Özel Röportaj: Evlenmeden çocuk yapılamaz mı?

1 Şubat 2015 Tarihinde Tarafından Emek, Fotoğraf, Genel, Gezi, Kadın, Söyleşiler Kategorisinde Yayınlanmıştır.

“Bana neden evlenmiyorsun diyenlere şunu söylüyorum, öyle mantıklı bir sebep söyle ki tamam ya, hakikaten haklısın, evlenmem gerekiyor diyeyim. Bir şey bulamıyorlar. Ee, çocuk istersen, diyorlar bu defa. Evlenmeden çocuk yapılamaz mı? Aslında ilginç olan şu, çocuğumuz olduğu için kimse evli olmadığımızı düşünmüyor bile, sorgulamıyorlar çünkü.”

Söyleşi: Mehtap Doğan
İllüstrasyon: Şebnem Aydın Gündüz

Türkiye’de evlenmeden çocuk sahibi olan kadın sayısı yurtdışına oranla oldukça az. Oysa bir kadının evlenmeden doğurmak istemesinin altında çocuğun babasıyla ilişkisinin bitmesi, adamdan şiddet görmesi, tecavüze uğramış olması, sevgilisinin evli olduğunu öğrenmesi, alkol, seks ya da uyuşturucu bağımlısı biriyle yaşamak istememesi, çocuğun babasının kim olduğunu bilmemesi, çocuğunu tek başına büyütmek istemesi gibi pek çok neden yatıyor olabilir. Ya da kadın sevdiği adamla beraber yaşamak, çocuk doğurmak için illa evlenmesi, birlikteliklerinin toplum ve devlet tarafından mutlaka onaylanması gerektiğine inanmıyor olabilir. Tıpkı Ceren gibi… Uzun yıllar İstanbul’da yaşadıktan sonra İznik’e yerleşen Ceren Tuncer ile bebeği Mercan‘ı, evlenmeden çocuk doğurmanın zorluklarını, güzelliklerini ve daha nice şeyi konuştuk.

 

Mercan

Aslında endüstri ürünleri tasarımı okudun ama bambaşka işlerle uğraşıyorsun. Biraz kendini anlatır mısın?  

Daha üniversitede okurken, bölümümün adındaki endüstriden ve tek tip üretimden hoşlanmadım. 97-98 yıllarında internetle içli dışlı olmaya başladım, sonra can dostum Deniz’le bir animasyon ve multimedya şirketi kurduk. Düğün ve doğum fotoğrafçılığı yaptım. Düğünleri şenliksi havalarından dolayı çok seviyorum ama o beyaz gelinliğe bir anlam veremiyorum. Gelinlere, hâlâ vazgeçmek için şansınız var, diyorum, şaka yaptığımı sanıyorlar. Biraz da gezgin geçirdim hayatımı. Fakat beni bir yere bağlayan o şey gerçekleşti. Hayır, bir koca ve çocuk değil, toprak! Bir zeytinliğin içindeki bu dağ evi.

 

Ceren'in evi

Ceren'in evi

Ceren'in evi

Can Yücel’in de dediği gibi, “bugünlerde herkes gitmek istiyor” ama “bir yanımız kalk gidelim, öbür yanımız otur diyor”, sen nasıl becerdin gidebilmeyi?

İstanbul’daki hayatın, kendi kısır döngüsünde beni yemeye başladığını fark edince kaçmanın yollarını aradım. Babam İznik‘te yazlık bir sitede yaşıyordu, önce aynı siteden ev kiraladım. Baktım ki hayat burada hem keyifli hem de yavaş, ben de yerleştim. Sonra burayı aldık, aldık dediysem, babama tarladan gelen istimlak parasıyla! Yani büyük şehirlerde olduğu gibi çok yüksek rakamlara değil.

Ali’yle yolunuz nerede kesişti peki?

Doğu Anadolu’da belli bölgelerde yuvalayan ve maalesef nesli tehlike altında olan turna kuşlarının inceleneceği bir arazi gezisine çıkmıştık. Ben bu çalışmada fotoğrafçılık ve şoförlük yapacaktım. Ali geziye Dersim’den katıldı. Hem kuş gözlemede destek olacak hem de bölge insanıyla iletişimimizi kolaylaştıracaktı. Ben gezenti olduğum için Ali’nin köyüne de gittim. Sonrasında Ali beni ziyarete geldi ve ilişkimiz başladı. Ali hem değirmenci, hem de çiftçi. Yazları memlekette nohut ve buğdayla ilgileniyor, un yapıyor; sonbaharda da beraber zeytini hasat ediyoruz. Bu tarımı mümkün olduğunca doğal yapmaya çalışıyoruz. Tabi çok fire oluyor ama olsun, paradan daha önemli şeyler var hayatta.

 

Zeytinler

Ekmekler

 

Ekmekler

Ekmekler

Ali’yle birlikte mi karar verdiniz evlenmemeye?

Evlilik ortak bir karar olabilir ama evlenmemek ortak bir karar değil. Kişisel bir seçim, hatta seçim bile değil, zaten olan durum. Evlilik konusunda Ali benim gibi düşünmüyor; sadece bana duyduğu saygıdan dolayı kabul etti. Ali’nin aksine ben daha bireyci, kişiye özel alanların olması gerekliliğine inanan birisiyim. O ise daha gelenekselci. Birlikte yaşamaktan, birlikte yemekten ve hayatın her anını paylaşmaktan keyif alıyor. Her şeyden önce insanların fizyolojik açıdan tek eşli olduklarını düşünmüyorum. Evlilik iki insanı bürokratik bir biçimde birbirine bağlıyor. Eskiden kadınlar çalışmıyorlardı, çocuklara, yaşlılara, hastalara bakmak gibi toplumsal görevleri vardı. Kendisi yaşlandığında da aynı şeyleri bekleme hakkına sahipti. Tek adama eş olacak, o adam da karısını besleyecek, bakacak, ona güvence verecekti. Güvenceyi de ağırlığınca altın gibi sözlerle verecekti. Ve sadık (!) kalacaklardı birbirlerine. Yoksa adam paradan, kadın da namustan olacaktı. Günümüzde bu sebepler ortadan kalkmış olsa da gelenekler devam etme direncini gösteriyor. Her genç kızın rüyası beyaz gelinlik, pırlanta yüzük, altın kolye, altın bilezik… Böyle bir gelenek yok aslında, pazarın baskısıyla oluşmuş hepsi. Her erkeğin de hayali, kendisine karılık yapabilecek, anaları kadar namuslu, çocuklarının anası olabilecek bir kadın. Pardon, bir kız! İşte bunlarla beynimiz yıkandı yıllarca. Benim bile çocukken en sevdiğim oyuncağım gelin bebeğimdi.

 

Ceren Ve Ali

 

Neden evlenmiyorsun diye soran olmuyor mu?

Elbette soran oluyor, hele hayatımda kimse yokken daha çok oluyordu. Bizi yeni tanıyanlar evli olduğumuzu düşünüyor, eskiden beri tanıdıklarımız ise zaten sormuyorlar, sorgulamıyorlar. Bana neden evlenmiyorsun diyenlere şunu söylüyorum: öyle mantıklı bir sebep söyle ki “tamam ya, hakikaten haklısın, evlenmem gerekiyor” diyeyim. Bir şey bulamıyorlar. Eee çocuk istersen diyorlar bu defa. Evlenmeyince çocuk yapılamaz mı? Dünyadaki tüm hayvanlar evlenmeden çocuk yapıyor oysa. Ya ayrılırsan? Evlenince de ayrılabiliyor insanlar ve hatta çoğunlukla çok daha acı verici, sinir bozucu şekillerde…

Ceren ve Mercan

Bebeğin özgürlüğünü kısıtlamasından, çevre baskısından çekinmedin mi?

Mercan gelmek istedi, biz de hayır demedik. Şu anda 11 aylık. Hamileliğimi planlamıyorduk ve bana evlat edinmek daha cazip geliyordu. Bir çocuk yetiştireceksem, illa kendi DNA’larımı taşıması gerekmiyordu. Fakat burada da bir sürü bürokrasiye takılıyorsunuz. Evliyseniz işiniz daha kolay. Ali’nin hangi koşulda olursa olsun bu bebeği istediğini biliyordum, sevdiklerine ters düşecek olsa bile… Yani karar bana kaldı. Ben o kadar arada kaldım ki anlatamam. Önce kendi kendime düşündüm, sonra çocukları olan arkadaşlarıma sordum. Tabi kimse net bir cevap veremedi. Kararı bana bıraktılar. Sonra internet üzerinden sohbet ettiğim, sualtı fotoğrafçısı bir arkadaşımla konuştum. O bebeğinin hiçbir şeyi engellemediğini, aksine hayattan daha çok keyif almasını sağladığını anlattı.

 

Mercanın elleri

Mercan

 

Aileler nasıl karşıladı, zorluk çıkardılar mı?

Piyale Madra’nın bir kadınla bir erkeğin evlilik üzerine tartıştıkları bir karikatürü var. Kadın evlenmek istiyor, adam da sorguluyor. Kadın adamın her sorusuna “toplum ne der sonra” gibi cevaplar veriyor. Adam en sonunda dayanamıyor ve “kim bu toplum” diye soruyor, kadın da “babam” diyor. İlk erkek arkadaşımla beraber yaşamaya başladığımda, babam benim evime gelmez olmuştu. Hemen babama bu karikatürü gönderdim. Benim ailem bana alışık, az çok aykırı tipler, benim de benzer yapıda olmam kaçınılmazdı. Bana insanlığımı ön planda tutacağım bir eğitim verdiler; paylaşımın gerçek olduğu, cinsiyetin değil… Ali’nin annesi ise görücü usulüyle başka insanları evlendirmiş ama oğluna cesaret edememiş. Nasıl olsa oğlu bir ara benimle evlenir, kendisi de rahat eder, eşe dosta, akrabalara şöyle güzelinden bir köy düğünü yapar diye bakıyordu. Ama olmadı! Asıl hamile olduğumu öğrendiğinde çok kızdı, çok üzüldü. Onun üzülmesi beni de üzdü ama vazgeçmek istemedim. Bir yerde bu döngüyü kırmak gerekiyordu. Bunu ben yapmazsam, başkalarından da yapmasını bekleyemezdim. Bir başkasının hayatını kendi doğrularınızla yargılayamazsınız. Ataerkilden çok kapitalistt yapı, sizi en küçük ölçekte kendine mahkûm etmek için bu tür yöntemleri kullanıyor. Herhalde 20’nin üzerinde düğün fotoğrafı çekmişimdir. Hiç birinin bir diğerinden farkı yok. İnanılmaz paralar harcanıyor. Niye? El âlem mutlu olsun diye. Sizi düşünen yok. Sizi her şeyden önce küçük bir model olarak kontrol altına alıyorlar. Sonra da o modelleri yönetiyorlar. Aklınızdan farklı bir şey geçiremez, var olabileceğine inanamaz, hayal edemez oluyorsunuz. Sorgulamayı unutturup, her şeyi kabul eden bireylere dönüşüyorsunuz.

 

Ceren ve Mercan

Ne tarz sıkıntılarla karşılaştın peki?

Eskiden çocuğu nüfusa yazdırırken sorun olurmuş ama kanunlar değişmiş. Mercan babasının kütüğüne bağlı ve onun soyadını aldı ama velayeti ikimizde. Aslında ilginç olan şu: çocuğumuz olduğu için kimse evli olmadığımızı düşünmüyor; sorgulamıyorlar çünkü. Bir kaç defa doktor kontrollerinde sıkıntı yaşadım. Amniyosentez testi için sıvı alınması gerekiyordu. Ali’nin işi olduğu için yalnız gittim. Üstelik işlem çok basitti. Fakat evli olmadığım için ve babanın imzası olmadan bu testi yapmayacaklarını söylediler. Şaka gibi! Yani benim genetik bozukluğu olan bir çocuğum olsaydı, sorumlusu bu testi yaptırmamı reddeden hastane olacaktı. Bürokratik dayatmaları yaşaya yaşaya çözüm üretmeyi de öğreniyoruz. Ertesi gün kuzenimle gidip, istedikleri imzayı attık. Evli olmadığımızı öğrenen hemşirelerle ebeler de çok şaşırdılar. Diyemedim ki ülkemizde kumalar da resmi nikâhları olmadan doğuruyorlar, hatta adamın resmi nikâhlı eşinin nüfus cüzdanıyla. Çocuklar da o kadının velayetine giriyor. Siz asıl onların peşine düşün!

 

Ceren doğum

 

Bildiğim kadarıyla doğumun da sıradan olmadı…

Doğumum sıradan olmadı ama alternatif bir yöntem de değildi. O kadar ilginç ki normal doğumun hastanede, sırtüstü pozisyonda ve kolunuzdan sarkan serum kabloları ile yapıldığını düşünüyoruz. Ya da ameliyat masasında sezaryen olarak… Hiç kediyi, ineği, atı, balinayı bu şekilde doğururken hayal edebiliyor musunuz? Bana dayatılanı değil, vücudumun benden istediklerini dinlemeyi öğrenip bu şekilde doğurdum ben. Ve yöntem olarak doğum havuzunu ve doğum taburesini kullandım. Ne anestezi ne de suni sancı kullanmadım. Hatta bebeğimin kordonunu bile kendim kestim.

 

Mercan ve köpek

Meraklısına:

bekarveanne.blogspot.com.tr
bekaranneyim.com
evlenmedendogurabilirsin.net
superbekaranne.blogspot.com.tr