Oğuz bu defa Zapata’ya gidiyor!

16 Ağustos 2016 Tarihinde Tarafından Fotoğraf, Gezi, Göçmen, Sergi Kategorisinde Yayınlanmıştır.

Bundan üç yıl önce sistem mühendisliğini bırakıp bisikletle yola koyulan fotoğraf sanatçısı Oğuz Tan 2 yıl boyunca İran’dan Hindistan’a, Himalaya dağlarından Tayland’a 16.000 km’lik yol kat etti. Bu süreçte çadırda, yolda tanıştığı insanların evlerinde ve köylerde konaklayan Tan, izlenimlerini hem yazdı hem de görselleştirdi. Bisikletiyle 4000 ve 5000 m yükseklikteki dağ geçişleri yaparken, dünyanın en yüksek ultra maratonunu da yine bu yolculukta koştu.

Serüveninin tüm aşamalarında fotoğraf makinesini yanından ayırmayan Oğuz Tan, farklı yaşamlardan, eşsiz doğa manzaralarına kadar bir çok ayrıntıyı fotoğrafladı.

 

oguz_tan1

İstanbul’dan Tayland’a 16.000 km’lik bisiklet yolcuğu yapan fotoğrafçı ve gezgin, 18 Ağustos’ta da Zapata Moda’da olacak! Kadıköy’ün en sevilen kahvaltıcılarından Zapata Moda’da açılacak olan “Oğuz Gidiyor” sergisi 27 Ağustos’ta son bulacak.

 

oguz_tan

“Oğuz Gidiyor” Sergisi
18 Ağustos 2016 – 27 Ağustos 2016
Zapata Moda
Şevki Bey Sk. No 1
Moda Kadıköy

oguz_tan3

 

Bisiklet yolcuğuna ara vererek 2015’te İstanbul’a dönen Oğuz Tan, 1984’te İstanbul’da doğdu. Şimdiye kadar ultra maraton, dağ maratonu, dağcılık ve bisiklet sporlarıyla ilgilendi. Rutinin dışına çıkarak farklı yaşamlar deneyimlemek için bisikletle upuzun bir yolculuğa çıkma kararı aldığında sistem mühendisi olarak çalışıyordu. İşine son verdi, bir kaç ay içerisinde tüm malzeme hazırlıklarını tamamladı ve yola koyuldu. “Geçmiş ve gelecek kavramlarını yok ederek, saatlerce pedal çevirirken sadece anı yaşamayı seviyorum” diyen Oğuz Tan sevdiği ve sevmediği diğer şeyleri de şöyle sıralıyor: “Nereye gidersem gideyim, insanların beni bir tehdit olarak görmemesini seviyorum. Bana endişesiz ve önyargısız yaklaşmalarını seviyorum. Bana duydukları şaşkınlık, acıma ve saygı hislerini seviyorum. Büyük şehirlerde olmasa da, insanların yardım etme isteklerini seviyorum. ‘İnsanlık ölmemiş’ diyorum. Makina gibi pedal çevirmeyi seviyorum. Beni zinde tutuyor. Dağları aşmayı, çölleri geçmeyi seviyorum. Beni zinde tuttuğu gibi aynı zamanda sabırlı ve sakin bir insan oluyorum. Gördüğüm coğrafyaları, tanık olduğum kültürleri, iletişim kurabildiğim insanları fotoğraflamayı seviyorum. Az ile yetinmeyi seviyorum. Her hoşuma giden şeyi satın alıp binlerce kilometre taşıyamamayı seviyorum. Doğada kamp yapmayı seviyorum. Bisiklet farklı bir seyahat ve özgürlük şekli sunsa da, bazen tam tersine özgürlüğünüzü kısıtlıyor. Bisiklete bağımlı hareket etmek zorunda kalıyorsunuz. İşte bunu sevmiyorum. Bazen ‘bisiklet olmasaydı sırtıma çantamı atıp şuraya da giderdim’ diyebiliyorum. Bisikletle dolaşırken diğer tüm yabancı turistlere göre yerel halkla çok daha iyi kaynaşıyorum ve anlaşıyorum. Fakat yabancı turistlerle de kaynaşmak, vakit geçirmek gerekiyor. İnsan arkadaşa ihtiyaç duyuyor. Ucuz otellerde tanıştığım yabancı turistlerin neredeyse tamamı sırt çantasıyla dolaşıyor ve bu nedenle arkadaşlıklar üç beş saatten fazla sürmüyor çoğu zaman. Oysa pek çok insan tanıştıktan sonra birlikte seyahat planı yapabiliyor, her ne kadar uzun sürmeyecek olsa bile. Bisikleti bir gemiye, otobüse, uçağa veya herhangi başka bir ulaşım aracına koymak oldukça uğraşlı oluyor. Genellikle birileriyle tartışmak ve olmazsa olmaz daha fazla para harcamak gerekiyor.”

MERAKLISINA: http://www.oguzgidiyor.com

Tweet about this on TwitterShare on Facebook151Share on Google+3Share on LinkedIn0Share on Reddit0Share on Tumblr0Pin on Pinterest0Print this pageEmail this to someone