Özel Röportaj: Kadınlar hayatlarına sahip çıkıyor

29 Mart 2016 Tarihinde Tarafından Edebiyat, Emek, Etkinlikler, Kadın, Kitap, Mehtap Doğan, Söyleşiler, Velev ki Kategorisinde Yayınlanmıştır.

“Hayatım üzerinde çok fazla denetimi vardı. Onu vurmak için birçok sebebim var. Haklıydım! Pişman olacak bir şey yapmadım…” Bu cümleler feminist hareketin önemli isimlerinden, Erkekleri Doğrama Cemiyeti’nin yazarı Valerie Solanas’e ait. Ayrılıkçı feminist düşüncelere sahip olan Solanas, 1968’de, hakkını yediğini düşündüğü ABD’li yönetmen Andy Warhol’u tabancayla vurma suçundan hakim önüne çıkartıldı. Kendinden emin bir şekilde ve büyük bir ısrarla haklı olduğunu savunan Valerie, “makbul kadın” dayatmalarına direnirken “makbul erkek” diye bir tanımlamanın neden olmadığını sorgulattı. Seneler geçtikçe erkek şiddetine direnen kadınların hikayeleri Valerie’ninkiyle ortaklaştı.

2015 Yılının ilk altı ayında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 144. Kadınların büyük bir kısmı yakını bir erkek tarafından öldürülüyor. Dünyanın hemen her yerinde tacize, tecavüze, şiddete maruz kalan kadınlar ya susuyor ya da susmaya zorlanıyorlar. Ancak aralarında kendi canını korumak, hayatına sahip çıkmak için erkek şiddetine direnenler hatta öldürmek zorunda kalanlar bile oluyor. Tıpkı kendisine tecavüz eden, tehditle, silah zoruyla şiddetini sürdüren Nurettin Gider’i öldürüp, başını bir çuvala koyduktan sonra, “İşte namusuma uzananın kellesi” diyerek köy meydanına atan Nevin, ormanlık alanda, sokak ortasında, hamileyken, doğum yapmak üzereyken hatta hasta yatağında makineye bağlıyken şiddetine uğradığı kocasını öldürdükten sonra “Hep kadınlar mı ölecek, biraz da erkekler ölsün” diyen Çilem, kendisini kemerle boğmaya kalkışan kocasını hem kendi canını hem de çocuğunu korumak için öldüren Yasemin ve daha nicesi gibi…

Artık daha fazla kadın erkek şiddetine, baskıya ve toplumdaki patriyarkal denetime karşı mücadele ediyor ve erkeklerin fiziksel, ekonomik, cinsel ya da psikolojik şiddetine karşı direniyor. Geçtiğimiz yıldan bu yana maruz kaldıkları erkek şiddetinden kurtulmak için şiddetin faili erkeği yaralamak, öldürmek zorunda kalan ya da bu şiddete bir biçimde direnen kadınların basına yansıyan hikayelerini toplayan İstanbul Feminist Kolektif (İFK), aylık periyotlarda yayınladıkları raporları bir kitapta topladı. Geçtiğimiz günlerde Güldünya Yayınları etiketiyle piyasaya çıkan “Kirpiğiniz yere düşmesin” Kadınlar Hayatlarına Sahip Çıkıyor isimli kitap 10 TL’den satılmaya başlandı.

Kadına yönelik erkek şiddetini önlemek ve bu şiddeti engellemek için uzun yıllardır mücadele eden İstanbul Feminist Kolektif’den Özlem Kaya, Ayşegül Taşıtman ve Begüm Acar ile kitabı, raporları, çoğunlukla tanıdıkları erkekleri öldürmek ya da yaralamak zorunda kalan kadınları konuştuk.

Röportaj: Mehtap Doğan

Öncelikle İstanbul Feminist Kolektif nasıl bir örgütlenme? Ne tür çalışmalar yapıyorsunuz ve isteyen herkes üyesi olabiliyor mu?

Özlem: İstanbul Feminist Kolektif farklı isimler altında bugüne kadar İstanbul’daki tek tek ya da örgütlü feminist kadınların bir arada politika ürettiği, eylem çağrıları yaptığı bir zemin olma amacıyla hareket etmiş bir kolektif. Son dönemde bu zeminin nasıl tanımlandığına nasıl bir hukuku olması gerektiğine ve kolektif olma deneyimine dair tartışma yürütmeye ihtiyacımız olduğunu düşünerek daha önceden yaptığımız rutin toplantılarımızı yapmamaya başladık. Bunun yerine açık çağrıyla yaptığımız toplantı sonucunda oluşan grupla birlikte aylık temalı forumlar örgütlemeye başladık. Bu forumlar isteyen herkesin katılabileceği forumlar elbette.

 

Özlem Kaya

 

Maruz kaldıkları erkek şiddetinden kurtulmak için şiddetin faili erkeği yaralamak, öldürmek zorunda kalan ya da bu şiddete bir biçimde direnen kadınların basına yansıyan hikayelerini topladınız. Böyle bir çalışma yapma ihtiyacı nasıl doğdu?

Özlem: Feministler olarak uzun süredir erkek şiddetine karşı mücadelemizi sürdürüyoruz, kadın cinayetleri davalarını takip ediyoruz, erkek failleri deşifre ediyor ve bu şiddetin erkek egemenliğinden ne şekilde beslendiğini vurguluyoruz. Ancak bir süredir bu politikanın kadınlar olarak bizleri sıkıştırdığı mağdur kimliğini dert edinmeye başlamıştık. Kadınları tecavüz edilen, dövülen, öldürülen mağdurlar olarak göstermek, kendi kimliğimizi bu şekilde kurmak istemiyorduk. 2012 yılında Isparta’da Nevin’in kendisini yıllarca tehdit eden ve tecavüz eden adamın başını keserek köy meydanına atması tüm Türkiye’nin gündemine düştü, bizim de öyle. Nevin’le birlikte kadınların  ‘şiddetine’ daha çok dikkat eder olduk. Bu kesinlikle kadınlar da yapabilir, kadınlar da erkekleri öldürebilir, yaralayabilir gibi bir soyut eşitlemeye gitmek amacını taşımıyordu. Kadınların erkekleri öldürdükleri ve yaraladıkları durumlarda genellikle arka planda uzun yıllar devam eden bir erkek şiddeti dikkat çekiyordu. Kadınlar çoğu zaman öldürülmemek için, kendilerine yönelik erkek şiddetini durdurmak için şiddete başvuruyorlardı.

Bu çalışmaya ne zaman başladınız ve şu ana kadar kaç kadının hikayesine ulaştınız?

Özlem: 2015 yılının Ocak ayından itibaren aylık raporlar yayınlıyoruz. Kadınlara tek tek ulaşmıyoruz, medyaya yansıyan haberleri derliyoruz. İlk bir sene boyunca yayınladığımız raporları ve konuyla ilgili çıkan yazıları topladığımız kitabımız Güldünya Yayınları’ndan çıktı. Kitapta daha detaylı bir şekilde yer alıyor, medyaya yansıdığı kadarıyla 2015 yılında kadınlar 24 erkeği öldürdü, 35 erkeği de yaraladı. Öldürülen erkeklerin tümü kadınların tanıdığı erkekler, bazen kocaları, bazen sevgilileri bazen de eski sevgili ya da kocaları. Kadınların yaraladığı 35 erkekten 26 tanesi yine kadınların çevresindeki erkekler. Bu arada sadece yaralama ve öldürme haberlerine yer vermiyoruz, devam eden meşru müdafaa davalarına dair haberler de raporda yer alıyor. Aynı zamanda Şiddeti İzleme Müdahil Ol diye bir bölümümüz var, o bölümde de tek tek bizlerin ya da genel olarak toplumun erkek şiddetine karşı çıktığı örneklere yer veriyoruz. Aslında bu da bizim için hayatına sahip çıkmanın bir ayağı. Özellikle de kadınlar olarak kolektif müdahilliğimiz kendi bireysel hayatlarımızı savunmak anlamına da geliyor.

Gün geçtikçe daha çok kadın hayatına sahip çıkıyor, erkek egemenliğine direniyor ve kendine yeni bir hayat kuruyor. Kadınların artık istemedikleri bir hayata ‘hayır’ dediklerini söylemek mümkün mü?

Özlem: Kadın cinayetlerindeki artış tartışılırken de bu mevzu konu olmuştu ve biz de bir etkisi olduğunu savunmuştuk. Kadınlar hayır dedikleri için ve erkekler böyle bir öznellikle, kendi söz haklarını kısıtlayan ve iktidarlarını tanımayan ya da sarsan kadınlara tahammül edemedikleri, bunu genel olarak bir tehdit olarak hissettikleri için de kadınları öldürüyorlar. Bu tek açıklama değil elbette, genel muhafazakarlaşmanın, erkekleri güçlendirirken kadınların güçlenmesinin önünü açmayan devlet politikalarının ve keskinleşen savaş ve artan militarizmin bunda etkisi var. Ancak her durumda evet, kadınlar daha çok hayır diyor. Biz hayatlarımıza sahip çıkıyoruz derken tam da bu istemediğine hayır deme hakkını da savunuyoruz aslında, üç çocuk doğur diyene hayır diyoruz, kürtaj olamazsın diyene hayır diyoruz, evlenmek zorundasın diyene hayır diyoruz, kahkaha atamazsın, kızlı erkekli yaşayamazsın, hamile sokakta gezemezsin diyenlerin hepsine hayır diyoruz. Biz bunu feminist politik söz olarak kuruyoruz belki ama tek tek kadınlar da hayır diyor ki, devlet politikası bu yönde olsa da doğum artış hızı düşüyor, boşanma oranları artıyor, evlenme oranları azalmıyor belki ama evlenme yaşı yükseliyor, vs.

2015 yılının ilk 6 ayında kadınlar 14 erkeği öldürülmemek için öldürdü, 17 erkeği de yaraladı. Öldürülen erkeklerin tümü kadınların tanıdıkları erkeklerdi. Bugün için bir değişiklik var mı? Bu sayılarda artış ya da düşüş yaşandı mı?

Begüm: Öldürülen erkeklerin çoğu kadınların tanıdığı erkekler, kocası, babası, sevgilisi, erkek kardeşi, vs. bir kısmı da kadınların hiç tanımadığı, yoldan geçerken ya da takip ederek cinsel saldırıda bulunmaya çalışan, taciz eden erkekler. Son yıllardaki gözlemlerimize göre, kendini savunmak amacıyla meşru müdafaada bulunan kadınların sayısı artmıştı ve medyada daha görünür olmaya başladılar. Bir yıl boyunca düzenli olarak bu raporları tutmaya başladığımızda gördük ki istisnasız her ay en az bir olay yaşanıyor. Azalma ya da artma olduğunu söylemek için belki henüz erken; ancak, bu olayların bir süreklilik arz ettiğini söylemek mümkün. Ve kadınların sadece öldürme ya da yaralama yoluyla değil başka biçimlerde de hayatına sahip çıkma oranlarındaki artışı eklemek gerek.

Yine 2015 rakamlarına göre yaralanan 17 erkekten, sadece 5’i kendilerini yaralayan kadınları tanımıyordu. Ancak burada da bir meşru müdafaa söz konusu. Kadınlar hangi gerekçelerle tanımadıkları erkekleri yaraladılar?

Begüm: Bunlar daha çok kadınların tanımadığı, sokakta yürürken taciz ya da cinsel saldırıda bulunan adamlar. Bazıları örneğin aynı okuldan, işyerinden olup kadınları bir süre takip ettikten sonra saldırıda bulunabiliyor ya da kullandığı toplu taşıma aracının şoförü olabiliyor. Tanınmayan bir adamdan gelen cinsel saldırı ve taciz rakamları, kadınların tanıdıkları adamlara göre çok daha düşük. Ancak, burada dikkat çekici nokta, kadınların sokakta, tanımadığı herhangi bir adamdan gelebilecek saldırıya karşı yanında biber gazı, bıçak gibi kendini savunma aletleri taşıması. Kadınlar olarak gece ya da gündüz, ıssız bir sokakta yürürken sürekli bir tedirginlik hissetmeyi gündelik hayatımızda her birimiz deneyimliyoruz. Ancak raporlar gösteriyor ki, artık buna karşı sessiz kalmıyor, tacizciyi tecavüzcüyü teşhir ediyoruz. Kadınlar bu adamlara karşı ya direkt kendileri savunmada bulunuyor ya da onları teşhir ederek çevredekilerden yardım istiyor. Bazı durumlarda çevredekilerin olaya müdahil olup tacizi, tecavüzü, hatta cinayeti engellediğini görüyoruz. Ancak, raporlardan görebildiğimiz kadarıyla kadınların bu durumlarda nadiren polise başvurduğunu söyleyebiliriz. Bu da kadınların bu gibi durumlarda kolluk kuvvetlerine duyduğu güven üzerine düşünmeyi gerektiriyor.

Rapordaki bölümlerden biri de Devam Eden Meşru Müdafaa Davaları ve Yargı Kararları başlığını taşıyor. Bu davalar arasında yargının cinsiyetçi kararlar verdiği davalar var mı? Örnek verebilir misiniz?

Begüm: Erkek egemen mahkemeler, kadın cinayeti ya da tecavüz davalarında olduğu gibi kadınların meşru müdafaa davalarında da cinsiyetçi, yani kadını yargılayıp erkeği koruyan kararlar vermeye devam ediyor. Çıkan tartışmada kadın ve erkeğin birbirini aynı şekilde yaraladığı, ancak kadının daha çok cezaya çarptırıldığı dava örnekleri var. Kadın katillerine ve tecavüzcülere haksız tahrik indirimi uygulayan ve istisnasız iyi hal indirimi veren mahkemeler, söz konusu kadın olunca bu indirimleri genel olarak uygulamıyor. Buradaki fark şu: Mahkemelerin erkek egemen bakış açısı, kadınların yaşadığı şiddet geçmişi ile işlemek durumunda kaldığı cinayet arasında bağlantı kurmayı engelliyor. Şiddet geçmişi ile olay anını birbirinden farklı olarak görüyor. Eğer şiddet geçmişi ile bağlantı kurabilse olayın meşru müdafaa olduğunu görmesi, kadınların canını kurtarmak için başka bir çıkış yolu olmadığını görmesi hiç de zor değil.

 

Begüm Acar

Begüm Acar

 

Hayatına sahip çıkan kadınlar denilince akla Nevin, Çilem, Yasemin, Fatma gibi pek çok isim geliyor. Nevin yazdığı bir mektupta “Bana indirim yapılmaz ablam, sonuçta ben bir erkeği öldürdüm ama o beni öldürmüş olsaydı iyi haliymiş, yok tahrikmiş ne kadar indirim varsa uygularlardı, bundan eminim” demişti. Karısını öldüren erkeklerle, kocasını öldüren kadınlar arasında nasıl bir fark var? Yaygın olarak kullandığınız sloganlardan birisi “Erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz.” Bu slogan ne anlama geliyor?

Begüm: Yıllardır takip ettiğimiz kadın cinayetleri davalarından biliyoruz ki tahrik indirimi bu davalarda bir “erkeklik indirimi” olarak uygulanıyor. Erkekler, “Yemek pişirmedi, tuzluğu uzatmadı, cilveli saat sordu, beyaz tayt giydi, benimle sevişmedi” gibi bahanelerle kadınları öldürüyor; mahkemeler de onların bahanelerini gerekçe olarak kabul edip haksız tahrik uyguluyor. Pişmanım deyip kıravat takana da iyi hal indirimi veriliyor. Yani mahkeme heyeti, cinayeti işleyen adamı değil onun yerine kadının hayatını yargılıyor, didik didik ediyor ve sonunda ölümü hak ettiğine kanaat getiriyor. İşte bu sistematik olarak görüldüğü için buna “erkek adalet” diyoruz. Oysa kadın cinayeti bir günde gelmiyor, yıllar içinde görülen şiddet sonucunda “geliyorum” diye diye geliyor. Öldürülen kadınların hepsi yıllarca katili tarafından şiddete, işkenceye maruz kalmış kadınlar. Cinayet bu sistematik şiddetin bir sonucu. Bu noktada öldürülen kadınlarla erkekleri öldüren kadınlar arasında bir ortaklık var; çünkü erkekleri öldüren kadınlar da yıllarca bu erkek tarafından şiddete maruz kalıyor. Öyle bir an geliyor ki, öldürmese o an kendisi öldürülecek. Dolayısıyla, canını kurtarmak için meşru müdafaada bulunuyor. Erkekler yıllar içinde planlayarak, tasarlayarak kadınları öldürürken, kadınlar bir anlık can havliyle meşru müdafaada bulunuyor. Kadınların öldürürken kullandığı araçların genel olarak mutfaktan alelacele alınmış ekmek bıçağı ya da erkeğin elinden alınmış tabanca olmasından da bunu açıkça görebiliriz. Üstelik kadınlar yargılanırken herhangi bir bahanenin arkasına sığınmıyor, erkekler gibi “pişmanım” diyerek indirim yarışına girmiyorlar.

Tutuklanıp Isparta Cezaevi’ne konan Nevin; “Tasarlayarak canavarca hisle kasten adam öldürmek” iddiasıyla ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle 2 yılı aşkın süre yargılandı. Yargılama sürecinde Nevin’in avukatı Adli Tıp Kurumu’ndan cezai ehliyetinin olup olmadığına ilişkin rapor alınmasını talep etti. Nevin’in akıl sağlığının yerinde olduğuna dair Adli Tıp’tan alınan rapor üçe karşı iki oyla, Kasım 2014’te mahkemeye sunuldu. Davanın 13’üncü celsesinin görüldüğü 12 Ocak 2015’te Savcı Osman Çabuk, ilk iddianamesindeki “Canavarca hisle” ibaresini çıkartarak, “Tasarlayarak kasten adam öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet” istemiyle mütalaasını verdi. Mütalaada geçen evlilik dışı ilişki yaşadıklarına dair iddia, Nevin’in medyadaki temsilini temelden değiştirdi. Başlangıçta “Tecavüzcüyü öldürüp namusunu temizleyen kadın” olarak onay gören Nevin, bir anda, “Evlilik dışı ilişki yaşadığı erkeği öldüren canavar kadın”a dönüştü. Feministlerin çabalarının medyanın diline, kamuoyunun bakışına en önemlisi de yargıya bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Ayşegül: Biz aslında bu raporu hazırlarken medyanın dilini eleştiren bir yerden de sözümüzü söylemeye çalıştık. Bunu yaparken cinsiyetçi haberlerin arasından kadınların hikayelerini çekip çıkarmak elbette zor oldu bizim için. Söz konusu haberler genellikle bir kadının kocasını, sevgilisini öldürmesinin başlı başına “haber değeri” taşıdığını varsaydığından, yani sadece olaya odaklanıldığı için şiddet geçmişine ilişkin bilgiyi bize sunmuyordu. Kadınların kendilerini korumak için hayatlarını savunmaları ise gazete satırlarında tek cümleyle geçiştirilen birer “iddia” olarak kalıyordu. Medyanın diliyle okumak ve sonrasında o dili dönüştürmeye çalışmak pek alışık olmadığımız bir durum. Hatta bunun için kendimizce bir yazım kılavuzu bile hazırladık. Haberler, kadınların şiddet hikayesini genelde vermediğinden, özellikle uzun yıllardır süren evlilik/boşanma gibi durumlarda biz, haberlerin inatla vermekten kaçındığı ya da görmediği hikayeleri kullanmaya özen gösterdik. Saldırgan erkek yerine şiddet uygulayan, şiddete maruz bırakan gibi şiddeti vurgulayan bir yerden erkekliği tarif etmeye dikkat ettik. Peki, tüm bunların medyaya ve hatta yargıya etkisi oldu mu? Örneğin “erkek şiddeti” tanımının artık ana akım medyada kullanılmaya başladığını biliyoruz. Geçtiğimiz günlerde Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu olarak sokak adlarını, hayatlarına sahip çıkan kadınların isimleriyle değiştirdiğimiz bir eylem yaptık. Eylemin haberini yapan ana akım medya eylem görsellerini kullanırken, erkek şiddetine maruz kalan kadınlar hayatlarına sahip çıkıyor diyerek haberi vermişti. Haber dilinin bu şekilde veriliyor olması ister istemez kamuoyunun bakışında da bir değişiklik yaratıyor. Biz, kadınlar hayatlarına sahip çıkıyor söylemini politik bir yerden kurmaya devam ettikçe yargıyı da değiştireceğimize inanıyoruz. Tam da bu yüzden kadınların hayatını savunma biçimlerinin meşru müdafaa olduğunu ısrarla söylemeye devam ediyoruz.

 

Ayşegül Taşıtman

Ayşegül Taşıtman

 

Kadına yönelik şiddet denilince akla ilk olarak fiziki şiddet geliyor. Şiddetin başka biçimleri var mı? Kadınlar daha çok hangi şiddet biçimlerine maruz kalıyor? Ve fiziki şiddet biçimi dışındakileri örneğin maddi, cinsel şiddet gibi ayrımına varıyorlar mı?

Ayşegül: Esasen bu soruyu en doğru şekilde yanıtlamak için Mor Çatı’nın raporlarına ya da yayınlarına göz atmak gerekir. Ancak genel olarak söylemek gerekirse kadınlar farkında olarak ya da olmayarak şiddetin pek çok farklı türüne maruz kalıyorlar. Evet, en dikkat çeken, bazen doğrudan yaşam hakkını da hedef aldığı için fiziksel şiddet, fakat bunun yanı sıra kadınlar kocaları, sevgilileri ya da ailedeki diğer erkekler tarafından psikolojik, cinsel, ekonomik ve sözel şiddet de maruz kalıyorlar. Örneğin evli oldukları için kocasının isteği ve ısrarı üzerine onunla cinsel ilişkiye giren o kadar çok kadın var ki, oysa biz evliliklerde tecavüzün olduğunu biliyoruz. Raporu hazırladığımız bir yıl içerisinde, hikayesi anlatılan kadınların büyük bir kısmının artık cinsel şiddetin ayrımına vardığını gördük. Davasını takip ettiğimiz kadınlar arasında kendisine uygulanan şiddetin, bir tür cinsel şiddet olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlayan kadınlar olduğunu biliyoruz.

Pek çok kadının yaşadıklarının en az bir yakını tarafından bilindiğini, kimilerinin savcılığa giderek şikâyetçi olduğunu, kimilerinin ise bir dönem sığınakta kaldıklarını ya da koruma kararı aldıklarını biliyoruz. Şiddete uğrayan ya da bir yakını şiddete uğrayan kadınlara neler yapmalarını öneriyorsunuz?  

Ayşegül: Bir kadın şiddete uğradığında öncelikle ona en yakın karakola gidebilir, kuşkusuz karakolların bu konuda ne kadar güvenilir olduğu tartışılır, ancak yine de ilk olarak başvurmaları gereken yer karakollardır. Mor Çatı’nın hazırladığı rehbere göre kadınlar karakolların yanı sıra Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne (ŞÖNİM), Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlükleri’ne, kaymakamlığa, valiliğe, aile mahkemesine, belediyelere veya kadın örgütlerine başvurabilirler. Eğer ki evden çıkamayacak bir durum var ise o zaman da Alo 183 veya 155 Polis İmdat aranabilir. Erkek şiddetine maruz kalan kadınların şikâyetçi olmaları çok önemli. Bu noktada kadınların yalnız olmadığını ve kendileri gibi daha pek çok kadının erkek şiddetine maruz kaldığını bilmeleri gerekiyor. Yalnız değilsiniz, bu yüzden şikâyetçi olmanız ve size bunu yapan kişinin cezalandırılmasını sağlamanız çok önemli. Eğer ortada bir fiziksel şiddet durumu varsa hastaneye giderek darp raporunun alınması gerekiyor çünkü vücutta bulunan izlerin kaybolmadan muayene olunması, yaşanılan şiddeti kanıtlamak için son derece önemli. Ayrıca fiziksel şiddet söz konusu ise (şiddeti uygulayan kocanız, sevgiliniz, akrabanız vs. olabilir) bir şikâyet dilekçesiyle doğrudan savcılığa da başvurulabiliyor. Eğer ücretli avukat tutacak maddi bir kaynak yoksa ücretsiz avukatın atanması için baroya talepte bulunabilirler.

Geçtiğimiz günlerde basına, pek de alışık olmadığımız bir mahkeme sonucu yansıdı. Eşini kafasına piknik tüpüyle vurduktan sonra bıçaklayarak öldüren ve 24 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Damla K, mahkemenin meşru müdafaa kararının ardından beraat etti. Bu tarz sonuçların cezaevindeki başka kadınların da yolunu açacağını düşünüyor musunuz?

Ayşegül: Evet, Damla’nın haberine raporumuzda da değinmiştik. Hayatlarını savunan diğer tüm kadınlar için söylediğimiz gibi bu eylemin meşru müdafaa olduğunu ve bu tavrın da hukuktaki karşılığının ceza almamak olması gerektiğini belirtmiştik. Damla’nın beraatıyla sonuçlanan mahkemenin bu tavrı, başka kadınların da beraat edebileceği umudunu verdi bize. Önümüzde yıllardır davasını takip ettiğimiz Nevin var, Yasemin, Çilem var ve raporda adı geçen pek çok kadın. Biz bu kararın emsal teşkil edeceğini düşünüyoruz ve kadınların erkek şiddetine karşı çaresiz bırakıldığı erkek egemen sistemde, kendini kurtarmak için hayatlarını savunmalarının yargı tarafından meşru müdafaa olarak kabul edileceği günler için mücadele etmeye devam edeceğimizi vurgulamak istiyoruz.

 

hayatlarimiza sahip cikiyoruz_ilan

 

Meraklısına:

Kitap ve çantaları Taksim’de bulunan Feminist Mekan’dan edinebilirsiniz. Posta yoluyla almak isterseniz feministler@gmail.com adresine yazmanız yeterli.