Özel Röportaj: Eşcinseller susmayacaklar!

15 Mayıs 2015 Tarihinde Tarafından Emek, Kadın, Mehtap Doğan, Söyleşiler, Velev ki Kategorisinde Yayınlanmıştır.

Bu pazar, homofobi ve transfobiye karşı mücadele etmek LGBTİ’ler hakkında toplumsal bilinci yükseltmek, hak ihlallerine, ayrımcılığa dikkat çekmek, seslerini duyurmak amacıyla başlatılan Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü‘nün 25. Yılı. 17 Mayıs, Dünya Sağlık Örgütü’nün, Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması’nın akıl hastalıkları listesinden eşcinselliği çıkardığı 1990 yılından bu yana LGBTİ’ler ve LGBTİ dostları tarafından kutlanıyor. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı bir eylem ve karşı durma günü olan Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü’nü, 10 yıldır Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma adı altında bir dizi etkinlik düzenleyen Kaos GL‘nin editörlerinden Yıldız Tar ve Hakan ile konuştuk.

 

Röportaj: Mehtap Doğan

Kaos GL Derneği olarak 10 yıldır, Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma adı altında bir dizi etkinlik düzenliyorsunuz. Bu buluşma nasıl ortaya çıktı ve etkinliği hangi amaçla organize ediliyorsunuz?

Yıldız: Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma, Kaos GL tarafından koordine edilen ve 2006’dan beri her yıl, 17 Mayıs haftasında homofobi ve transfobiye karşı örgütlenen uluslararası bir etkinlik. Ayrımcılığa karşı lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin (LGBTİ) insan haklarının geliştirilmesi yönünde sosyal, kültürel ve akademik alanlarda etkinlikler düzenleyen Kaos GL Derneği, bu etkinlik ile Türkiye’de LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılığın tartışılmasına ve görünürlüğünün sağlanmasına zemin yaratmayı amaçlıyor.

 

Yıldız Tar Kaos GL

Yıldız Tar Kaos GL Editörü

 

LGBT’lerin sorunlarını ve homofobiyi tartışmak, eşcinsel ve heteroseksüellerle birlikte özgürleşmek isteyen herkesin katılabildiği Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma, ayrımcılığa karşı mücadelede örülen ağların sonucunda bugün Ankara sınırlarını aşarak Türkiye’nin dört bir tarafındaki şehirlere yayıldı. Buluşmayı her yıl, “Homofobi ve Transfobiye Karşı Yürüyüş” ile tamamlıyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün, 17 Mayıs 1990’da eşcinselliği “Uluslararası Hastalık Sınıflandırması”ndan çıkarmasının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen eşcinsellere yönelik damgalama ve ayrımcılık hâlâ devam ediyor. Türkiye’de ayrımcılığın dünü ve bugünü hakkında bilgi verir misin?

Yıldız: 2006 yılından bugüne kadar geçen süre LGBTİ hareketinin güçlendiği, örgütlendiği deyim yerindeyse yatak odalarına hapsedilmeye karşı sokakları, kamusal alanları, eşit yurttaşlığı, eşit hakları talep ettiği bir mücadele süreci oldu. Haliyle bu mücadeleler, homofobi ve transfobiye karşı inşa ettiğimiz patikalar gündelik hayatı da etkiledi.

Şu anda hâlâ anayasal eşitlikten bahsedemiyoruz. Eşit yurttaşlık ufukta görünmüyor. Çalışma hayatında homofobik ve transfobik ayrımcılıklar devam ediyor. Eşcinsel ve transların eğitim hakkı gasp ediliyor. Ayrımcılık hayatın her alanında sürüyor. Nefes alacak alanlarımız, örgütlenme ve düşünce özgürlüğümüz kısıtlanıyor. Nefret suçları can almaya devam ediyor. Daha geçtiğimiz hafta bir gecede üç farklı ilde dört transfobik nefret saldırısı yaşandı. Bu saldırılarla sadece can alınmıyor. Nefret suçları ve aslında nefret söyleminin de doğası gereği eşcinseller ve translar susturulmak isteniyor. Ama tek cümleyle ve sloganla özetlemek gerekirse: Eşcinseller susmayacaklar!

 

Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma  01 Mayıs 2001

01 Mayıs 2001


Toplum eşcinsellerin susmamasına hazır mı peki?

Yıldız: Bütün bu karamsar iklimde eşcinsel ve translar susmuyor, sokakları, okulları, iş hayatını kısacası bütün alanları bırakmıyorlar. Hem Edirne’den Kars’a örgütlenme artıyor hem de yasal düzenlemeler açısından olumlu adımlar atılmasa da toplumsal dönüşüm hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde ilerliyor. “Toplum eşcinsellere hazır değil” söylemi artık eskimiş, bayat bir lafa dönüşüyor. Toplumun bir parçası olan eşcinsel ve translar kendi hakları, özgürlük, eşitlik ve en önemlisi aşk için mücadele yürütüyor.

 

nefret-suclari

 

17 Mayıs, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerle ilgili tüm fiziksel, ahlaki veya sembolik şiddetlere karşı eylem ve karşı durma günü olarak kutlanıyor. Bu güne kadar pek çok eşcinsel nefret cinayeti nedeniyle katledildi. Biliyorsunuz Türkiye’de her gün en az üç kadın yakını bir erkek tarafından öldürülüyor. Eşcinseller için de böyle bir veriden bahsetmek mümkün mü?

Yıldız: 2006 yılından beri düzenli olarak lezbiyen, gey, biseksüel ve transların insan hakları ihlallerini izlemek ve raporlamak için çalışan Kaos GL Derneği, “2014 Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli İnsan Hakları İhlalleri İzleme Raporu”nu yayınladı. Raporda bulunan ihlaller medyaya yansıyan vakalardan derlendi. Bu nedenle lezbiyen, gey, biseksüel ve translar açısından Türkiye’de insan hakları ihlallerinin tamamını göstermiyor. Rapora göre 2014 yılı boyunca cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli 5 nefret cinayeti, 11 nefret saldırısı medyaya yansıdı. Bunlardan biri ateşli silahla, biri doğrudan kolluk tarafından, ikisi kesici aletle, üçü birden fazla kişi tarafından yapıldı. Aynı yıl medyaya yansıyan ayrımcılık vakası sayısı ise 5. Bu olaylardan da biri kamuya açık alanda yaşandı, üçünde kamu görevlileri tarafından, birinde de Baro tarafından ayrımcılık yapıldı.

Peki nefret suçlarının ve söylemlerinin önünü kesmek için çözüm önerileriniz var mı?

Yıldız: Bu raporla Türkiye Cumhuriyeti’nin, taraf olduğu ve ulusal hukukun bir parçası haline getirdiği Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Haklar Sözleşmesi’nin, Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gereklerini yaparak insan hakları alanında düzenlemeler yapması gerektiği bir kez daha açığa çıktı. Bütün bu ayrımcılıklardan bahsederken yapılması gerekenleri de şöyle sıralayabiliriz: Öncelikle Anayasa’nın kanun önünde eşitliği düzenleyen maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibareleri eklenmeli. Ayrımcılık yasağı ve eşitlik kanun tasarısı taslağı Meclis gündemine alınmalı, taslağın ayrımcılığı yasaklayan maddesine “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibareleri eklenmeli ve bu ibareler yasada tanımlanmalı. Türkiye İnsan Hakları Kurumu ve Kamu Denetçiliği Kurumu görev ve yükümlülük alanlarına giren her türlü insan hakkı, demokrasi ve hukuk ihlallerini cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli yaklaşımı gözeterek ele almalı. Bu iki kurum, görevleri gereği gündemdeki yasama etkinlikleri hakkında görüş verebilirler, rapor hazırlayabilirler ve kamuoyu açıklamaları yapabilirler. Hukuk sisteminde ayrımcılık yasağını düzenleyen maddelere cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibareleri  mutlaka eklenmeli.

 

Yıldız Tar Kaos GL

Yıldız Tar Kaos GL Editörü

 

Nefret Suçları ile ilgili düzenleme yaşam hakkı, beden bütünlüğü, eğitim, barınma gibi temel haklarla, nefret söylemini kapsayacak şekilde genişletilmeli, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ibareleri nefret suçları düzenlemesinde yer almalı. LGBT’lere yönelik nefret suçlarına karşı gerekli cezai önlemler alınmalı; “ağır tahrik” indirimlerinin nefret suçları sonrası uygulanamayacağına dair düzenleme yasada yapılmalı. T.C. Anayasası, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun, Kabahatler Kanunu gibi kanunlar ile çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanan yönetmeliklere dâhil olan “genel ahlak”, “kamu ahlakı”, “müstehcenlik”, “iffetsizlik” ve “yüz kızartıcı suçlar” gibi muğlâk ifadeler mevzuattan çıkarılmalı ya da LGBT’lerin aleyhine yorumlanamayacak şekilde yeniden düzenlenmeli. Türkiye, kurucu olduğu Avrupa Konseyi’nin, 2010 yılında yayınladığı Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Ayrımcılığıyla Mücadele Bakanlar Kurulu Tavsiye Kararı’na tam uyum için gereken tüm yasal ve politik adımları derhal yerine getirmeli. LGBT’lerin maruz kaldıkları nefret suçları, ayrımcılık, polis şiddeti gibi hak ihlalleri sonrası soruşturma ve kovuşturma evresinde mağdurların mağduriyetlerini artıran kolluk kuvvetlerinin ve adli birimlerin ayırımcı veya önyargılı tutumlarını bertaraf edecek önlemler alınmalı.

 

polis-siddet-uyguluyor LGBTİ

 

Askerlikle ilgili talepleriniz de var mı?

Yıldız: TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nde eşcinselliği ya da transseksüelliği “cinsel kimlik ve davranış bozuklukları” olarak nitelendiriyor. Askerlikten muaf tutulma sürecinde maruz kalınan onur ve haysiyet kırıcı uygulamalar bertaraf edilmeli. Eşcinselliği “gayri tabii mukarenet” şeklinde damgalayarak cezalandıran, cezalandırmakla kalmayıp söz konusu suçlamayla eşcinsel subayları çalışma hayatında cinsel yönelim ayrımcılığına maruz bırakarak, işten atılmalarını düzenleyen Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu değişmeli ve eşcinsellik suç olmaktan çıkartılmalı.

 

LGBTİ Çalışma Hayatı

 

LGBTİ’ler açık kimlikleriyle iş bulamıyor, kimliklerini açıkladıklarındaysa ya işlerinden oluyorlar ya da mobbinge, tacize veya şantaja maruz kalıyorlar. İşgücüne katılımları hükümet tarafından da desteklenmiyor. Eğitim, sağlık ve adalet gibi en temel haklarınıza erişemiyorsunuz. Bu konularda da beklentileriniz var kuşkusuz…

Hakan: Homofobi, transfobi, bifobi hayatın her yerinde. Bu nedenle LGBTİ’lerin yaşadığı sorunlar fazlasıyla çeşitlenip, her alanda kendisini gösterebiliyor. Sağlık alanında tedaviye erişimin sınırlı olması, tedavide ayrımcılık, sağlık alanında hizmet verenler tarafından maruz kalınan homofobik ya da transfobik tutumlar bu sorunların genel bir başlığı. Özelde ise, LGBTİ’ler için gerekli düzenlemeler ve çalışmaların olmayışı birçok alanda baskıya ve bunun sonucunda sorunlara neden olabiliyor. LGBT’ler sağlık alanında ayrımcılık, eğitimde ayrımcılık, iş hayatında ayrımcılık, günlük hayattaki tutumlar, aile baskısı, askerlik gibi problemlerle fazlasıyla karşılaşıyorlar. Bunun yanında homofobi, transfobi, heteroseksizm, heteronormativite, ikili cinsiyet yapısı, geleneksel aile yapısı, din gibi baskı unsurları da çeşitli sorunlar doğuruyor.

Her sorunun kendine özgü geliştirilmesi gereken çözüm yöntemleri var. Genel bir cevabı yok. Ama bahsettiğimiz sorunlar özelinde, Anayasa’da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ile ayrımcılığa karşı yasal düzenlemeler gereklilik teşkil ediyor. Bunun yanı sıra eğitim sisteminin düzenlenmesi, farkındalık çalışmalarının artırılması da önemli.

 

LGBTİ Çalışma

 

Yıldız: Hükümetin çalışma hayatında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını düzenlemesi şart. İş duyurularında, işe alınmada, iş ilişkisinin devamında ve işe son verme süreçlerinde LGBT çalışanlara yönelik ayrımcılığı yasaklayan düzenlemeler yapılmalı. İş Kanunu’nda “cinsiyet” eşitliğinin ardından “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” de kayda geçirilerek LGBT çalışanlar güvence altına alınmalı. Eğitim, istihdam ve sağlık kamu ve özel kurum ve kuruluşları ile hizmetlere erişim alanlarında LGBT’lerin yaşadıkları hak ihlallerini bertaraf edecek toplumsal ve kurumsal eğitim programları devletin pozitif yükümlülüğü olarak uygulanmalı ve takip edilmeli. İnsan haklarını ilgilendiren her konuda ve bilhassa ayrımcılığın önlenmesini konu alan düzenlemeleri yaparken, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nin ilgili birimlerinden görüş alınmalı. Tüm bu çalışmaları insan hakları örgütleri, kadınların insan hakları alanında çalışan örgütler ve LGBT örgütleri ile işbirliği içinde hareket ederek gerçekleştirmeliler. Ayrımcılığın ortaya çıkarılmasına yardımcı olacak istatistiksel çalışmalar yapılmalı. Adil yargılanma sürecinin gerçekleşmesi için, kolluk kuvvetlerine ve yargı organlarının mensuplarına yönelik homofobi, transfobi, ayrımcılık temalı insan hakları eğitimleri düzenlenmeli. Bu eğitimler için sivil toplum örgütleri ile işbirliği içinde hareket edilmeli. Cezaevi rejimi cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği itibariyle düzenlenmeli, izolasyon sona erdirilmeli.

 

Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma   01 Mayıs 2001

Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma
01 Mayıs 2001

 

LGBTİ bireyler sadece katledilmiyorlar, toplumsal baskılar nedeniyle intihar etmek zorunda da bırakılıyorlar. LGBTİ’leri intihar etmeye iten sebepler neler?

Yıldız: Ayrımcılık ve nefret sadece fiziksel şiddet ve hasara değil; psikolojik hasarlara da yol açıyor. Bazen bir bıçak darbesi bir ayda iyileşiyor ancak o darbenin yarattığı psikolojik yıkım, özgüven eksikliği, mutsuzluk, umutsuzluk hisleri yıllarca geçmiyor. LGBTİ’ler yaşamları boyunca doğrudan veya dolaylı şekilde kültürel, yasal, fiziksel ve sosyal boyutlarda ayrımcılıkla şiddete maruz kalıyorlar. Araştırmalar ayrımcılığa maruz kalmanın, hak ihlaline uğramanın ve aileden dışlanmanın depresyon, kaygı, travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik bozukluklara yol açtığını, bireylerin bağışıklık sistemlerini zayıflattığını ve iyileşmeyi geciktirdiğini ortaya koyuyor. Bütün bu baskılara karşı dayanışma ağları da yetersiz kaldığında intihar kaçınılmaz gibi geliyor. Ancak intiharı konuşurken dikkatli olmamız gerekiyor. İntiharı kişinin ölümünün hemen öncesinde yaşadığı deneyimlere dayandırmamalı. İntiharın temel sebepleri daha karmaşıktır ve her zaman ilk bakışta açıklanamaz. Ayrıca bir insanın yaşamındaki olumsuz bir olay ve sonuç arasında doğrudan bir ilişki kurmak, benzer olumsuz olayları yaşamış kişileri incitebilir ve insanlar arasında intiharın yayılma riskini arttırabilir.

Dünyanın pek çok bölgesinde eşcinsellik “suç” olarak görülüyor. Türkiye’de de benzer bir yaklaşımdan söz etmek mümkün mü? Hükümetin ve adalet sisteminin LGBTİ’lere yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hakan:
İnsanlık tarihini incelersek, eşcinselliğin suç olarak sayıldığı ve cezalandırıldığı dönemler olmuş, şu anda da devam ediyor. Eşcinsellik suç olarak adlandırılmış, hastalık olarak adlandırılmış, bunun yanında günah da sayılmıştır. Suç olarak adlandırma eşcinselliğe atfedilen tek yafta ve alt etme mekanizması değildir. Mevzuatta bir suç olarak geçmemesine rağmen toplum baskısı, hükümet politikaları eşcinsellerin kendi yönelimlerine ve toplumun eşcinsellere bakışının suç olarak evrilmesine neden oluyor. Bunun yanında dünyadaki gelişmeler, idamlar eşcinselleri psikolojik olarak etkileyebiliyor. Hükümet politikalarının LGBTİ’leri görmezden gelmesi, yasal tanınma sağlayacak politikalar geliştirmemesi, adalet sisteminin ayrımcı tutumları Türkiye’deki eksiklikleri göz önüne seriyor.

 

selin_sayek

LGBTİ Hakları Sözleşmesi HDP'li Milletvekili Adayları

LGBTİ Hakları Sözleşmesi HDP’li Milletvekili Adayları

 

Son yıllarda LGBTİ’lerin görünür olması politikacıların da LGBTİ haklarına yönelik çalışmalar yapmalarına sebep oldu. Örneğin “Okulda, işte, mecliste: LGBTİ’ler her yerde!” şiarıyla Mecliste LGBTİ kampanyasını başlatan Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği SPoD LGBTİ’nin LGBTİ Hakları Sözleşmesi’ni 30’u aşkın milletvekili adayı imzaladı. HDP ve CHP seçim bildirgesinde LGBTİ haklarına yer verdi. 2014 yerel seçimlerinde açık eşcinsel kimliğiyle CHP’den Beşiktaş Belediye Meclisi üyeliğine adaylığını koyan ve meclis üyesi yedek adayı seçilen LGBTİ aktivisti Sedef Çakmak, meclis üyeliğine yükseldi. Sizce ilerleyen yıllarda mecliste açık kimlikleriyle politika yapan LGBTİ’ler görecek miyiz? 

Hakan: LGBT hareketi yalnızca LGBTİ’ler ile yürümüyor. Bahsettiğiniz gibi sözleşmeyi imzalayan ve LGBTİ açık kimliğiyle mecliste yer alacak/alamayacak adaylar mevcut. LGBT açık kimlikli aday adaylarının, adayların var olması kuşkusuz olumlu. Aslında buna “temsil tamam da peki ya katılım?” diyoruz.

Elbette birçok kazanımlar oldu. Mart 2014 yerel seçim sürecinde aday olan açık eşcinsel, biseksüel, trans kadın ve erkeklerin yürüttüğü çalışmalar ile siyasî temsil konusu LGBT hareketinin ana gündemlerinden biri haline geldi. Açık bir LGBT aday seçilmemiş olsa da İstanbul’da CHP’li Şişli Belediyesi ile Beşiktaş Belediyesi’nde ve Mersin’de HDP’li Akdeniz Belediyesi’nde seçimlerde aday olmuş açık kimlikli adayların danışman statüsünde istihdam edilmesi seçilen belediye başkanlarının LGBT hareketine verdiği sözleri tutma konusunda samimi olduklarını gösteriyor.

 

lgbtiler her yerde

 

Partilerin, LGBT meselesine, sadece kendi parti programlarına LGBT’lere yönelik ayrımcılığı almanın yetersiz olduğunu görmeleri gerekiyor. Bunun yanı sıra LGBT’lerin parti içi farklı mekanizmalara etkin ve etkili katılımını sağlayacak yapısal değişikliklerin hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor. Öte yandan LGBT örgütleri ile işbirliği ve ortaklık zemininin kurulması, çoğaltılması ve kamuoyuna yansıtılması birlikte dönüşümün kapılarını aralayacak bir imkân olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda parti içi söz, yetki ve karar süreçlerinde, temsil ve karar alma mekanizmalarında LGBT’lerin varlığı ve bu alanda savunuculuk faaliyeti yapan örgütlerle düzenli istişare süreçleri yaratılması hayli önemli. Yani bu mesele yalnızca bir aday gösterme meselesi değil.

“Benim de eşcinsel arkadaşlarım var, çok tatlılar” cümlesini sık sık duyuyoruz. Bana sorarsanız bu da ötekileştirmenin başka biçimi. Sahiden bu kadar tatlı mısınız? Ya da sadece tatlı insanlar mısınız?

Hakan:
Elbette bu ötekileştirmenin başka biçimi. Hatta bazı insanlar için ötekileştiren eşcinsellerin kabul edilmesi “tatlılık” üzerinden sağlanabiliyor. Bu da “tatlı olmayan” eşcinsellere karşı bir tutumun gelişmesine neden olabiliyor. Sonuç olarak tatlı olarak değerlendirilen eşcinseller de, tatlı olarak değerlendirilmeyen eşcinseller de vardır ve toplumun her yerindedir. Eşcinsellik “tatlılık” algısından ziyade bir cinsel yönelimdir ve LGBT hareketinin mücadelesi bu kalıp yargılara karşı da yürümektedir.