Özel Röportaj: Dayanışmanın Büyüsü

12 Ocak 2017 Tarihinde Tarafından 5N1K, Emek, Gezi, Göçmen, Hayat, Kadın, Kitap, Müzik, Söyleşiler Kategorisinde Yayınlanmıştır.

İstanbul’da ikâmet ederken, kolektif hayatı araştırmaya başladığım bir süreçte İmece Evi’ne rastladım. Acemi ama içeriği güçlü web sitesi, İmece’nin samimiyetini yansıtıyordu. Kaz Dağları’nda kurdukları kolektif evin derma çatmalığı, tulumlarda dip dibe uyuyanlar ve etraftaki el değmemiş doğa, dayanışmacı bir amaç ile yola çıkan bu insanların yalın bir tanımıydı adeta ya da ben fotoğraflardan bunu okumuştum. Nasıl bir parçası olabileceğimize dair detaylı açıklamanın bulunduğu sekmeden iletişim adreslerine ulaşıp hemen mail attım. Yanlış hatırlamıyorsam aynı gün içinde dönmüşlerdi. O tarihte aralarına katılma şansım olmamıştı.

Aradan bir kaç yıl geçti ve İzmir’e taşındım. Burada edindiğim dayanışmacı çevreden bir arkadaş, bir gün kırsalda bulunan kolektif bir çiftlik evine gideceğini, katılmayı isteyip istemediğimi sordu. Hemen kabul ettim tabi. Yola çıktıktan sonra laf lafı açarken İmece Evi’nin Menemen’e taşındığını ve ona doğru yolda olduğumuzu öğrendim. Hayatın büyüleyici süprizlerinden biri işte…

 

Röportaj: Özlem G.


Dumanlı Dağ’a ulaştıktan sonra İsmail bizi ortak alanda bir süre ağırladı. Ardından ufak tefek erzak yüklenip hemen yakındaki şelaleye gittik. İzmir sıcağında öyle serin, duru bir suya girmek, şelale kazanında çocuklar gibi şenlenmek, ekmek, şarap ve peynir eşliğinde saatlerce sohbet etmek bu şehirde edindiğim ilk ve en güzel izlenimlerden birisiydi.

İmece Evi’yle olan bağımız, uzun uzun kendimizi anlatmaya, sık görüşmelere ihtiyaç duyulmayan türden. Ben her zaman bilirim, orada, bir köy var uzakta ve o kapı bana her zaman açık. Onlar da bilirler, orada, bir kaplıca(*) var uzakta, yakıtı, insanlığın o en kadim kültürü, dayanışma olan.

Uzun zamandır İmece Evi’nin bireyleriyle yapmak istediğim söyleşi, önemli bir olay vesilesiyle mümkün oldu. Su akar yolunu bulur işte.

İmece Evi ne zaman başladı?
İsmail: Ekim 2004’te kolektif bir yaşam kurmak için yola çıktım. 2 yıl Türkiye’yi dolaştım karavanla. İnternetten gürültü, patırtı yaptım ekolojik köy kurmakla ilgili. Çok sayıda toplantı yaptık. Böyle bir oluşumu arzulayan insanlarla buluştuk. İlgi oldukça yüksekti. Her yerden öneri geliyordu, gelin burada kurun diye. Daha çok terk edilmiş köyleri tercih ediyorduk. Önerilen yerleri en az iki üç kişi ziyaret edip değerlendiriyorduk. Şu an bulunduğumuz Dumanlı Dağ’ı (Menderes / İzmir) o zamanlar görmüş, yerleşebileceğimiz yerler arasında üçüncü sıraya almıştık. Fakat o tarihte oluşan grup Kaz Dağı’na karar verdi. Bu iki yıllık süreçte, başta oluşan grup dağıldı. Yeni bir grup oluştu.

Zamanla gördüm ki toplantılar bitmiyor. Ben sürekli seyahat halindeyim. Arada İstanbul’a aileme dönüyorum. Bir yerden başlamak gerektiğine karar verdim. Kaz Dağı’nda bir kamp yeri kiraladım. Böyle bir yer seçmemin sebebi hem kendini ekonomik olarak döndürmesi hem de orada buluşmaları rahat rahat yapabilmemiz. Kolektif bir yaşam oluşturmak isteyen insanları orada beklerken kırsal hayatı deneyimleme şansımız da oldu.

Daha önce kırsal hayat deneyiminiz var mıydı?
İsmail:Yoktu. Doğa sporları, gezmek, mangal yapmak, karıncanın dostu olmanın politikasını yapmak dışında bir deneyimim yoktu.

 

imece evi

 

Kaz Dağı’ndaki bu yeri duyurdum. Bu arada isim arayışına girdik. Çocuklarımla birlikte karar verdik ismine: İmece Evi. Çok insan bizi ziyarete geldi. Orada 5 yıl kaldık. 30 – 40 Bin civarında insan orada konakladı. Her gün sürekli ziyaretçi geldi. Televizyonda gören, gazetede okuyan herkes geldi.

Kampı işletiyor muydunuz?
İsmail:Kamping gibi değil; çiftlik olarak işletiyorduk. Rastgele girişe izin vermiyorduk. İnsanların turistik taleplerine cevap veren bir yer olmadı. İmece’nin vizyonun, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gündelik hayatta pratik ederek ortaya koyan, doğayla uyumlu, kolektif bir yaşam olduğunu açıklıyorduk. Bu vizyona saygı duyan ve bir parçası olmak isteyenlerin kalmasına izin veriyorduk. Her insana bıkmadan usanmadan amaçlarımızı, niyetlerimizi anlattık. Bu arada, gelen insanlar arasında kırsal hayatla ilgili deneyimli olanlardan, yaşlı insanlardan tohumu, o tohumun mucizelerini, işlevlerini öğrendik. Deterjanın alternatiflerini, çimentosuz inşaatı, ilk güneş panelini, bedava tertemiz enerjiyi ilk orada tanıdık. Rüzgarı da koyduk ama rüzgar çok gürültü yapıyordu. Fır fır fır fır dönüyordu ama rahatsız etti, kaldırdık onu. Bisikletten elektrik ürettik. Yani bir sürü şey denedik, uyguladık. Çalışmalarımızın hepsini internetten sürekli duyurduk. Duyurdukça ağımız genişledi. Çok fazla insana dokunduk.

 

Güneş panelleri...

Güneş panelleri…

Türkiye’de kırsalda kolektif yaşam teşebbüslerinin başka örnekleri de vardı değil mi?
İsmail: Tabi. O iki yıllık süreçte (2004-2006) o yerleri ziyaret ettim hep. Belki eklemlenebiliriz diye. Sıfırdan başlamak yerine mevcut bir yere katılmak, eldekileri oraya aktarmak daha iyi olurdu. Vardı, fakat genişlemeye çok açık değillerdi. Kolektif yaşam dünyanın en zor şeylerinden bir tanesi. Ama en keyifli, en büyük hazzı veren bir yöntem. İnsanlığın tarihindeki en eski topluluk biçimlerinden biri. Antropolojik bulgular gösteriyor ki insanlık, bin yıllar boyunca klanlar halinde yaşamış. Tabi dezavantajları da çok. Bu nedenle insanlar genişlemeye açık değiller. Bazıları bireysel çözümler üretmeyi seçebiliyor. Ben en başından bu yana bireysel çözüm istemediğimi fark ettim. Ama eklemlenecek de bir yer yoktu.

Bugün bile insanların katılabileceği, parasız pulsuz da olsa bir parçası olabileceği çok az yer var. Aradan on yıl geçmiş olmasına rağmen, imece evi kontrollü de olsa insanlara açık olmaya devam ediyor.

 

imece evi

 

Sözünüzü balla keserek bir şey sormak istiyorum. Yanınıza yerleşip uzun süre kalan insanlar oldu mu?
İsmail: Tabi, çok. Bir buçuk yıl kalan ya da aylarca kalan çok sayıda insan oldu. Daha sonra yollarına devam etmek istediler.

Reyhan: Mesela Cüneytler bizim yakınımızda bir arazi alıp yerleştiler. Geldiler, bir süre denediler ve sonra onlar da yakınımıza yerleşmeye karar verdiler. İmece Evi, bir öğrenme merkezi gibi. Kimisi kendi arazisini alıyor, kimisi zaten gezgin, çiftlikleri ziyaret ettikleri yolculuklarına devam ediyorlar. Kimisi de bu işin kendisine göre olmadığına karar verip eski hayatına dönüyor.

Kaz Dağları’ndan ayrılışınızdan bahsediyorduk.
İsmail: 5 yıl Kaz Dağları’nda devam ederken kiralık bir alanda devam ettirmenin baskısından yorulmaya başlamıştık. En başta, o iki yıllık gezilerim sırasında Dumanlı Dağ’daki bu araziyi almıştım çok uygun fiyata. Buraya yerleşmeye karar verdik. Kaz Dağları’ndaki tecrübemizle buradaki taş evi inşaa ettik. Sonraki sene saman evi ve toprak evi yaptık. Her yıl birer ikişer kulübe inşaa etmeye başladık. Bu arada bahçelerimizi yaptık. Yanımızda getirdiğimiz tohumlarla kendi gıdamızı büyük oranda ürettik. Kış dönemi hariç sebzeye neredeyse hiç para vermiyoruz. Bir de yazın yetiştirdiklerimizi salça, turşu, konserve yapınca gıda anlamında kendimize yeterli oluyoruz.

Yangın sonrasında tekrar alış veriş yapmayı deneyimliyoruz. Sabunu bile dışarıdan alıyoruz. Bizim alışık olmadığımız bir durum. Neyse, Dumanlı Dağ’a yerleştikten sonra hızla pozisyonumuzu aldık. Yine her yerden, dünyanın her yerinden insanlar akın akın geldi. Herkes işin bir ucundan tuttu. Kimi inşaatlarda, kimi bahçelerde, kimi çocuklarla ilgilendi derken hızla yeni İmece Evi yerleşmiş oldu.

 

İmece Evi

 

Yangın öncesine gelecek olursak, İmece Evi ne durumdaydı?
İsmail: Kendine yeten minik bir hayatımız var bizim. Bu sene makina mühendisi olan Yüksel yerleşti. Onun makina bilgisi, yanında getirdiği aletler ve deneyimleri ile ufkumuz açıldı. Üretim araçlarını imal etme hakkımızın olduğunu fark etmek bizi çok etkiledi. Tam bunu hazmetme aşamasındayken Sevgi geldi. Uzun yıllardır tanıdığımız bir arkadaşımız. Bungalovu ve üzerinde güneş sistemiyle geldi. Hazır bungalovunu vinçle bir günde yerleştirdi. Bu arada yazın başka bir kulübe daha inşaa ettik. Elektrik sistemimizi kurduk. Sıcak su sistemi tamamlandı. Kütükte mantar yetiştirmeye başladık. Tüm bunları 2017’ye girerken İmece Evi diye duyurmaya hazırlanıyorduk.

“İmece’de güzel, hem de çok güzel şeyler oluyor.
Hedeflerimize bir çırpıda ulaştık. Hayat bana hep böyle gel.”

Reyhan’ın 5.12.2016 tarihli Facebook iletisi.

İmece Evi Bağış

 

Reyhan: Elektrik sistemini ayrı, su sistemini ayrı yapmaktı planımız. Çok maliyetli şeyler olduğu için özgücümüzle uzun vadede tamamlamayı planlıyorduk. Çünkü biz geçimimizi abone sisteminden sağlıyoruz. Her şey yavaş yavaş oluyor. Pat patı (küçük traktör) aldık, onun kredisini ödüyoruz. Ama son yıllarda atak yaptı İmece Evi. Kendini yeten bir hale gelmeye başlamıştı.

Elektrik sistemini nasıl yaptınız peki?
İsmail: Sevgi’nin eviyle beraber geldi. Güçlü bir sistem. O da yandı tabi. Son edindiğimiz güneşten su ısıtma sistemi hariç.

Su sistemi kurulmuş muydu?
İsmail: Sıcak su sistemini daha o gün kurmuştum. Yangının olduğu gün, montajını bitirmiştim. Evin dışındaydı, rüzgar tersten estiği için yangın ona ulaşmadı. Ama tüm boruları yandı tabi.

Reyhan: Bizim sadece yazın sıcak suyumuz oluyordu. Borular güneşte ısındığı için. Kışın suyu sobada ısıtıp eski usul, kazan ve tas ile yıkanıyorduk. Duş imkanımız yoktu ve duş keyfini özlüyorduk.

İsmail: Senin evine o yüzden (*)kaplıca diyoruz. Sen bunu anlayamıyorsun tabi. (Gülüşmeler.)

Reyhan: O gelmişti artık. Sıcak su sistemi hala var, yanmadı neyse ki. Yangından bir önceki Pazar günü elektrikçi geldi, başka insanlar geldi. Elektrik sistemimiz tamamlandı. Daha önce ufak lambalarımız vardı biliyorsun. Şehir elektriği gibi bir sistem tamamlandı. Yeni elektrik süpürgemizi almıştık. Bir kez onunla süpürdük. Onun da tadını aldık yani. Tam bir hafta sonra Cumartesi günü yangın oldu. Her şey yandı. Süpürge de gitti tabi.

Çok ilginç bir şey. Beklemediğimiz kadar kısa bir zamanda her şeyimiz tamamlandı. Bir anda da yok oldu. Eşya dediğinin ömrü, değeri ancak bu kadar gibi bir mesajdı adeta bizim için. O kadar da bağlanmamak gerektiğini hatırlattı. Bir anda her şeyin varken bir anda hiçbir şeyin yok. Bu da mümkün hayatta. Ama biz bu sınavı güzel atlattık. Üzülmedik o kadar. Kendimizi harap etmedik. Hayat da daha fazlasını verdi bize. Dayanışmayla birlikte insanlar her taraftan destek için koştular. Şu an o güçlü elektriği sağlayan alet edevata kavuştuk tekrar. Eskisinden daha güçlü bir inverterımız oldu. Hemen hemen her şeyi çalıştırabilecek güçte.

 

İmece Evi

 

İsmail: Panellerden biri yanmamıştı. Bir tane 400 Watt’lık rüzgar türbini geldi. Yanan 600 Watt’tı, şimdi 700 Watt üreten bir sistemimiz oldu.

Yangın gecesinden bahsedecek olursak…
İsmail: Surya’nın odasına yerleşmiştik kış için. Oradaki soba borusunun çatıdan çıktığı kısımda ufak bir delik olduğunu fark etmedik. Sıçrayan kıvılcımlarla tavan alev almış.

Reyhan: Ben odanın içinden söndürmeye çalışırken İsmail de çatıdan su döküyordu. Bu arada Cüneyt’i aradım. O da yıldızları seyretmek için kendi evinin dışına çıktığı sırada alevleri görmüş ve yola düşmüş zaten. Cüneyt geldikten sonra İsmail’e defalarca aşağı inmesi için seslendik. Bir ara dumanın arasında görünmez oldu.
İsmail: Her şey kontrol altındaydı. Ben tam yangın söndü, biraz da soğutayım diye Surya’nın odasının çatısına çıkmışken alevlerin yayıldığını farkettim ve aşağı indim. Masanın üzerinde telefonumu gördüm. Yanan evin fotoğrafını çekip Sevgi’ye gönderdim ve şarjım bitti.

Bu kısımda Reyhan ve İsmail hikayeyi farklı anlatıyorlar. Yangının şoku tam da böyle bir şey olsa gerek! Reyhan, İsmail’in ciddi bir tehlike atlattığını, Cüneyt’le birlikte onu aşağı indirmek, indikten sonra da alevlerin içine tekrar dönmesini önlemek için büyük çaba sarf ettiklerini söylüyor. İsmail ise her şeyin kontrol altında olduğunda ısrarcı. Böyle bir anı, dehşeti anlatmak için hangi kelimeler işe yarar, bilemiyorum. Onların deyimiyle “Devasa bir ateş topu”nu oturup izlemişler, yapabilecekleri hiçbir şey kalmadığını anladıktan sonra.

Benim gördüğüm ise, her bir tuğlasında, serasında, atölyesinde, mutfağında, banyosunda… bir çok insanın emeği olan bir YUVA’yı alevlere kaptırmak istemeyen İsmail’in, farkında olmadan kendini büyük bir tehlikeye atması ve onu sevenlerin her şeyden vazgeçip sadece İsmail’in sağlığı için uğraşması.

 

İmece Evi

 

Reyhan: İnteraktivist muhabirlik eğitimi boşa gitmemiş demek ki. “Ben görevimi yaptım, fotoğrafımı paylaştım” bilinci. (Gülüşmeler.)

Hemen ertesi gün insanlar gelmeye mi başladı? Nasıl oldu?
Reyhan: Ertesi gün sabahtan Onur geldi. İhtiyaçlarımızı sordu. Yunus’un bezi yoktu ve en acil ihtiyacımız oydu, onu haber verdik geleceğini söyleyen arkadaşlarımıza. Gelenlerle hem enkazı temizleyemeye başladık hem de iç çamaşırı, kıyafet gibi en temel ihtiyaçlarımızı getirdiler. Aynı gün bir sürü eşya ulaştı. Cumbalı odayı depo haline getirdik. Biz bu arada Cüneytlerde kalıyorduk. Ayakkabı, mont gibi temel şeyleri verdiler.

Hiç tanımadığımız insanlar gelip bizi Cüneytlerin evinde buldular. İmece Evi’nde kimseyi bulamayınca ormandan geçip Cüneytlerin evine ulaşmışlar. Bize ulaşamasalar da en azından getirdiklerimizi bırakırız diye düşünerek. Çok şaşırdık ve mutlu olduk. Bu arada komşu köyden Mestan, genç bir delikanlı. Sürekli iletişimimiz olan biri. Gizem de geçtiğimiz yaz uzun süre kaldı bizde. Dostumuz oldu. Onunla da görüşüyoruz sürekli. Gizem otostopla annesinin yanına giderken 1 buçuk saat bekledikten ve “Vardır bunda da bir hayır. Ben birini bekliyorum ama, kimi acaba?” dedikten sonra Mestan’ın arabasına biniyor. Daha önce hiç tanışmadılar ama gıyabında, bizden dolayı biliyorlar birbirlerini. Kendilerini İmeceli olarak görüyorlar, ki zaten öyleler. Yolculukları sırasında Mestan evimizin yandığını söylüyor Gizem’e. Bunun üzerine rotayı bize çeviriyorlar. Yolda arayıp ihtiyaçlarımızı sordular. Toplaya toplaya geldiler. Böylece Onur, Mestan, Gizem, Cüneyt ve biz enkazı toplamaya başladık.

İsmail: O sırada plan yapmaya başladık. Kısa, orta, uzun vadeli planları yazıp gönderdik. Arkadaşlarımız zaten acil ihtiyaçların duyurusunu yapmışlardı. Sevgi’yle Yüksel de bağlantıları toparlıyorlardı. Bir kaç gün içinde bankada 6.300 TL toplandı. Biz ilk etapta yeterli olduğunu belirttik. Bu arada kalan ihtiyaçları Facebook sayfamızda soranlara belirtmeye devam ediyorduk. Bir arkadaşımız, bu şekilde yürütülemeyeceğini, tırnak makası dersek herkesin ayrı ayrı alıp göndereceğini, yani ihtiyacımız olmayan adette tırnak makasımız olacağı konusunda uyardı. Kitlesel fonlamayı önerdiler, çünkü yeni inşaa edeceğimiz ev için inşaat malzemesi almamız gerekecek. Böylece Erkan ve Yeşim Fongogo Kampanyası’nı başlattı. Çok güzel oldu. Yılbaşı itibariyle 11.000 TL toplanmış durumda.

Reyhan: Bir yandan da telefonlar susmuyor. Destek olmak isteyen insanlar her yerden bizi arıyorlar. Günlerce kargo gelmeye devam etti. Foça’dan, Aliağa’dan, Menemen’den yatak, yorgan, hatta yastık gibi en son akla gelecek ama gerçekten de ihtiyaç duyulacak eşyalar gönderdiler.

İsmail: Dostum çok özenliler. Gerçekten, çok özenliler! O gelen paketleri bir görsen, nasıl da özenle hazırlanmış.
Reyhan: Surya’nın hiçbir okul eşyası kalmamıştı. Acil olanlardan biri de oydu. Çok kısa sürede onlar toparlandı. Okul müdürü de aradı. Sağolsun, siz Surya’yı hiç düşünmeyin, evinize odaklanan, Surya bizde, bütün ihtiyaçlarını karşılayacağız dedi. Yani hiçbirimiz psikolojik olarak etkilenmedik ilk etapta. Sonra insan düşününce kaybettiklerine üzülüyor biraz. Ama o kadar çok destek gördük, o kadar güzel insanlar var ki üzülmeye fırsatımız olmuyor. Belki böyle bir hayatımız olmasaydı, yani başka insanlarla dayanıştığımız, yangın bizi çok yıkacaktı.

Kolektif yaşam, sadece İmece’nin içinde sürekli yaşayan insanların oluşturduğu bir hâl değil. İmece’yi tanıyan, kolektivizmi gönlünden geçiren, sen mesela, bir sürü insan bu dayanışmanın bir parçası. İmece’yi vareden insanlar bunlar. Doğal olarak onların varlığı, bizim hiçbir an yıkılmamıza izin vermedi.

Hatta belki, dayanışmanın bu denli yüksek olduğunun farkında bile değildiniz.
İsmail: Değildik. İlk andan itibaren komşularımızın, köylülerin samimi yaklaşımları… Biz o kadar çok insana değmişiz ki… İnsanlar hissettiklerini mektuba yazıp yolladıkları kargolara iliştirmişler. Sosyal medyada kişisel hesaplarımıza mesaj attılar. “Siz bizim için çok şey yaptınız.” diye. Etkilenmemek mümkün değil.

Reyhan: Bir de “Kusura bakmayın, elimizden de bu geliyor.” diyorlar. Onların bu mahcubiyetinden biz daha çok mahcup oluyoruz. Çünkü yaptığı aslında o kadar büyük bir şey ki farkında değil. Damlaya damlaya göl olur diyorlar, damlaya damlaya deniz oldu, gölü bırak.

(Bir süre sessizce birbirimize bakıyoruz. Reyhan’la benim gözlerimiz doluyor. Sözcüklere sığdırılamayacak anlardan bir tanesi…)

İsmail: Bu arada ne oldu. Tohum tabi kritik şeylerden bir tanesi. Duyurduğumuzda, tanıdığımız ya da bilip de henüz tanışma imkanımız olmamış çiftliklerden, tohum emanetçilerinden, tohum bekçilerinden, yani onu çoğaltmak, gelecek nesillere aktarmak isteyen insanlardan hemen dönüş oldu. O tohum paketleri, çocuklar için gönderilen paketler gibi inanılmaz bir özenle, sevgiyle hazırlanmış. Tohumda tabi çok fazla detay var. Gerekli bilgileri ince ince işlemişler. Koydukları miktar da çok tatmin edici. Köy kökenli çiftçiler tohumla birlikte gıda da koymuş. Biz sadece tohum duyurusu yaptık ama onlar sebzesini, reçelini de bizimle paylaşmış. Muhtarımız süt getirdi. Üretim yapan insanların tepkileri daha da farklı. Hepsi ayrı ayrı güzel.

Yani şöyle mi? O dayanışma paketlerinin içinde bir takım maddeler var. Ama paketleri açtığınızda yayılan hissiyat, maddelerden çok o insanların iyi niyetleri, dayanışma arzuları ve tanımlanamayacak daha bir dolu güzel duygu…
Reyhan: Tabi! Mesela Çanakkale AKUT ve Çanakkale müzisyenlerinden kocaman bir hurç göndermiş. İçinde kendi yaptıkları ev şarabı, üzerine “İmece’deki canlara” diye yazmışlar. Özel etiket tasarlamışlar. Gitar göndermişler. Şimdi djembe yolluyorlar. Bir sürü enstrümanımız yandı. O kadar acil ihtiyaçlarımız vardı ki enstrüman istemek lükse kaçmak gibi olur diye ben yazmayı bile düşünmedim. Ama öyle inceler ki bunun bir ihtiyaç olabileceğini öngörüp göndermişler. Bizim söylememize bile gerek kalmadı.

O halde İmece Evi, manevi anlamda başka bir noktaya taşındı artık. Çünkü siz doğanın göbeğinde yaşıyorsunuz. Bazı koşullarınız “şehirdekine göre daha zor”. Yangın, sizin için bir felaket olabilecekken bir mucizeye dönüşmüş. Siz bunu zaten deneyimliyorsunuz, biz ise dışarıdan gözlemleyerek bir parçası oluyoruz.
Reyhan: Aslında İmece’de bilfiil yaşadığımız için İmece’yi vâreden insanlar gibi görünüyor olabiliriz. Aslında öyle değilmiş. Ben bunu çok daha net anladım. Orada yaşıyor da olsak biz sadece bir parçasıyız. Kahvaltı sofrasının çayı, zeytini gibi. Ama peynir, domates ya da ekmek olmadan o sofra asla bir kahvaltı sofrası olamaz. Bu masayı hazırlayan şey, tüm bu detayların bir bütünü oluşturması. Biz orada yaşayanız, kimisi aralıklarla gelip yaşayan, kimisi uzaktan desteğini sunan… Yani o kadar çok insan varmış ki. Biz tanımıyoruz tabi hepsini. Foça’dan gelen ağabey “Ben Levent” dedi. Ben de “Ben de Reyhan” diye tanıttım kendimi. “Ben sizi tanıyorum, Reyhan, İsmail, Surya, Yunus. Sizin doğum hikayenizi biliyorum.” Çok acaip şeyler bunlar. İnsanlar aslında bizi tanıyorlar. Yüzyüze tanıştığımızda da uzun zamandır tanıyormuş gibi yola devam ediyoruz. Şimdi biliyoruz ki bizim Türkiye’nin, dünyanın her yerinde dostumuz var. Aynı şekilde onlar da biliyorlar ki böyle bir evleri, yaşam alanları var.

İsmail: Tabi kış ekimlerini yapmamız lazım. Ege Üniversitesi Çevre Topluluğu geldi. Etkinliği duyan başka arkadaşlar da onların arabasına bindi geldi. Çok hızlı bir şekilde 3 dönüme yakın bir araziye elle, tamamen elle tohum diktik. Bir gün içinde! İnsan çok olunca, dayanışma olunca hepsi çok kolay halleliyor. Aynı gün Seferihisar’dan bir kamyonet eşya geldi. Gençler indirip yerleştirmemize de yardımcı oldular.

Yani yangının yaralarını sararken tohum ekiminiz de aksamamış oldu.
İsmail: Kesintiye uğramaması, insanların hızla tepki veriyor olması bizi çok besliyor. Yani seslenirsin de yankı bulmaz, karanlıkta yalnız hissedersin kendini… Öyle bir şey olmuyor. Sürekli bir etkileşim var. Şu an bizden cevap bekleyen gönüllüler var. Kışı, baharı geçirmek isteyen insanlar. Biz de onların içerideki yaşam koşullarını hazırlayalım ki zorlanmasınlar. Biz şu anda toprak ev dediğimiz küçük bir kulübeye yerleştik. Ortak alan olarak kullanmaya müsait değil. Ona bir formül bulacağız. Çünkü içeride ne kadar çok gönüllü varsa o kadar anlamlı oluyor. İşlerin yürümesinden ziyade vizyonu devam ettiriyoruz. Öbür türlü, kendi kişisel evimizmiş gibi olur. Gönüllüler olunca biz misyonumuzu gerçekleştirmiş oluyoruz. İlk işimiz ortak mutfağı oluşturmak olacak. Fongogo’nun sonuçlanması ile birlikte inşaat malzemesini içeri çekeceğiz.

Reyhan: Havaların ısınmasıyla yeni eve başlayacağız. Fongogo’dan gelen parayla, zaten başlamış olduğumuz alanı bitirmeye çalışacağız. Hem etkinlik alanı orası hem de ortak alan.

Bu sırada Reyhan hızla yerinden kalkıp arka odaya yönleniyor. Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken Yunus’un ağlama sesi geliyor. Annelerin kulağı farklı işitiyor gerçekten.

 

imece evi

 

Son olarak, kalan ihtiyaçlardan bahsedebilirsiniz belki.
İsmail: Sürekli ister pozisyonda olmayı tercih etmiyoruz. Uzun vadeli ihtiyaç listesi facebook sayfamızda yer alıyor. Ayrıca tarım teknikleri, ekoloji ve politika kitaplarının yanı sıra dünya klasikleri, çocuk kitapları gibi eksikler var. Aynı kitaptan çok sayıda bağışlanmasının önüne geçmek için iletişime geçen gönüllülerle kitap listesi paylaşıyoruz. Kişi başı 5 kitap gibi. Zaten kimisi arıyor, diyor ki ben elektrikçiyim. Gelir elektrik sisteminizi döşerim.

Reyhan: Tabi emeğiyle yanımızda olmak isteyen çok insan var, sağolsunlar.

Bu söyleşi, İmece Evi’nin soğuk günlerinde mola vermek için geldikleri ve kaplıca diye andıkları (her varlık kendi ismini bulur) yuvamda, kahvaltının hemen sonrasında, İmece Evi sakinleri yurtlarına dönmek için acele ederken, zamanlarından ödünç alınmıştır. Deneyimlerini, yangının hemen ertesi günü sosyal medyadan takip ederken ya da bizzat kendilerinden dinlerken hissettiğim güç, mutluluk, huzur, yürek ferahlaması… Bunlar asla kelimelere sığdırılamayacak. Yaşama, yaşamaya dair… Sadece büyüyle ifade edebileceğim bir etkileşim. Bireysel sıkıntılarımıza bile odaklanamadığımız şu günlerde, yani bize insanlık diye sunulan o aç canavar üstümüze çökmüşken, her yeri hayat kokan, nemli, yosunlu bir ormanda, yaşam pınarıyla ilk kez karşılaşma düşü, insanda nasıl -hep beklediği kurtuluşmuşçasına- gözleri yaşartan ama yemyeşil, capcanlı bir duygu uyandırırsa, bu dayanışma hali de bana –ve muhtemelen başka bir dolu insana- öyle bir şifa verdi.

Dayanışmanın parçası olan insanların, muhtemelen hepsinin, ismini tek tek andılar. Söyleşinin sınırları gereği, ben çok azını yazabildim. Ama biz birbirimizi biliyoruz!

Reyhan’a ve İsmail’e bu güzel söyleşi için, Surya ve Yunus’a, hayat dolu bakış, gülüş ve varlıklarıyla esin verdikleri teşekkür ediyorum.

 

imece evi

“Taş evin yanmasının ardından öyle güzel dayanışma örneklerine şahit olduk ki, neredeyse sevineceğim böyle bir iş başımıza geldi diye. Yangının hemen ardından yazmıştım her işte bir hayır vardır diye. Yanılmamışım. İhtiyaç duyduğumuz her şeyi paylaşarak, birbirimizi destekleyerek karşılasak, savaşlar biter, açlık kalmaz yeryüzünde. Evimiz yandı, her şeyimiz ama her şeyimizle birlikte. Surya’nın çizdiği resimler ve manevi değeri olan birkaç şey dışında üzmedi beni bunca şeyi yitirmek. Üzülmediysek, karalar bağlamadıysak, başımızı avcumuzun arasına alıp bir saniye bile düşünmediysek ne yapacağız şimdi diye, BAŞKA BİR DÜNYAYI VAR EDEN GÜZEL İNSANLARIN VARLIĞINDANDIR bu.
İyi ki varsınız, iyi ki varız.”

Reyhan, 15 Aralık 2016 tarihli sosyal medya iletisi

Dayanışmayla

Tweet about this on TwitterShare on Facebook661Share on Google+0Share on LinkedIn1Share on Reddit0Share on Tumblr4Pin on Pinterest0Print this pageEmail this to someone