Çiçeklerin Çetin Mücadeleleri Adına!

25 Şubat 2016 Tarihinde Tarafından Asmin Raşa, Emek, Genel, Kadın, Velev ki Kategorisinde Yayınlanmıştır.

“Denizleri balıksız
tarlaları çiçeksiz kalan tüm coğrafyalara sözümüz olsun.”

15 Yaşında teyzesinin eşinden ağır tacize uğramış biri olarak yazımda empatiye değil gerçeklere yer verdiğimi en başından belirtmek isterim. Bu yüzden istatistiklere ve oranlara çok yer vermeyeceğim. Hepimizin sanal ortamda edinebileceği bilgilere değil de edinemeyeceği acılara biraz daha yakından bakalım istiyorum.

Asmin Raşa

O yazdan sonra hayatımda hiçbir şey elbette eskisi gibi olmadı. Bu “kirlenmişlik” hissi ne kadar çok yansıtılmasa da ailem içerisinde, bu olay ile yüzleşmemek için üzerinde de durulmadı. Büyüdüğüm dönemin Türk sinemalarından tecavüz hakkında edindiğimiz o acıtıcı tanımları, en çok kadınların kadınları dışlayıp adamların önüne yem olarak attığı senaryolarda öğrenmiştim.

Bu durumda kalkıp ikinci kez evlenmiş, bu adam için kızından olmuş, bir de çocuk doğurmuş bir kadına: “Kocan bana önce aşkını ilanı etti. Tüm Bodrum’a beni sevgilisi olarak tanıttı. Çiçekçilerden buket buket çiçek aldıktan sonra (o senelerde gece yarısı Bodrum merkezden Yalıkavak’a minibüs olmadığından) kalmak zorunda olduğumuz otel odasında beni benden etti” diye söylediğim de muhtemelen buna inanmayacaktı. İnandı diyelim bunu ona konduramayacak kadar bir çok fedakarlık yapmış, bu ilişki için bedeller ödemiş ve çok emek harcamıştı.

Kimse ne olduğu ile ilgili tek bir soru sormadı. Bende anlatmadım, anlatamadım. Ama herkes bir şeyler olduğunun farkındaydı. Delil denilebilinecek tek şey iki parmaktı ve eve tam bir hafta sonra dönmüştüm. Şahit olarak sadece gitmek zorunda kaldığımız otel görevlisini gösterebilirdik ama o da küçük bir miktar “para” karşılığında o gece yaş sorununu görmezden gelmişti.

Tam bir hafta sonra eve döndüğüm günün gecesinde anneme sarılıp yattığımı unutmuyorum. Tekrar küçülmek istemiştim. Küçücük minicik olmak istemiştim onun kollarında. Annemin söyledikleri kulağımda hala: “Ben dokunmaya kıyamadım, ben dokunmaya kıyamadım sana.”

Acılardan kaçmak da en insanı şey idi. O da bir yerlerden öğrenmişti bunu.
Asla onu suçlamıyorum.
Fedakarlık kadınların boynuna başkaları tarafından geçirilmiş bir ilmek.
İnsan bazen başkaları tarafından asılmak yerine kendini asmayı yeğliyor: SUÇLULUK.

 

kadın
Sonra ki yıllarda bu olayı hatırlamadığım tek gün bile olmadı. Hatırladıkça kendime acı çektirdim ve bu acıları zamanla somutlaştırmaya başladım. Daha sonra psikiyatriler ve ilaçlar.
Unuttum mu?
Hayır unutmadım. Erteledim. Kendime somut acılar edinmeyi bıraktım yalnızca.
Somutlaştırdığım acıları bir madalya gibi kollarımda taşımaya devam ettim. Çünkü ben artık bir anneydim.

19 yaşıma geldiğimde bu suçluluk duygusundan kaynaklı otoriteyi ve ilişkileri hep yanlış tanımladım. Beni ezen beni aşağılan güç karşısında kendimi güvende hissetmeme sebep olan bir evlilikten çok güzel bir kız çocuğuna sahip oldum. 22-23 yaşına geldiğimde ancak bunları okuyabilecek olgunluğa eriştim. Tüm bunlar ile yüzleşmem ayrı bir yıkıma uğratmıştı beni. Her şeyden önce samimi olmadığına ve sevmediğim bir adamla sevişmek zorunda kaldığım bu evliliği bitirmem gerekiyordu. Çalışmıyordum. Boşanmak istediğimi her dile getirdiğimde karşıma “Önce ekonomik özgürlüğünü eline al” diyen tonlarca kadın çıktı. Başta annem ve en yakın kız arkadaşlarım.

Hamile iken sınava girip kazandığım edebiyat öğretmenliği bölümünü göbeğimi okşayıp vazgeçmiştim. Çökmüş eğitim sisteminin kanıtı olan o sınava tekrar girip açık öğretimden sosyolojiye kaydımı yaptırdım. Aynı dönemde kızımla birlikte cinsiyetçi eğitime karşı savaş açtık. Sık sık kreş ziyaretleri, ev işleri, geceleri beklenen kadınlık vazifeleri arasında bir süre mekik dokudum. İş başvurularında lise mezunlarından bir adım önde olabilmek için bölümden ön lisans diplomamı alıp ayrıldım. Bu arada KPSS için dershaneye yazıldım. Dershane ücretini kesinlikle karşılamayacağını söyleyen eşim karşısında annem harekete geçti tüm masraflarımı üstlendi. 6 yıl boyunca arabamız olduğu halde ehliyet almam konusunda ekonomik bahaneler üreten bir adamın dershane masraflarımı karşılamasını beklemem aptallık olurdu sanırım.

 

kadina_siddet
Enteresan olan ise diplomamı almamam ve iş tecrübem olmamasına rağmen boşanma kararını eski eşime söylemiş olmamdı. KPSS de beni tabi ki beni atamadı…

Annemin bu konuda harekete geçmiş oluşunun sebeplerinden biri; emeğimin paraya dönüştüğü bu ortamda evliliğimin daha da uzun süreceği algısıydı. Bir diğeri ise çocuk sahibi oluşumdu. Çünkü kendisi yıllardır çocukları için kendi evliliğine katlanıyordu. Benim boşanma kararım onda “çocuğunu sevmeyen bir kadın” yankısı uyandırmıştı.

Sorun ekonomik değil sorun insanların içinde bulunduğu kolaylıklar karşısında, sistemin zorluklarla başa çıkamayacağına inandırmış olduğu kadınlardı. Bu kadınlar diğer kadınlara bu korkuları ve kendi cesaretsizliklerini bir şekilde taşıyor oluşu ile ilişkiliydi.

Evlilik kurumu ile üzerinde tahakküm kurulan kadına toplum tarafından “Eee kumarı içkisi yok başka kadın da yok, bak hayatım tüm erkekler böyle, bizimkisi de aynı kaç yıldır çekiyorum” sözleri ile diğer kadınların da bu mücadelenin önünü kesmesi bizleri ayrı bir acının koynuna itiyor.
“Ne yer ne içer nerede yaşarsın tek başına?
Çocuğunla ortada kalırsın.
Kadınsın tek başına yapamazsın.”

Bir kadının kendi başına kendini koruyabileceği algısı henüz birçok kişinin ulaşamadığı bir gerçeğin içinde sırdı. Bu sırra ulaşmak için cesaretle acının ve zorlukların üzerine kararlı bir şekilde yürümek gerekliydi. Rutini bozmak, alışkanlıkları kırmak zordur. Kapının önündeki çöpün artık sizin sorumluluğunuzda olması veya çocuğumuz hastalandığında “Çok ateşli hastaneye çıkaralım mı” diyebileceğiniz birinin olmayışı kadar basit şeyler bile insanın gözünü korkutabiliyor.

Boşandıktan sonra bir süre benimle kalan bir kız arkadaşımla bunları paylaşabildim. Evlilik iki yakın kız arkadaşın aynı evin içinde ortak yaşam kurallarına uymanın üzerinde bir şey olmalıydı. İki karşıt cinsiyetin birbirine farklı perspektifler katabileceği ortamı yaratabilmekti.

Zihinsel özgürlük ekonomik özgürlükten çok daha önemliydi.
Eğer çalışıyor olsaydım sistem tarafından üç kuruşa sömürülmenin tüm motivasyonunu para harcama üzerinden sağlayarak yüzüme kısa süreli sahte bir tebessüm koyacaktım. Çocuğumu bakıcılara yahut kreşlere tek edip kendimi özgürleştirdiğime inandığım tampon bölgeyi kurup, tüm problemleri bir çırpıda çözmüş olacaktım.

Ekonomik özgürlüğü elinde olan ve şiddete uğrayan birçok kadın tanıyoruz hepimiz. Sorun burada toplumsal normların eseri olmuş kadınlarla ilgili. Ekonomik olarak özgür olduğumuzda ve çok tükettiğimizde işler gayet yolunda gibi bir algı yaratıyor sistem bizde. İstediğinizi giyiyor, istediğiniz zaman arabanıza atlayıp istediğiniz mekanlar da arkadaşlarınızla içiyor, istediğiniz vakitte evinize geliyorsunuz. Çocuklarınız en pahalı okullarda okuyor, en iyi kurslara gidiyorlar.

Özgürsünüz daha ne istiyorsunuz, harika bir eşiniz var, harika bir de işiniz var. Sıkıştığınızı hissediyorsunuz ama her şey oradan bakınca aslında mükemmel gözüküyor. Evlilikler böyledir anneannelerimizin bir terliği varmış, sizin her şeyiniz var ama siz hala mutsuzsunuz. O zaman sorun sizde, oklar sizi gösteriyor, bağırıyorsunuz “ Ben deli değilim” ama sesinizi duyan genelde olmuyor. Neden mutsuzsunuz? Neden olmuyor? İstemeden de olsa soluğu yine bu düzenin allayıp pulladığı psikiyatrilerde veya psikologlarda alıyoruz. Haplar bize çok iyi gelmiyor aslında. Haplar başarabileceklerimizi ve direnişimizi engelliyor. Görmemiz gereken gerçekleri, sizi siz yapan, özel kılan tüm istekleri; beynimizden, bedenimizden, ruhumuzdan koparıp alıyor. Aynada sizden eser kalmayan prototip bir kadın, yüzüne allık sürerken, dudaklarına sahte bir gülümseme konduruyor.

Güzel kardeşim sen de, biz de, hepimiz bu düzenin bir yerlerinde sıkıştık. Hepimizi bir şekilde sıkıştıran bu düzenle başa çıkabilmek için dur ve biraz dinlen. Ne istediğini bilmeyen bir insan mutlu olamaz. Kendini tanı. Kendini dinle. Ne istediğini bil.

Sorun aslında, kadın olarak hiç birimizde değil. Kendini asla suçlama. Kendini asla suçlama, çünkü bu düzende kendisini suçlaması gereken en son kişiler bizleriz. Çünkü bu düzen öyle bir düzen ki, senin suçluluk duyguların üzerinden kendisini var ediyor.

Doğada; incecik, narin gövdesi ile sert bir kayayı ortadan ikiye bölen çiçeklerin direnişi bizlerin birer simgesi olsun.
Sert kışlara karşı kardelen gibi açmak umuduyla…