akışına bırakalım, ne dersiniz?

 

Yeni bir projeniz var mı?

Olmalı!.. Çizim arşivi düzenlemesi ve bazı kitap çalışmaları ile İstanbul’da gerçekleşen sergilerin diğer illere taşınması gibi işler… sanatfilân yani!..

 

Eklemek istedikleriniz…

Teşekkür etmek isterim, çene düşüklüğüme fırsat verdiğiniz için… Okuyuculara selâm ve sevgilerle…