Özel Röportaj: Biraz jazz, biraz funk, biraz popüler ve hatta biraz da arabesk!

3 Şubat 2015 Tarihinde Tarafından Hayvan, Müzik Kategorisinde Yayınlanmıştır.

Bugüne kadar başta caz olmak üzere; rock’n roll’dan Balkan müziğine kadar birbirinden farklı alanlarda çalışan pek çok müzisyene eşlik eden, Türkiye’nin önemli davulcularından Ediz Hafızoğlu geçtiğimiz günlerde Nazdrave adlı bir albüm çıkardı. Lin Records etiketiyle yayınlanan albümde şarkılara Ceylan Ertem, Elif Çağlar ve Eylem Aktaş sesleriyle eşlik ederken, Engin Recepoğulları saksafonları, Barış Doğukan Yazıcı trompetleri, Ercüment Orkut tuşlu çalgıları, Cenk Erdoğan ve Cem Tuncer gitarları, Orhan Deniz de bas gitarları çaldı.

Röportaj: Mehtap Doğan

Müzikle babası ve dedesi sayesinde haşır neşir olan Ediz Hafızoğlu, daha 12 yaşındayken, hayatında önemli bir yeri olan dedesi Mumun Musaoğlu’nun kurduğu, Sakin Tuna Sanat Topluluğu‘na katılmış. Daha o yaşlarda doğum yeri olan Bulgaristan‘ın pek çok kasabasında sahne almış, festivallerde çalmış hatta ödüller kazanmış. Hayatının akışını değiştiren davullaysa Türkiye’ye göç ettikten sonra başladığı Kabataş Erkek Lisesi’nin okul orkestrasında tanışmış. 2000 yılında yolu cazcı Şenol Küçükyıldırım‘la kesişince olanlar olmuş. Bu tanışıklığın ardından artık yapmak istediği tek şeyin müzik olduğunu anlamış ve Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü bırakarak Bilgi Üniversitesi Jazz Performance Bölümü’nde tam burslu olarak okumaya başlamış. Cengiz Baysal, Donovan Mixon, Can Kozlu, Selen Gülün gibi değerli hocalarla çalışan genç davulcuya Aydın Esen‘le yaptığı özel derslerin yanı sıra Ricky Ford Orchestra‘da yer alması ummadık kapıları aralamış.

 

Ediz Hafızoğlu

Fotoğraf: Sarp Dökmeci

 

 

İşte bu başarılı davulcunun Bulgaristan’ın Paisevo köyünde başlayıp müzikle şekillenen yolculuğu arabesk, pop, rock, funk öğelerinin duyulduğu bir caz albümüne dönüştü. Hem sizi şarkılarına kulak vermeye çağıran Ediz Hafızoğlu’nu daha yakından tanıyın, hem de birlikte sahne aldığı müzisyenlerden izler bulacağınız albümü hakkında fikir edinin istedik. “Hem dinlemeye kıyılmayan, hem de dinlemeye doyulmayan” albümün hikayesini Hafızoğlu’ndan dinledik.

Nazdrave albümünün çıkış fikri sahnelerde eşlik ettiğin müzisyenlerin sesleri arasında kendi sesini bulma isteği miydi? Albümden biraz bahsedelim mi, tarzı nedir mesela?
Çaldığımız müziğe bol bol doğaçlamaların olduğu arabesk, pop, rock, funk öğelerinin duyulduğu bir caz albümü diyebilirim. Bir kişinin insan olarak ya da sanatın farklı kollarında sesini bulması çok uzun bir süreç. Bulup bulmadığına da kendisi karar veremez bence. Bu süreç çalışmaya başladığınız ilk anda başlar ve ölünceye kadar da devam eder. Bu albüm bir başlangıç albümü, ama bu sürecin değil, kendi adıma bir albüm yapmanın başlangıcı. Çok farklı tarzda gruplara ya da müzisyenlere parçalar yazmam, sonra onları o müzikal çerçevede çalmamız albüm fikrini ortaya çıkardı. Nazdrave grubu ile bu parçaları, çok farklı tarzlarda olmalarına rağmen aynı potada erittik, o da caz oldu.

 

Nazdrave

 

Bu albüme neden bu adı layık gördün peki? Bilmeyenler için Nazdrave ne demek?
Nazdrave Bulgarca’da sağlığa-şerefe demek. 14 Yaşına kadar orada yaşamış biri olarak, bu kelimeyi her gün birden fazla kez kullandığım için ilk albümün adı bu oldu. “Bence bu albümün adı Nazdrave olsun” diyen kişi de Ceylan Ertem’dir. Ayrıca albüm kaydedilirken, ilk kayıtlar Gezi sürecinde başladı. “Şerefine Tayyip” demenin başka bir yolu da oldu hepimiz için…

 

Ediz Hafızoğlu

Ediz Hafızoğlu babasıyla…

 

 

Bugüne kadar müziğinden ödün vermeyerek caz dünyasında kendine iyi bir yer edindin. Daha çok davulcu olarak biliniyorsun, oysa söz yazarlığı da yaptın.
Aslında söz değil daha çok müzik yazıyorum, tek tük de söz ve müzik yazdım. Balkan müzikleri yapan Kolektif İstanbul’un Kerevet albümünde üç bestem var. Önce Kerevet’te sonra da Nazdrave’de yer alan “Kimse Bilmez” bunlardan birisi. Üçü de sözlüydü ama ikisini öyle kullandık, diğeri enstrümantal oldu. Merak edenler için sözlü olan Uzaklarda, estrümantal olan da Hayat. Bu üç parçayı da Nazdrave konserlerinde çalmayı planlıyoruz.

Müzikal anlamda nerelerden besleniyorsun? Feyz aldığın birileri ya da ilham perilerin var mı?
Müzik dinliyorum bol bol, dönem dönem de birilerine kafayı takıyorum. Ne öğrendiysem soundcheck ya da provalardayken öğrendim. O yüzden oralarda bir şey düşünmeden, ne varsa denemeye çalışıyorum.

Müzik bir aile mirası sanırım. Çaldığın ilk enstrüman neydi? Kaç yaşındaydın? Bir çocuğun enstrümanla tanışmasının büyüsünü anlatır mısın?

Aslında benim tanımadığım anneannemin ailesinde şarkı söyleyen birileri varmış. Sonra babam meraklıymış, davul çalacak durumu olmamış ama darbuka çalmış. Dedem yazardı, sanatın her koluna ilgiliydi, gidip bana Sofya Radyosu’nda çalan bir müzisyenden bağlama aldı ve ders aldırdı, daha yedi yaşımdaydım. Biz Türkiye’ye göçtüğümüz zaman, daktilosu ile yolladığı mektuplardan birinde şöyle diyordu; ‘’Ediz, biliyorum tüm arkadaşlarını burada bıraktın, orada da yeni dostluklar kuracaksın. Tutunacağın bir tek şey olsun tüm bu süreçte: Müzik! Kafanı başka yönlere çekmek isteyenler olacaktır, uyuşturucu kullanman için teşvik edeceklerdir, inan bir şeye ihtiyacın yok, senin müziğin sana yeter, müziğe tutun.” Söylediği şey aşağı yukarı buydu. Ben de öyle yaptım. Benim için de, tüm ailemiz için de çok değerli bir insandı, iyi ki vardı hayatımızda, biz de bu tanıdığınız insanlar olarak varız şu anda…

 

Ediz Hafızoğlu

 

Türkiye’de daha çok çocuk müzikle uğraşsa ve bir enstrüman çalsa, neler değişirdi?
Daha güzel bir ülke olacağı kesin. Şu halimize bakın. Gencecik çocuklar hakları için sokağa çıktı diye katlediliyor. Kimsesizler yurtlarda tacizlere uğruyor. Bu vicdansız büyükler biraz daha sanata yakın olsalar, resim, heykel, tiyatro ile uğraşsalar, bir enstrüman çalsalar bu kadar acımasız olabilirler miydi sizce?

Albümde şarkıların tamamının aranjörü sen misin? Türkiye’de nitelikli aranjör sayısı neden az?
Biri hariç aranjmanları ben yaptım. Zaten bestelerini de yaptığım için benim açımdan kolaydı. Kesinlikle ben bir aranjör değilim, yakınından bile geçmem. Çok iyiler var, bu gruptakiler mesela. Cem Tuncer, Ercüment Orkut, Cenk Erdoğan, Alp Ersönmez, Tunç Çakır… Türkiye hangi konuda iyi ki bu konuda iyi olsun?

Filmlere ve dizilere de besteler yapıyor musun? Dizi müzikleri hakkında neler düşünüyorsun?
Cem’lerin yaptığı dizilere birkaç şey yazmıştım. Onun dışında iki belgesel müziği yazdım. Kore Gazileri ve Esaret Günlüğü, ikisini de Cem Fakir çekti.

Kuşkusuz yurtdışındaki müzik akımlarını da takip ediyorsun. Seni en çok Doğu mu, Batı mı, Asya mı etkiliyor?
Hepsi farklı farklı zamanlarda etkiliyor. Bu ayın sonunda Nepal’e gidiyoruz arkadaşlarımla. Hem bol bol gezme, hem de müziklerine bulaşma planlarım var, enstrümanlarından da almadan gelmeyiz.

 

Ediz Hafizoglu

 

Yakın zamanda konser planın var mı? Hangi tarihlerde nerelerde seni dinleyebiliriz?
5 Mart ve 21 Nisan’da Beyoğlu Hayal Kahvesi konserlerimiz var. Bu yaz İstanbul Caz Festivali olacak. Bir de aralık ayında Tanjazz Festival kesinleşti, Fas’ta. Ama zaten yeni başladık çalmaya. Bu proje ile, bol bol çalacağız gibi görünüyor. Merak edenler www.edizhafizoglu.com sitesinin ajanda bölümünden güncel tarihleri takip edebilirler.

Biyografinde “Bulgaristan’da doğdu, hiç memleketi olmadı, hayatı boyunca hep çok şanslı oldu, çok değerli üstatlar-dostlar ona yol gösterdi, müzik ile müzik için yaşadı, yaşamaya devam ediyor” diye kendini anlatıyorsun. Neden hiç memleketin olmadı?
Nasıl olsun ki? Bulgaristan’da Türk olarak azınlıktık. Ailecek yaşamadığımız şey kalmadı. Türkiye’de kafadan göçmen olarak damgalandık, saçmasapan muhabbetlere maruz kaldık. Onlar geçti derken şimdi de AKP ve türevi fikirli insanlar tarafından ötekileştirildik. Memleketim yok bir kenara, insanlığımdan utanır hale geldim buralarda yaşarken.

Bu yüzden mi bu kadar hayatın içinde bir iş yaparken, şehrin dışında yaşamayı tercih ettin?
Tam da bahsettiğim sebepler yüzünden. Bu çirkinliklerin içinde alkolik olup her şeyi unutacağım bir hayat mı, köpeklerimize ve kendimize daha çok vakit ayırıp huzurlu yaşayacağımız bir hayat mı? Bu nedenle yaşamak için Saray’ın Güngörmez Köyü’nü tercih ettim. Ormanın dibinde müstakil bir ev. Davul salonun ortasında kurulu, bilgisayarım ve tüm kayıt aletlerim de… Sabah erkenden kalkıp bir kupa dolusu Türk kahvesi ile ormana yürüyorum, geri dönüp kahvaltı ediyorum ve oturup akşama kadar çalışıyorum. Kitap okuyorum, müzikler yazıyorum, yemeklerimi kendim yapıyorum, bir yere yetişmem gerekmiyor, arabaya binmiyorum… Mila ve Maya’yı doğal ortamlarında görünce içimdeki enerji daha da çok artıyor. Ne desem boş, herkese tavsiye ederim. Gitmek için beklemenin alemi yok.

 

Ediz Hafizoglu

 

Ve köpeklerin… Sahneye bile Mila ile birlikte çıkıyorsun. Çok mu seviyorsun hayvanları, ne zamandan beri köpek sahibisin?
Çocukluğumdan beri hep vardı hayvanlar hayatımda. Köyde doğup büyüdüm. Kedi köpek bir yana, inek, eşek, hindi, tavuk, koyun, keçi ne varsa vardı evde. Burada da dört yıl önce Mila, bir yıl önce de Maya girdi hayatıma. Mila eğitimli. Onunla çıkıyoruz sahneye, uzun yıllardır benimle diye. Maya daha yeni, yaşı da küçük, tam bir yaramaz ama o da fena değil. Davul sesine alıştılar, ikisi de yakınımdan ayrılmıyor sahnede. Şimdi Seval’le birlikte ikisine bakıyoruz işte güzel güzel…

 

 

Albümde…

Ceylan Ertem – vokal
Elif Çağlar Muslu – vokal
Eylem Aktaş – vokal
Engin Recepoğulları – tenor saksafon
Barış Doğukan Yazıcı – trompet
Doruk Gönentür – trompet
Mehmet Cem Tuncer – elektrik gitar
Cenk Erdoğan – perdesiz elektrik gitar, elektrik gitar
Ercüment Orkut – tuşlu çalgılar
Tunç Çakır – perküsyon, davul editleri, synth bas, davul programlama
Orhan Deniz – perdesiz basgitar
Alp Ersönmez – basgitar
Ediz Hafızoğlu – davul

 

Kayıt

Saygın Özatmaca (Babajim)
Yılmaz Yeşilyurt (Yekare)
Taylan Özdemir (Deneyevi)
Cenk Erdoğan (Undo)

 

Mix & Mastering

Hüseyin Köroğlu (Orange Box Studios Darmstadt)