Güney Asya’da Neoliberalizmin Kadınların Hayatı Üzerindeki Etkileri Tektip Değil

30 Eylül 2015 Tarihinde Tarafından Ayşe Düzkan, Edebiyat, Emek, Göçmen, Kadın, Kitap, Söyleşiler Kategorisinde Yayınlanmıştır.

Srila Roy, Hindistan kökenli bir feminist araştırmacı, Güney Asya’daki farklı ülkelerde yer alan feminist hareketlerle ilgili derlemesi Yeni Güney Asya Feminizmleri, Çelişkiler ve İhtimaller, geçtiğimiz aylarda Güldünya Yayınları’dan çıktı. Kitap, bölgeden farklı mücadele deneyimlerini aktarmanın yanı sıra, Türkiye’de süren kimi teorik tartışmalarla ilgili farklı bakış açıları da sunuyor. Roy, kitabı ve feminizm üzerine sorularımızı cevapladı.

Röportaj: Ayşe Düzkan

Kitabınızın adı “Yeni Güney Asya Feminizmleri”, farklı feminizmleri birbirinden ayıran nedir?

Kitabın başlığındaki “Güney Asya Feminizmleri” aşikâr biçimde belirli bir bölgedeki feminizme gönderme yapıyor ama kitabın girişinde de açıkladığım gibi “Güney Asya” etiketinin kendisiyle ilgili sorunlar da var tabii. Dünyanın bu kısmındaki feminizmin bölgesel özgüllüğü ve tarihsel gelişimi, onu başka yerlerde, örneğin Orta Doğulu feminizm teriminin zaman zaman bir kısaltma gibi, ama sorunlu olarak kullanıldığı Orta Doğu’da kadın hareketlerinin ve feminizmin evrilme biçiminden ayırır. Yakın bir zamanda, feminizmin, özellikle yerel bağlamlar içinde epeyce özgül kaygılarla bağlantılı olarak billurlaşmış olmasına rağmen fikir, kavram ve güç ilişkilerinin ulusaşırı “akışı” içinde hep bir ideal ve pratik olarak gösterildiği üzerine yazdım. Farklı feminizmleri birbirinden ayıran budur.

Kitabınız Avrupa/Kuzey Amerika merkezli feminist teorik atmosfer içinde çok tazeleyici bir etki yapıyor. “Batı”nın “Doğu”dan öğrenmesinin zamanının geldiği fikri karşısında ne hissediyorsunuz?

Bence mesele “Batı”nın “Doğu”dan öğrenmesi değil, bundan ziyade bu kategoriler arasındaki sınırların hep geçirgen olduğunun fark edilmesi… Başka bir deyişle, -böyle bir kitabın çok şey borçlu olduğu- sömürgecilik sonrası ve ulusaşırı feminizm, merkez ve periferi, yerel ve küresel, ulusal ve ulusaşırı tarihsel güç ilişkilerine ve eşitsizliklerine dokunmayan alışıldık ikilikleri bozar. Bunun yerine, feminist fikir ve pratiklerin hep eşzamanlı olarak bölgesel, ulusal ve ulusaşırı olduğunu açıklığa kavuşturuyor. Kadın hareketlerinin son yıllarda artan ulusaşırılığı egemen referans çerçevemizin iki verili aksını yani Batı ve ulus-devleti tamamen göz ardı etmese de, bu süreç ve dinamikleri, daha açık hale getiriyor. Yine de, “Batı”nın hem içinden hem de dışından kadınların eleştirileri sayesinde bugün toplumsal cinsiyet kavramından sadece kadınlar bağlamında bahsetmek ya da toplumsal cinsiyet ilişkilerinin küresel boyutlarını göz ardı etmek imkânsız hale geldi.

 

sari-panorama-by-Nandita-Ahmed-1024x482-470x260

 

Farklı inanç yapılarının kadınların hayatı üzerinde farklı etkileri olduğuna inanıyor musunuz?

Evet, özellikle kurumsal biçim/form aldıklarında. O yüzden, örneğin birçok Güney Asya ülkesinde, kadınların hayatına yönelik özgül çıkarsamaları olan dinsel-temelli politik hareketlerin dirildiğini görüyoruz. Bölgedeki, seküler değerlere güçlü bağlılığı olan feminist eylemcilerin çoğu dinin olumsuz etkilerine işaret etmiştir. Feminizmin sekülerizmle tartışılmaz ilişkisi, son zamanlarda, Saba Mahmood’un, belli muhafazakâr inanç yapılarının bile kadınların failliği ve öznelliğinin yeni kavrayışlarının zemini olabileceğini gösteren çalışmaları ve benzerleri tarafından tartışmaya açıldı.

Kitapta, Dhaliwal ve Patel’in bu bağlama oturan makaleleri, kadınların dinsel kimliklerinin daha fazla kullanılması için değil sekülerizme yeniden odaklanmak ve bağlanmak için, Britanya’daki etnik azınlık kadınlarının deneyimlerinden yararlanıyor.

Uzun yıllardır harekette olan iki eylemci tarafından yazılan bu bölüm bölgenin bir başka boyutunu ortaya koyuyor: Canlı diasporası ve Güney Asyalı kadınların Britanya’daki, patriarkal ve ırkçı bir devlete direnmekte oynadığı büyük rol.

Birçok ülkede kadınlara yönelik şiddetin yükselmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Bunun sebepleri sizce nelerdir?

Benzersiz bir ekonomik ve kültürel küreselleşme çağında kadınların, daha önce erkeklerin egemenliğinde olan kamusal alanlara ücretli emekçiler, kalkınma emekçileri (kalkınma çalışmaları yüzünden toplu tecavüze uğrayan ve Hindistan kadın hareketinin ikonalarından biri olan Bhanwari Devi vakasında olduğu gibi) hatta özgürleşmiş orta-sınıf kadınlar olarak girdikçe zora dayanan denetimin yeni biçimleriyle karşı karşıya kaldıkları doğrudur. Derlediğim kitap, bu yeni şiddet biçimlerinden bazılarını belgeliyor. Ülke bazındaki istatistikleri bilmiyorum ama bu türden şiddetin eskiye oranda daha az ya da daha çok yöresel olmadığını ama medyanın gündemleştirmesi sayesinde popüler sağduyumuzun oluştuğunu hissediyorum. Bir öğrencinin 2012 yılında, Delhi’de toplu tecavüze uğramasının ardından cinsel şiddetin bu türden biçimlerine yönelik hoşgörü düzeyinin nihayet kırıldığı iddia edildi. Hindistan’ın her yerinde gördüğümüz kendiliğinden kitlesel protestoları yükselten buydu. Küresel olarak, bu türden toplumsal cinsiyet temelli sorunlara ve cinsel şiddete direnişin bu tür biçimlerini Slutwalk yürüyüşlerinde, Arap Bayarı sürecinde, FEMEN’de ve yakın zamanda, genç bir kadının tecavüze uğrayıp öldürülmesiyle kendi “Delhi tecavüzü” momentini yaşamış bulunan Türkiye’de gördük. Bu eylemcilik biçimleri feministler ve feminist olmayanlar tarafından aynı biçimde kabul görmedi ama en azından kadınlara yönelik şiddetin feminist diriliş ve harekete geçişin bir alanı olduğunu gösterdi.

Neoliberalleşme Güney Asya’da ve dünyada kadınların ücretli emeğini haklar bağlamında nasıl etkiledi?

Feministler arasındaki genel konsensüsa göre neoliberalleşme kadınların hayatını daha kötü hale getirdi, sosyal devleti geri püskürterek onları pazara dayanan güçler karşısında daha korumasız yaptı ve küresel bir topluluk olarak kadınları sömürü koşulları altında, güvensiz, düşük ücretli işler aracılığıyla daha da yoksullaştırdı. Ücretli çalışma açısından yeni fırsatlar açmış olsa da, neoliberal süreçler, eşitsizliği süren emek sürecinin toplumsal anlamda cinsiyetlenmiş yapısını değiştirecek çok az şey yaptı. Bunun yerine, kötü çalışma koşullarını normalleştirmek, kapitalist patriarkal çalışma yapılarının ve bunların liderliğine kadınların coşkuyla girişini sağlamak için, Sheryl Sandberg’in “Yüklen”i gibi neoliberal mantralar oyuna sokuldu.

 

guldunya_YGAF_kapak

 

BAZI ÜLKELERDE KADIN HAKLARI KONUSUNDA ÇOK AZ MESAFE KAT EDİLDİ

Kadınların çoğunluğunun informel sektörde çalıştığı Hindistan gibi ülkelerde kadın hakları konusunda çok az mesafe kat edildi. Ama, birçok feministin de “neoliberal” teriminin küreselleşmeyle ortaya çıkan ekonomik dönüşümleri kapsamakta yetersiz olduğunu savundukları gibi, Güney Asya ülkelerinde neoliberalizmin kadınların hayatı üzerindeki etkileri tektip değildir. Örneğin Hindistan, neoliberal bir devlet olmasına rağmen kadınlar ve diğer madun gruplar bağlamında sosyal devletin güçlü önlemlerini devam ettiriyor.

Küreselleşmenin sebep olduğu kültürel benzeşmenin feminizm ve feministler üzerinde bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, özellikle dijital teknolojilerin gelişmesi bağlamında yeni ve canlı bir ulusaşırı feminist savunma ve eylemcilik alanı sağladı. Kitapta yer alan TrishimaMitra-Kahn’ın yazısı Hindistan’da siber feminist eylemciliği anlatıyor ama bu yeni feminist eylemcilik biçimlerinin ulusaşırı tabiatı ve bunların medya ve internet teknolojilerinin küreselleşmesi aracılığıyla etkinleştiği üzerine çok daha fazlası da söylenebilir.

Gulabi Gang Türkiye’de çok popüler ve feministler erkek şiddetine karşı mücadelede bu deneyimi çok ilham verici görüyor. Onlarla ilgili ne dersiniz?

Gulabi Gang, erkek şiddeti ve patriyarkaya karşı bir tabandan kolektif feminist hareketlenme örneği olarak gerçekten de çok ilham verici. Ancak konunun yerel ve uluslararası medya tarafından ele alınışı kadınların zora dayanan düzen sağlama girişimleri ve şiddete başvurmalarının sansasyonelliğiyle ilintili oldu ve Hindistan’daki yoksul madun kadınların erkek şiddetine ve yaşadıkları topluluktaki şiddete karşı direnmekte başvurdukları –ve şiddete dayanmayan- sayısız gündelik yöntemi değersizmiş gibi gösterme sonucunu verdi. Bu kitap bu direniş yöntemlerinden bazılarına ışık tutuyor.

 

SRİLA ROY KİMDİR?

Nottingham Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri veren Srila Roy, lisans eğitimini Delhi Üniversitesi’nde, lisanüstü eğitimini ise Warwick Üniversitesi’nde yaptı. Araştırma/öğretme alanları olarak, çoğu Hindistan ve Güney Asya’nın çağdaş politik tarihini başlama noktası olarak alan Roy, sömürgecilik sonrası feminizm, toplumsal hareketler, şiddet, çatışma ve hafıza, duygu ve travma gibi çalışmalarla ilgileniyor. Revolution: Gender, Violence and Subjectivity inIndia’s Naxalbari Movement (Devrimi Hatırlamak: Hindistan’ın Naxalbari Hareketinde Toplumsal Cinsiyet, Şiddet ve Öznellik) (Oxford University Press, 2012) adlı kitabın yazarı aynı zamanda Birleşik Krallıktaki Feminist ve Kadın Araştırmaları Birliği’nin yürütme kurulunda yer alıyor.