KaraKutu: Yazma ateşinin peşindeki gazeteci Şöhret Baltaş

2 Şubat 2015 Tarihinde Tarafından Edebiyat, Genel, Kadın, Karakutu, Kitap Kategorisinde Yayınlanmıştır.

ŞÖHRET BALTAŞ

YAZAR

O, yazma ateşi hiç sönmeyen, bu aşkı büyüterek romanlara aktaran bir gazeteci… 1963 yılında İzmir’de doğdu ve pek çoğumuzun emeklilikten sonra kaçma hayalleri kurduğu bu şehirde büyüdü. Çocukluk ve gençlik yıllarında herkes gibi yaralar aldı almasına, ama yaşamının bu bölümünü her zaman sevgi ve mutlulukla hatırladı. Gazetecilik eğitimini 1986 yılında tamamladı. Ardından İstanbul’a yerleşti. Memleketi İzmir’e bir gün geri dönmeyi ve hayatının tek gailesinin sadece ve sadece yazmak olmasını çok istiyor.

Gazeteci-Yazar Şöhret Baltaş, ilk romanı Koşarken Yavaşlar Gibi‘yi, üç yaşındaki oğlunun öğlen uykuları sırasında, tam bir duygusal boşalım halinde yazdı. 2007 yılında Kanat Kitap’tan çıkan, 2012’de ise Agora Kitaplığı’nca yeniden basılan Koşarken Yavaşlar Gibi’de, birbiriyle hem benzeşen hem ayrışan beş kadının, 12 Eylül öncesinden başlayıp 2000’lere uzanan arkadaşlığını ve yoldaşlığını konu etti.

 

kosarken yavaslar gibi

 

Yazarın ikinci kitabı Annemle Konuşmalar ise, geçen yıl mayıs ayında okurla buluştu. 2009’da kaybettiği annesine dair iç konuşmalarından yola çıkarak hazırladığı kitapsa, anneler ve kızları arasındaki aşk-nefret sarmalı üzerine düşündüren bir anlatı niteliğinde.

 

Annemle Konusmalar

 

Geçen yıl Red Dergisi‘nde ve kadın haber ajansı jiyan.org’da yazıları yayınlanan feminist yazar, birkaç yıldır da Mesele Dergisi‘nin “Reddi Nisyan” adlı bellek sayfasını hazırlıyor. Şöhret Baltaş kendi yaşamını ise şöyle tanımlıyor: “Hayat gailesi sürüyor, yazma ateşi de. Hayaller, gerçekliğin içinde ne kadar yer bulabilirse biz o kadar insanî varlığımızı gerçekleştirebiliyoruz, bu yüzden hayatın zorunlu akışıyla didişsek de, hayallerimizdeki yola devam… Ve ‘hayal gücü, iktidara’…”

Bu kez, gazeteci-yazar Şöhret Baltaş’ın KaraKutu‘sunu açtık.

 

KARAKUTU

 

En büyük takıntım

Takıntıdan çok fobi denebilir; zorunlu kalmadıkça uçağa binmekten kaçınıyorum.

 

Bir nota olsam…

‘Mi’ olurdum.

 

Benim rengim…

Beyaz! Çünkü bana doğum ve ölümle tanımlanan yaşam döngüsünü anımsatıyor.

 

Bir roman/film karakteri olsam…

Füruzan’ın “47’liler” romanındaki “Emine” olurdum.

 

Şansım olsa…

Geçmişte/gelecekte ezilenlerin devrimi yaşandığında orada olurdum.

 

Uykumu kaçıran dünya meselesi…

Akıl dışı hale gelen neoliberal barbarlığın (ve Türkiye’de onunla el ele yürüyen dinci/baskıcı düzenin) ne zaman ve nasıl sonlanacağı.