Özel Röportaj: Alex Kreger: Alevi – Bektaşi müziğine aşık bir Wisconsinli

28 Şubat 2015 Tarihinde Tarafından 5N1K, Etkinlikler, Hayat, Müzik, Söyleşiler, Velev ki Kategorisinde Yayınlanmıştır.

Alex Kreger, 25 yaşında Winconsinli bir müzisyen. 9 yaşından beri piyano çalmasına rağmen, Viyana Saz Derneği‘nde Mansur Bildik ile tanışınca, müziğe bakışı değişmiş. Bildik’in ezgileriyle Alevi – Bektaşi müziğini dinleyince, kendi deyimiyle “aşık olmuş“. Alex şu sıralar, saz çalarken öğrendiği Alevi- Bektaşi kültürünü ve müziğini, akademik bir araştırmaya ve uzun metraj belgesele dönüştürüyor. “Alevi müziği ve Alevi inancının müzik aracılığıyla genç kuşağa aktarılışı üzerine araştırma yapıyorum” diyen Alex’i, bu araştırmayı uzun metraj bir belgesele dönüştürürken yine Anadolu köylerinde yakaladık. Yapımcılarla görüşmeleri süren “El ele el Hakk’a” adlı belgeselini çok yakında izleyici ile buluşturmayı hedefleyen Alex, bu ilginç serüvenini sanatFilan okuyucularına anlattı.

Röportaj: Bahar Öztop
Fotoğraflar: Aysun Uğurdan, Emre Özdemir

Michigan State Üniversitesi’nin piyano ve kompozisyon bölümlerinden mezun olan Alex, lisansın son yılını değişim öğrencisi olarak Viyana’da okumuş. Mansur Bildik, saz ve Alevi – Bektaşi müziğiyle tanışması da bu döneme denk geliyor. Alex, Mansur Bildik’i “Onun güzel, ipek gibi çalışını duyunca, hemen saz öğrenmek istediğimi anladım. Sonra, hocamı dinleyince hep içimde tuttuğum stres veya kaygı eksilirdi. Bu müziğe aşık olmamın sebeplerinden birisi buydu” diyerek anlatıyor. Sonrasında, Teksas Üniversitesi’nde Prof. Sonia Seeman rehberliğinde etnomüzikoloji yüksek lisans bölümüne başlayan Alex, yaz dönemi değişim öğrencisi olarak 2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde antropoloji eğitimi almaya gelmiş. Gelmeden önce de, zamandan kazanmak için Türkçe öğrenmeye başlamış. Eğitim dönemi bittiğinde, kendini Doğu ve Güneydoğu Anadolu yollarına atmış, pek çok insanla tanışmış. Alex’in hayatında yeni bir sayfa olan bu gezi, şimdilerde yerini başka bir heyecana bırakıyor.  Öykünün derinini Alex’ten dinleyelim:

 

alex-kreger-4

 

Alex, Alevi müziğinin izini sürüyorsun. Bugüne gelene dek nasıl bir eğitim aldın? Bugün neler yapıyorsun?

ABD, Teksas Üniversitesi’nde Prof. Sonia Seeman rehberliğinde, etnomüzikoloji yüksek lisans bölümünde okuyorum. Bu aralar derslerime bir yıllık ara verdim. Türkiye’de Alevi-Bektaşi müziği üzerinde araştırma yapıyorum. Ayrıca Viyana’da Mansur Bildik ile başladığım saz eğitimimi, burada Ümit Şimşek ile sürdürüyorum.

 

Alevi müziği konusunda araştırma yapma fikri nasıl doğdu?

Alevi-Bektaşi kültürü ve çok önemli taşıyıcısı olan müziğini daha iyi anlama isteğimden doğdu. Deyişler dinlediğimde, neyi dinlediğimi anlamak için, sadece bilmediğim kelimeleri sözlükte aramak yetmedi. Çünkü birçok kelimenin Alevi-Bektaşi kültürü içinde ayrı veya daha derin, spesifik anlamları var. Bunları anlayabilmek için, o kültürü bilmek, hatta içinde yaşamış olmak gerekli. O açıdan, şu an istediğim şekilde Türkiye’de araştırmamı sürdürebilme imkanını sağlayan Fulbright Komisyonu’na borçluyum.

 

alex-kreger-3

Fotoğraf: Aysun Uğurdan

Alevi müziği ile ilgili araştırmandan detaylıca bahseder misin?

Yöntem olarak konuya birçok açıdan yaklaşmaya çalışıyorum. Akademik literatürü okuyorum, dergi okuyorum, deyiş (Alevi müziğindeki şiirsel form) sözlerini inceleyerek anlamaya çalışıyorum, saz dersi alıyorum, tek başıma saz çalışıyorum, dışarıda birileri için çalıp söylüyorum, etkinliklere gidiyorum, ceme katılıyorum, röportaj yapıyorum, film yapan arkadaşım Emre Özdemir ile belgesel çalışmalarımız var. Özellikle icra anında varılabilecek anlayışları çok önemsiyorum, çalıp söylemek de bu açıdan bir araştırma yöntemi sayılır. Etnomüzikoloji bir disiplin olarak, birçok alanın çalışmalarından faydalanıyor. Müzikoloji, antropoloji, sosyoloji, tarih, bölge çalışmaları, edebiyat, felsefe, din bilimi, dil bilimi, eğitim bilimi—hepsinden bir şeyler alıyor. Ben de, böyle çok yönlü bakmaya çalışıyorum. Ama özellikle edebiyat kısmına ağırlık veriyorum. Çünkü Alevi müziğinde inancı ve felsefesini taşıyan sözün ayrıcalıklı bir yeri var.

 

alex-kreger-nurhak

Fotoğraf: Emre Özdemir, Nurhak’ta bir ortaokul sınıfı

 

Gezip görmek de, bu çalışmaların içinde önemli bir yer tutuyor sanırım…

Aleviliğin daha çok kırsal kesimden kaynaklı bir olgu olduğu düşüncesiyle yola çıkarak ilk önce Doğu Anadolu’yu gezdim. Bağlantı kurabildiğim Ardahan-Damal, Elazığ, Maraş yörelerine gittim. Okuduğum şiirlerin veya çaldığım müziğin ortaya çıktığı coğrafyada bulunmak, o dağları görmek, rüzgârı hissetmek önemli bence, ama neticede vaktimi daha verimli şekilde İstanbul’da kalarak kullanabileceğimi anladım ve döndüm. Gezilerim sonucu, İstanbul’da da birkaç yararlı bağlantı kurmuş oldum ve onlardan faydalanarak biraz daha buradaki genç Alevi topluluğuna giriş yapabildim. Ulaş Özdemir, Suna Sucu ve arkadaşları, Ümit Şimşek hocam, Fatih Yunus Emre Derneği ve Serçeşme Derneği’ndeki tüm arkadaşlar, Hünkar Yayıncılık’ta Ahmet Koçak ve daha birçok kişiye yardımları için minnettarım.

 

Bu süreçte Alevi müziğinin mihenk taşlarıyla da tanışma fırsatın oldu mu?

Evet oldu. Dertli Divani Baba’nın değerli çalışmaları ve müziği ile tanıştım. Alevi-Bektaşi inancı ve felsefesi ölmesin, yeni nesile aktarılsın diye çok ciddi çalışıyor, sürekli geziyor ve geniş bilgisini paylaşarak inançlarından uzaklaşmış olan topluluklarla ortaklaşa kendilerini yeniden canlandırma çabalarında bulunuyor. Alevi toplumu, büyük bir asimilasyon tehdidiyle karşı karşıya iken, böyle girişimlerin önemi abartılamaz. İşte bu süreç içinde, müzik merkezi bir yere sahiptir, o yüzden araştırmamı özellikle aktarım olgusuna yoğunlaştırmaya karar verdim. Geleneği gelenek yapan da, budur zaten.

 

alex-kreger-2

Fotoğraf: Aysun Uğurdan

 

Alevi inancının müzik aracılığıyla genç kuşağına aktarılışında neler dikkatini çekiyor? İzlenimlerini ve elde ettiğin bilgileri paylaşabilir misin?

İstanbul’da özellikle Erdal Erzincan veya Arif Sağ müzik merkezlerinde saz eğitimi alıp, çalıp söylemek yoluyla Alevi kimliklerine sahip çıkan ve Divani Baba’nın yürüttüğü mekteb-i irfan muhabbetlerine katılarak inanç kısmına da ilgi gösteren gençlerle karşılaştım. Onlara karşı büyük bir saygım var. Geçmişimiz, konumumuz, anlayışımız farklı olabilir ama, bir bakıma ben kendimi onlarla aynı yolda görüyorum. Benim Aleviliğe olan ilgim müzikle başlayarak yoğunlaştı, hep kendim çalıp söyleyerek, bu kültürü anlamaya çabaladım ve öyle devam ediyorum. Araştırma, bu anlamda anlama isteğinin doğal sonucu olarak yaklaşma ve katılma ile ilgilidir. Sevgiyle başlar, sevgi ve paylaşım içinde meyvelerini verir.

 

alex-kreger-golbasi-cemevi

Fotoğraf: Emre Özdemir, Gölbaşı Cemevi

 

“Kadın-erkek ayrımı yok, tek bir zakirin ses tesisatı aracılığıyla kürsünün arkasından cemaate okuyacağına beş, on kişi halka şeklinde yere oturarak hep birlikte çalıp söylerler.”

Şimdiye kadar geçtiğim araştırma sürecinden öne çıkan bir izlenimim var. Aleviliğe dair farklı farklı, bazen de zıt fikirlere sahip kişiler ve gruplarla karşılaştım. Amacım bunların arasından “gerçek” Aleviliği ayıklamak değildir. Bence gerçek olan, herkes için farklı olup hayatını güzelleştiren ve kendini güçlendiren neyse o olsun. Ben araştırmaya başlayınca biraz kendi adıma hayalkırıklığı yaşadım. Katıldığım cemlerde birçok açıdan kopukluğa şahit oldum. Bu kadınların-erkeklerin ayrı oturması olsun, dede, zakir ve diğer seçkinlerin oturduğu, kendilerini cemaatten ayıran kürsü olsun, zakirin kullandığı mikrofon veya sazına taktığı kablo olsun; semahın folklorik bir gösteriş şekline dönüştürülmesi olsun, zakirin söylerken duygusal kopukluğu olsun, cemaatin ibadetlerinin içinden gelmemesi olsun—hepsi ayrışmaya işaretliyor. Halbuki, cem olmak birlenmek anlamına geliyor! Aradaki farkı Dertli Divani’nin yürüttüğü bir ceme katıldıktan sonra, çok net görebildim. Kadın-erkek ayrımı yok, tek bir zakirin ses tesisatı aracılığıyla kürsünün arkasından cemaate okuyacağına beş, on kişi halka şeklinde yere oturarak hep birlikte çalıp söylerler. Böyle bir cemi yaşadıktan sonra sanki Viyana’daki hocamın Türkçe’yi çok az bildiğim üç sene önceki bana deyiş okuyarak hissettirdiği içtenlik, birlik, sevgiyi tekrar bulmuş oldum. O benim için ve araştırmam için bir dönüm noktası oldu.

 

alex-kreger-1

Fotoğraf: Aysun Uğurdan

 

Seni en çok etkileyen Alevi deyişleri, nefesleri hangileri, Alevi müzisyenleri kimler?
Geniş bir tanımlama olan “deyiş”in altında, cem ritüelinde yer alan özel formlar da var. Bunlar arasında düvaz-ı imam, miraçlama, tevhit, semah ve mersiye formlarından bahsedilebilir. Alevi felsefesini daha derinden anladıkça, aslında içerikleri Alevi inancına özgü bu sonunculara yönelmişim. Çünkü tam oradadır ki, kullanılan semboller, bin yılı aşkın bir geçmişe çıkan tüm bağlarıyla en çarpıcı şekilde canlanıyor. Bunu bütün bu sembollerin anlamını kavrayabildiğimden söylemiyorum, sadece dışarıdan gelip araştıran birinin sezişi ve yönelişi olarak söylüyorum. İsimler söyleyecek olursam başta beni bu kültürle tanıştıran, en güzel şekliyle onu yaşayan ve yansıtan Avusturya’daki hocam Mansur Bildik geliyor, beni en çok etkileyen. O olmasaydı, herhalde hiç bağlama çalmazdım, bu araştırmaya başlamazdım bile. Tabii ki onun bana verdiği sadece Alevilik’le ilgili değildi, Anadolu halk müziği ve sazı çok geniş bir yaklaşım ile öğretiyordu. Keza enstrümanla ilgili her soruma beni güldüren, düşündüren açıklamaları olan, beni hep çalışmaya teşvik eden İstanbul’daki hocam Ümit Şimşek.

 

Emre Özdemir, bu videoyu Maraş’a bağlı Nurhak ilçesinde gerçekleşmiş olan bir görgü ceminde çekti. Sözleri Kul Nesîmî’ye ait olan, Urfa-Kısas yöresinde cemlerde sıkça icra edilen “Bugün erenlere kurban” adlı deyişi söylüyorum.

 

Şu aralar en çok neler dinliyorsun?

Şu an evde en çok Nurhaklı zakirlerin seslendirdiği deyişler ve Dertli Divani’nin yeni “Hâkisar” albümünü dinliyorum. Ayrıca çok güzel çalıp söyleyen, Alevi-Bektaşi kültürünü içselleştirip, güzelliğini hayatlarına yansıtan yaşıtlarım beni etkiliyor.

 

“Deyişlerde en çok aşk var. Ondan sonra fedakârlık, dürüstlük, hoşgörü, sadakât, birlik, aynı zamanda acı, ayrılık, ezilmişlik gibi temalar. Aleviler’in tarihsel süreçte yaşadıklarının birer ürünleri olarak ortaya çıkmış bu deyişler.”

 

Deyiş ya da nefeslerin sözlerini incelediğinde, en çok hangi temalara rastladın?
En çok aşk var. Ondan sonra fedakârlık, dürüstlük, hoşgörü, sadakât, birlik; aynı zamanda acı, ayrılık, ezilmişlik, vb. Aleviler’in tarihsel süreçte yaşadıklarının birer ürünleri olarak ortaya çıkmış bu deyişler. Alevi geleneği ve inancının âşığın sözüyle aktarıldığını düşünürsek, bir dizi deyişi dinlerken bu tarihin gözler önüne serilmesi söz konusudur. Sıraladığım şu temalar evrensel olsa da, sunuluşları çok derinden Alevi-Bektaşi ve tasavvuf kültürü içinde yerleşmiş duruyor. Deyişler, farklı katmanlar ile yorumlanabilir, beni cezbeden taraflarından biri de budur. Katman katman indikçe Alevi-Bektaşi inancına has anlayışlar ortaya çıkar. On iki imam, ehlibeyt sevgisi, Hacı Bektaş’ın kişiliğine ve efsanesine göndermeler çok yaygın. Ondan sonra deyişin içeriğinin dışında anlamını şekillendiren bir sürü etken var—mahlası, atfedilmiş bulunduğu ozan, icra edildiği ortam, icracı kendisi, vb. Bu çok zengin bir semiyotik dünya demek. İşte bu dünyayı kendim saz çalıp deyiş söyleyerek kavramaya çalışıyorum.

alex-kreger-6

 

“Deyişlerin sözlerinde de geçtiği gibi, gönlümüz engin olabilirse, rahatlığımıza meydan okuyabilirsek o zaman birey olarak da, toplum olarak da değişmemiz mümkün olur.”

Türkiye’de geçirdiğin vakit giderek artıyor sanırım. Wisconsinli genç bir müzisyen olarak baktığında, Türkiye sanatsal ve politik anlamda nasıl görünüyor?
Siyasal alanda gördüğüm eşitsizliğe, duyarsızlığa üzülüyorum. Devlet nasıl davranıyorsa, davranışları tepeden aşağıya etki bırakıyor. Bunun sosyolojik boyutlarını değerlendirecek kadar bilgim yok, ama gündemi ve daha bilgin olanların yazdıklarını takip edebildiğim kadarıyla kendime ders çıkarmaya çalışıyorum. Türkiye’de olsun Amerika’da olsun fark etmez bugünkü toplumda kendimizi daraltmamız, rahatlığımızı korumaya çalışmamız çok normal bir tepki bence. Halbuki tam tersi, deyişlerin sözlerinde de geçtiği gibi gönlümüz engin olabilirse, rahatlığımıza meydan okuyabilirsek o zaman birey olarak da, toplum olarak da değişmemiz mümkün olur. Bunlar da, kendime bu konuda hatırlatma olsun.

 

Başka sanat alanlarıyla da ilgileniyor musun?

Sanata gelince çok geniş bir perspektifim yok. Akademinin gerektirdiği spesifik yoğunlaşmadan dolayı, çoğu zaman kendi araştırma alanımdan çok fazla çıkmıyorum. Alevi müziği deyince bile (edebî gözle baktığında özellikle) çok geniş bir dünya çıkıyor karşına, bu dünyayı keşfetmekle kendimi meşgul ediyorum. Amerika’dayken piyano çalıyordum, beste yazıyordum, konserler düzenliyordum ama bu sene böyle şeyler için zamanım kalmadı.

 

“Gölbaşı, Nurhak ve Kısas’ta yaşadıklarım, Alevilik yoluna perspektifimi zenginleştirdi ve aşkımı daha da büyüttü.”

 

Belgesel çekimleri nasıl geçti? Nerelere gittiniz? Hangi cemlere katıldınız?
Yılda bir kez yapılan ikrar/görgü cemlerine katılmak üzere Gölbaşı, Nurhak ve Kısas’a gitme fırsatım oldu. Bu geziye belgesel çalışmamızın olduğu Emre Özdemir de katıldı. Orada yaşadıklarım, Alevilik yoluna perspektifimi zenginleştirdi ve aşkımı daha da büyüttü. Belgeselimizde, bu yöreye odaklanmaya karar verdik ki, Aleviliğin en canlı şekilde yaşandığı bölgelerdendir. Orada araştırmamın merkez noktası olan Aleviliğin aktarılışı konusunu işlerken ayrıca günümüz dünyaya pek uygun olan bazı evrensel temalara da değineceğiz. Bunlardan en önemlisi yabancı olduğumuz bir şeye yaklaşmak, o şeyle bağlantı kurmak, anlamaya çabalamak, belki de katılmak—kısaca yabancı olma durumumuzu sorgulamaktır. Filmimizde Aleviliğin ne olduğunu anlatamasam da, dışarıda kalanların yaklaşmasına, benim gibi “içeriye girmesine” aracı olabilirim. Amacımız bu yaklaşmada ortaya çıkan yeni anlayış ve diyalogları yakalamak ve insanlarla paylaşmak…